Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Lobi söylemi ve Merkez Bankası

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00

Başbakan'ın “faiz lobisi”ne ilişkin şikayetini, kredi kartı kullanımı konusunda yaptığı uyarı ve özel bankalara yönelik eleştirisi izledi. Sıradakileri bekliyoruz...

İtiraf ediyorum tam bir ay önce bu sütunlarda daha radikal bir öneri getirerek kredi kartlarının kullanımdan kaldırılmasını, tüketici kredilerine son verilmesini hatta cüretkar biçimde Borsa-İstanbul’un faaliyetlerinin durdurulmasını önermiştim!

Göndermede bulunduğum yazıdaki öneriler dikkate alınırsa “uluslararası faiz lobisi”nin ekonomiyi ve toplumsal düzeni bozucu komploları da engellenmiş olacaktır!

Faiz lobisi konusunda ekonominin durumunu rakamsal olarak ortaya koyan ve işin aslı astarının ne olduğunu tüm boyutlarıyla açıklayan onca yazının, uluslararası düzeyde tanınmış iktisatçıların eleştirel değerlendirmelerinin ardından tekrar aynı konuyu ısıtıp sunmak istemiyorum. Ancak faiz lobisi söylemi gene gündemi işgal etmeyi sürdürüyor. Bu nedenle söylemin birkaç yönüne değinmekte bir sakınca olmadığını düşünüyorum.

Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz artırımı kararı, Cumhuriyet gibi muhalif bir gazetenin Ekonomi sayfasında bile manşetten “Bağımsızlık Gösterisi” olarak duyuruldu (24 Temmuz, s.10). Bravo! Demek ki TCMB rüştünü böylece kanıtlamış oldu! TCMB’nin rezerv kullanımının ardından faiz artırımı yoluyla TL’deki erozyonu engelleme çabasının bir “bağımsızlık gösterisi” veya kahramanlık gibi sunulabilmesi, kavram kargaşasının boyutlarını sergilemektedir. Ayrıca yandaşlar bir tarafa, ana akım medya (?) içinde yer alan gazetelerde faiz lobisi ile buna karşı olan grubun çekişmesi biçimindeki fantezilere de yer verildiğini ve senaryolar yazıldığını da unutmayalım!

Oysa ki, durum son derece açıktır: Türkiye ekonomisi özellikle sıcak para ağırlıklı yabancı sermaye girişine bağımlıdır. Ekonominin durumu denizde yol almaya çalışan bir yelkenliyle benzerlik göstermektedir. Rüzgar uygun yönden kuvvetli estiği zaman yelkenler şişmekte ve hızla hatta bazen de pupa yelken yol alınmaktadır. Rüzgar dindiğinde tekne hareket edememektedir. Ters yönden esen rüzgar ise tekneyi gerisin geriye sürüklemekte, bata çıka tekne tekrar rotasına oturtulmaya çalışılırken büyük hasarlar oluşmaktadır. Hasarın ötesi, teknenin alabora olup batmasıdır.

Şimdi yelkenlinin yerine Türkiye ekonomisini koyun, Rüzgarın yerini yabancı sermaye alsın. Atmosferik koşullar yerine de uluslararası ekonomik ve finansal ortam ile devasa finansal fonların yönünü belirleyen merkezlerin karar ve politikalarını koyalım. Nasıl ki, rüzgardan olabildiğince yararlanabilmek için teknenin ve yelkenlerin en uygun biçimde tasarlanması gerekiyorsa, ekonomide canlılığın korunabilmesi için yabancı sermayeyi çekecek her türlü düzenleme yapılmaktadır. Ancak bu noktada yelkenli ile arada büyük fark hatta benzeşmezlik ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de ekonominin yabancı sermayeye bağlılığın ötesinde tam anlamıyla bağımlı kılınması, çarpık bir ekonomik yapının oluşmasına yol açmıştır. Çarpıklık üretken yatırıma değil tüketime dayalı bir modelin uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Tüketim borçlanma ile sürdürülmektedir tüketici kredisi, taşıt ve konut kredisi, ihtiyaç kredisi tutarlarında aşırı artış, kredi kartının ödeme kolaylığı sağlayan araç olmaktan çıkması sistemin çarpıklığını işaret etmektedir. Ay sonunu getiremeyen milyonlarca birey ve ailenin kredi kartını nakit çekmek için kullandığı, sonuçta biriken borçları ödeyemez duruma düştüğü bilinen bir gerçektir.

Borçlanmaya dayalı büyüme modeli kaçınılmaz olarak kamu iç borcu ile toplam dış borcun hızla artmasına, döviz açığının giderek büyümesine neden olmuştur. Böylesine kırılgan yapı, ABD FED (merkez bankası) Başkanı Prof. Bernanke’nin parasal genişlemeye son verileceğini ve 2014 ortalarından itibaren faizleri yükseltmeyi düşündüklerine ilişkin açıklamasıyla sarsıntıya uğramıştır. Finans kapitalizminin sarmaladığı dünya ekonomisinde sıcak paraya en bağımlı olan ekonomilerin yoğun olarak etkilenmesi şaşırtıcı bir sonuç olamaz. Nitekim Türkiye’nin olumsuz etkilenenler arasında ilk üç arasında yer alması beklenmedik bir sonuç değildir.

Bu koşullarda kısa sürede dışarıya hızla önemli miktarda sermaye kaçışı başlamıştır. Olumsuz gelişmeleri uluslararası faiz lobisinin Türkiye aleyhine sahneye koyduğu bir oyun olarak görmek ise bir parodiden öteye geçemiyor. Ancak finans sermayesinin ve spekülatörlerin egemen olduğu kapitalist sistemde, az sayıda kazanan ve çok sayıda kaybedenin yer aldığı bir oyun oynandığı da yadsınamaz bir gerçektir.

Mevcut konjontürde TCMB, TL’deki erozyonu durdurmak için önce ve inatla döviz rezervlerini kullanmış ancak sonuç alamayınca kaçınılmaz olarak faiz artırımına başvurmuştur. TCMB başka ne yapacaktı? Uygulamayı TCMB’nin bağımsızlık gösterisine dönüştürmek de ancak ikinci bir parodi olabiliyor! Bakalım daha neler duyacağız ve öğreneceğiz!

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları