Sinan Sönmez
Komplo ve algı
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:11
Başlıktaki iki sözcük veya kavram ekonomideki gidişat ile yakından bağlantılı. Hükümet kanadı ortaya çıkan zincirleme rüşvet ve yolsuzluk skandalını bu kavramlar aracılığıyla açıklıyor. Ekonomideki kırılganlığın ve aşağıya inişin belirginleşmesi de komplo ve algıdaki değişmeye bağlanıyor.
Komplo ve algıyı Türkiye’deki siyasi ve ekonomik “istikrar”ı açıklamada anahtar kavramlar olarak kullananların arasında Bakan Babacan’ın yer alması da ekonomi konusunda hükümet kanadının şifresini çözmeye katkıda bulunuyor.
Komplo nedir? 12 Eylül darbesinin ardından askeri cuntanın sürekli telaffuz ettiği “iç ve dış düşmanlar” gene karşımıza çıkıyor. Komplo savını bizzat siyaseten ekonomiden sorumlu en yetkili kişinin ileri sürmesi sorunların ne kadar büyük ve yetkililerin aczinin göstergesidir. İktisat yazınında merkez bankası, para otoritesi olması nedeniyle, piyasaların fon sağlamakta yetersiz kalması durumunda son başvuru yapılan mercii olarak kabul edilir. Yani kıymeti kendinden menkul piyasaların acze düşmesi karşısında imdada merkez bankası yetişir. Bir benzetme yaparsak ekonomideki kırılganlık ve olumsuz seyrin açıklanmasına en son çekilen silah komplo teorisi oluyor. Geliştirlen söylemde Türkiye’deki siyasi ve ekonomik istikrar ve gelişmeyi çekemeyenler tüm güçleriyle çalışıp tekerleğe çomak sokuyor ve yabancı yatırımcıların Türkiye’deki siyasi ve ekonomik duruma ilişkin algılarını olumsuz yöne çekiyorlar. Kanıt mı? Çok fazla kanıt var. Ancak iktisat politikasını yönlendirmede siyaseten sorumlu olan bakanın geliştirdiği söyleme kulak vermek yeterli olacaktır.
Bakan Babacan’ın 12 Ocak 2014 tarihinde TRT 1’de yayımlanan “Enine Boyuna” adlı programda kendisine “uygun” sorular yönelten gazetecilere verdiği yanıtlara atalım. Noktası virgülüne dokunmadan, yayımlanmış metindeki devrik cümleleri değiştirmeden, bazı ifade bozukluklarını düzeltmeden aktaralım: “Türkiye’nin ilerlemesinden, Türkiye’nin başarısından, hükümetimizin başarısından rahatsız olanlar var, kendi çıkarlarına dokunanlar var dışarıda da, içeride de. Yani Türkiye’nin daha etkin bir aktör olmasından rahatsız olan ülkeler var, çevreler bu da bir gerçek ve onlar da böyle dönemlerde ister istemez daha aktifleştirebiliyorlar, daha aktif olarak bu şeyi çalışmalarda, bu operasyonlarda, şunda bunda, kıyısında köşesinde, yani bir gönül birliği, bir amaç birliği seziyoruz doğrusu”. Üstelik “Türkiye’nin ekonomisinde, dış politikasında attığı adımlar, kendi demokrasisini ilerletmek konusunda attığı adımlar hamdolsun bütün dünyada çok büyük takdir topladı. 2013’te de tabii biz sınavlardan geçiyoruz, yani bu Gezi sınavını, bu son demokratikleşme paketiyle beraber gayet iyi bir şekilde ben verdiğimizi düşünüyorum”.
Her şey rayında giderken, demokrasi ileri düzeye çekilip ekonomide parlak günler yaşanırken, bir komployla işler karıştırılmakta ve yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilişkin algıları olumsuz yönde değiştirilmektedir. Bununla birlikte bu sınavdan da başarıyla çıkılacaktır.
Algının olumlu yöne çekilmesinde yolsuzlukla mücadelede kararlılık önemli bir silahtır: “2000-2001 krizinde Türkiye’yi sürükleyen en önemli faktörlerden bir tanesi yolsuzluklardır. Yani o döneme bir tepki olarak, bir isyan olarak aynı zamanda çıkmış bir siyasi hareketiz, bu konu bizim varlık sebebimiz. Partimizin adını vermemiz varlık sebebimiz. Bu kadar açık bir şekilde adeta varlık sebebi olarak ortaya koyduğumuz bir konuda tolerans göstermemiz, bu yolsuzlukların üzerini örtmek mümkün değil. Tabii bunların kökünü kazımak için de bugüne kadar çaba içerisinde olduk, bundan sonra da çaba içerisinde olmaya devam edeceğiz..,..yolsuzlukla olan mücadeleyi kuşkusuz vermeyi devam edeceğiz, şeffaflık konusunda, hesap verebilir bir devlet olma konusunda, bir hukuk devleti olma konusunda mücadelemizi vermeye devam edeceğiz, bu konudaki reformlarımıza devam edeceğiz”
Bakan Babacan’dan uzun alıntılar yapmamın nedeni, tekrar belirteyim, kendisinin siyaseten ekonomi alanında sorumlu ve yetkili olmasıdır. Bakan Bey’in geliştirdiği söylemde ekonomideki çatırdama komplo ve algı değişikliğiyle açıklanmaktadır. Özellikle 2002 sonrasında özelleştirilen kamu işletmelerine ve özel şirketlere (banka ve reel sektör) yönelen doğrudan yatırımın, genel olarak da spekülatif niteliği ağır basan yabancı sermaye girişinin biçimlendirdiği, kentsel rantlara ve kayıtdışına dayalı mevcut kırılgan ekonomik yapının çökme aşamasına gelmesi komplo ve algı değişikliği ile açıklanıyor.
İktidar odakları böyle algılamaya devam etsin…