Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

‘Son sosyalist devlet’in mirası mı?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48

Sinan Sönmez'in "'Son sosyalist devlet'in mirası mı?" başlıklı yazısı 19 Ocak 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Yazının başlığı sizi şaşırtmasın boşuna Avrupa’da bir devlet aramayın! Söz konusu olan T.C. devletidir geçmişte başbakanlık görevini üstlenmiş bir iktisat profesörü ülkemizdeki sistem için birçok kez bu betimlemeyi yapmıştı. Eski başbakana göre “Ankara,.., Balkanlar ve Asya’nın son sosyalist devlet merkezi”ydi. Ekonomik kriz ve sorunlar da “son sosyalist devlet” olma niteliğinden kaynaklanıyordu!
1984’de KİT’lerin özelleştirilmesine ilişkin ilk yasal düzenleme yapıldıktan sonra 1986-87’de TELETAŞ’ın özelleştirilmesi-tasfiyesi ile kapılar açılmış, “son sosyalist devlet”in mülkiyetindeki işletmeler ve kuruluşların yanı sıra tüm kamu varlıkların satışına girişilmiştir. Satış işlemlerinin pırıltılı dünyasına adım atmanız için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (ÖİB) internet sitesini (www.oib.gov.tr) tıklamanız yeterli olacaktır! Milli Piyango İdaresi-şans oyunları, elektrik, doğal gaz ve muhtelif taşınmazlara alıcı arayan ihale duyurularının yer aldığı göz alıcı bir AVM’ye böylece adım atabilirsiniz!

Eski başbakanın “son sosyalist devlet” nitelemesini bir kenara bırakalım. Kapitalist bir ekonomiye sahip ülkemizde devlet mülkiyetinin başta imalat sanayisi ve madencilik olmak üzere bankacılık ve diğer sektörlerde yaygınlaşması, söz konusu sektörlerde KİT, işletme ve ortaklık kurması piyasa ekonomisi mantığına ters olmayan bir gelişmedir. Kapitalist birikimin hızlanması ve özel sektörün desteklenmesi için devlet işletmelerinin kurulması ve yaygınlaştırılması gerekli olmuştur. Piyasa ekonomisinin egemen kılınması için devlet girişimciliği, karışımcılığı ve düzenleyiciliğine gidilmiştir. Bu gelişme Türkiye’ye özgü değildir. Komşu Avrupa’da 1980’li yılların sonlarına dek devlet mülkiyeti ülkemize göre daha yaygın olmanın yanısıra birçok sektörde özel mülkiyetin önünde yer almaktaydı.

Özel sektöre kaynak aktarımında ve kar oranını yükseltmede yaşamsal bir işlev üstlenmiş bulunan KİT’leri kutsamamak gerektiğini biliyoruz. KİT’ler kapitalist ekonomik sistemin bir parçasıdır. Bununla birlikte birçok sektörde, gerek üretici gerekse tüketiciler açısından devlet işletmelerinin önemi yadsınamaz. Örnek olarak SEK, Et-Balık, YEMSAN benzeri kuruluşlar verilebilir listeyi uzatmak çok kolay gözüküyor. Dolayısıyla KİT’ler ve benzer kurumların kapitalist ekonomik düzen çerçevesinde faaliyetleriyle topluma yarar sağladığı da görülmektedir
KİT sisteminin dönüştürülmesi ancak ortak mülkiyete dayalı işletmelerin kurulması veya öz yönetim ile olanaklı kılınabilirdi. Özelleştirme ise KİT sistemini ortadan kaldırarak, daha geri ve katı bir sömürü düzenine geçilmesine yol açmıştır. Sanayi ve madencilik alanında faaliyette bulunan kuruluşlardan başlayarak, özelleştirme ve tasfiye tüm sektörlere taşınmıştır. Bir liste vermeyeceğim ÖİB’nin internet sitesini ziyaret etmeniz yeterli olacaktır. Ancak 1986 yılından bugüne özelleştirmeden 46 milyar doların biraz üzerinde gelir elde edilirken, bu işlemlerin 24 milyar dolara yakın bir maliyetinin bulunduğunu belirtelim!

Birkaç önemli saptama yapalım. İlki, özelleştirmenin satın alanlar için en uygun koşullarda yapılmasıdır. Devlet işletmeleri, tüm borçları ödenerek ve satış bedelinin tahsilatı taksitlendirilerek, genellikle piyasa değerinin altında bir fiyat ile adeta hibe edilmektedir. TEKEL’in rakı fabrikalarının “hibe” koşullarını anımsıyor musunuz? Kuşkusuz alkollü içki özel maldır, devlet işletmesi tarafından üretilmesinde kamu yararı yoktur ancak özelleştirme bir rant aktarmaya, armağana dönüştürülmüştür. Çalışan işçilerin hakları korunmuş mudur? Geçmişte ÇİTOSAN’ın özelleştirilen modern teknolojiyle donatılan beş çimento fabrikasında çalışanların işten çıkarılması sayesinde övünülen resmi “verimlilik” artışı sağlanmıştır! Günümüzde durum farklı mıdır?

Devlet işletmelerinin büyük bölümü elden çıkarılınca artık sıra varlık satışına gelmiştir köprüler, yollar, limanlar, ormanlar…

İkinci saptamamız ise mevcut siyasi yönetimin geçmiş hükümetleri devlet işletmeciliğini yaygınlaştırmakla suçlamasının yersiz olduğudur. Oturup kalkıp kamu varlıklarına ve devlet işletmelerine şükretsinler. Neden mi? Satış sayesinde gelir elde ediyorlar. Yabancı sermayenin satın aldıkları devlet işletmelerine yaptıkları ödemeler doğrudan yatırım olarak istatistiklerde yer alıyor. “Taşı toprağı altın” olan İstanbul, Akdeniz ve Ege kıyıları, limanlar, ormanlar satışa hazırlanmıyor mu? Bir yandan klasik deyişle “ülke döviz kazanıyor”(!), diğer yandan bütçe açığı bile azaltılabiliyor. Neden mi? 11 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6338 sayılı yasayla özelleştirme gelirlerinin Hazine üzerinden bütçeye aktarılıp, bütçenin cari harcamaları için kullanılması da olanaklı kılınıyor. Böylece bir taşla bir çok kuş avlanıyor!

Mevcut siyasal yönetimin geçmiş hükümetlere devlet işletmeleri nedeniyle müteşekkir olması gerekiyor! İşletmeleri ve kamu varlıklarını “aslanlar gibi satarak” yollarına devam ediyorlar...

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları