Sinan Sönmez
Piyasalar ‘Kürt sorununda çözüm’ü satın almaya soyunuyor
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53
Sinan Sönmez'in “Piyasalar 'Kürt sorununda çözüm'ü satın almaya soyunuyor” başlıklı yazısı 30 Mart 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Piyasa oyuncularının, yani finansal spekülasyon işlemlerinde rol alan irili ufaklı oyuncu/aracıların beğenerek kullandığı terim “satın almak”tır. Hazretler, her şeyi satın alırlar. Örneğin Irak ve Libya’nın işgali ve bir dizi benzer işgal, komplo ve darbeler satın alındı ve alınıyor. Satın alınan aslında Irak’ın ve Libya’nın özelleştirilen, dolayısıyla çok uluslu petrol şirketlerinin eline geçen petrol yatakları ve rafinerileridir dolar olarak milyarlarla, trilyonlarla ifade edilebilecek zenginliklerdir. Ayrıca tahrip olan altyapıyı onarmak için esas olarak emperyalist ülkelerdeki özel firmaların ve kısıtlı da olarak da yerel işbirlikçilerinin açılan tatlı ve kârlı iş alanlarından nemalanması, yani savaş ve yıkımdan pay alması da işin çabasıdır. Piyasalar satın alma işlemini, ilgili ülkelerdeki siyasi yönetimleri ve muhalif güçleri “gaza getirmek” için de gerçekleştiriyor. Böylece yıkım projeleri hızla yaşama geçirilirken ve yeni oyunlar kurgulanırken, piyasalar kesenin nasıl dolacağının hesabını yapmakta ve yeni senaryolar yazmaktadır.
Piyasa oyuncularının, kendi deyişleriyle “Kürt sorununun çözümünde alınan mesafeyi” satın almaya soyunmaya giriştiği, birkaç gün önce somut olarak ortaya çıktı. Nasıl mı? Mevcut üç uluslararası kredi derecelendirme kuruluşundan biri olan Standart&Poors, Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu “BB+”ya yükseltti. Böylece Türkiye ekonomisinin spekülatif olma niteliğini korumakla birlikte, “yatırım yapılabilir” düzeye ulaşmasına bir adım kaldığı tescil edildi. “Yatırım yapılabilir” olabilmek için notun bir kademe daha yükseltilerek “BBB-”ye çekilmesi gerekiyor. Diğer bir kredi derecelendirme kuruluşu olan Moody’s de, Haziran 2012’de Türkiye için aynı düzeye denk gelen “Ba1” derecesini uygun görmüştü. Üçüncü kredi derecelendirme kuruluşu Fitch ise, Kasım 2012’de Türkiye’nin derecesini “BB+”dan “BBB-”ye yükselterek, Türkiye’yi “yatırım yapılabilir ekonomi” kategorisine dahil etmişti.
Bu kısa, teknik ama gerekli açıklamadan sonra gelelim işin özüne. Standart&Poors’un açıklamasında not yükseltme gerekçelerden bir tanesi özellikle ilginçtir. Diğer gerekçeler arasında “göreli olarak güçlü olan kamu maliyesi performansını zedelemeden ekonomi yavaşça yeniden dengeye yönelmekte, bu bağlamda sermaye girişlerinin oynaklığına karşı döviz ile borçlanmalardaki ihtiyati sınırlamalar ile derinlik kazanan yerel para cinsinden sermaye piyasaları ekonomiyi daha güçlü kılmaktadır” gibi kanımızca bilinen ve tartışılır yuvarlak ifadeler yer almaktadır. Geçtiğimiz haftalarda ekonomik büyüme ile bütçe disiplini arasındaki “naylon evlilik” ve ekonominin spekülatif nitelikte sermaye girişine bağımlılığı konusunda yazdığım için, temcit pilavı gibi gene aynı konuya -şimdilik- geri dönmeyeceğim. Ancak yukarıda değindiğim ilginç ve ihtiyatlı not artırımının püf noktasını oluşturan gerekçe “Kürt sorununun çözümüne yönelik alınan mesafe”dir. Standart&Poors, Kürt sorununun barışçıl şekilde çözülebilmesinin ekonomiye yansımasıyla birlikte, uzun vadede kredi notunun pozitife dönebileceğinden dem vurmaktadır.
Anımsayalım finans sermayesinin küresel örgütü ve sözcüsü Uluslararası Finans Enstitüsü’nün, “Türkiye: Cari işlemler açığı daralıyor, riskler devam ediyor” başlıklı 7 Mart tarihli araştırma notunda ekonomideki mevcut ve potansiyel kırılganlıklar belirtilmekte, “dışarıdan para akışına fazla güvenme”, “gelişmiş ülkelerde (ABD, AB) uygulanan gevşek para politikasındaki bir değişiklik seni açmazlara sürükler”, “ekonomin risk biriktiriyor”, “taşıma suyla değirmen dönmez” anlamına gelen uyarılar nazik ve diplomatik bir dille yapılmıştı. Mart sonlarında ise Standart&Poors değerlendirmesine yeni bir siyasi öğeyi katarak, göreli bir düzeltme yaparak notu yükseltmiştir. Bu değerlendirme şaşırtıcı olmadığı gibi, anlamlı bir mesaj vermektedir. Açık seçik görülmektedir ki, piyasalar, dolayısıyla küresel finans sermayesi, ABD’nin siyasi güdümünde “Kürt sorununun çözümü”nü ve İsrail ile görünürdeki buzların erimesini portföyüne katma sürecini başlatmıştır.
Verilen mesaj açıktır: Öngörülen siyasi düzenlemeleri hızlandırın ve böylelikle daha fazla sermaye girişinden yararlanın, ekonominize dışarıdan taşınacak daha çok miktarda su var. Standart&Poors’u, bu gidişle diğer derecelendirme kuruluşlarının izlemesi hiç de şaşırtıcı olamayacaktır. Çetrefilli siyasi “çözüm” yolunda ilerlemeye çalışan tarafların küresel finans sermayesinin desteğini arkalarına alacakları yadsınamaz. Dolayısıyla, siyasi sorun çerçevesinde örülen çok boyutlu çıkar ağının ortaya somut olarak konulması, aranan “çözüm”ün ne olduğunun anlaşılmasına önemli katkıda bulunacaktır.