Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

İktisat politikasının yörüngesi

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Bu köşede sıklıkla Türkiye’deki sermaye birikim modeli, bağlantılı olarak neoliberal iktisat politikaları ele alındı. İktisatçı olmayanların da artık iyi bildikleri üzere iç tüketime dayalı, ithalatı körükleyen, dış açığı hızla büyüten ve dışarıdan gelen sermayeye tümüyle bağımlı olan bir model söz konusu. Model gerek birey ve hanehalkı ile devletin içeriden borçlanmasını gerekse özel sektörün hızla ve artan tutarlarda dışarıdan borçlanmasına yol açmakta, başka bir deyişle borçlanma modelin ayakta kalmasını sağlayan etkenlerin ön sırasında yer almaktadır.

Kredi destekli tüketimin denetlenmesi doğrultusunda bankaların açtığı ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartı kullanımına sınırlamalar getirilmesi tasarım aşamasını arkasında bırakarak somutlaşmaya başladı. Özellikle son günlerde konuyla ilgili bürokrat ve/veya teknokratların açıklamaları konuyu daha da açıklığa kavuşturdu. Bu gelişmeleri dikkate alarak iktisat politikasında yörünge değişikliği mi var sorusunu sorup yanıtlamaya çalışalım.

2014-2016 yılını kapsayan Orta Vadeli Program’ın (OVP) temel amaçları arasında ekonominin ithalat bağımlılığı azalmış bir yapıya dönüştürülmesi, “dünya ekonomisinde yaşanmakta olan belirsizlik ortamının ülkemize etkilerini asgari düzeyde tutarak” cari açığın giderek düşürülmesi sağlanırken büyüme hızının yükseltilmesi, yurt içi tasarrufların artırılması, istihdamın genişletilmesi, enflasyonun aşağı çekilmesi ve “kamu maliyesinde güçlü duruşun” sürdürülmesi yer almaktadır. Metne göre “Kalkınma Planının ve Orta Vadeli Programın amaç ve önceliklerini gerçekleştirmek için yapısal reformlara devam edilecektir”

OVP’deki temel amaçlar ekonomideki kırgınlıkların bir bölümünü ortaya koymaktadır: Cari açık, düşük değil adeta dipte sürünen yurtiçi tasarruf, önemli boyuttaki işsizlik, hedefin üzerinde seyrederek yükselen enflasyon ön plana çıkmaktadır. Belirtilen kırılganlıkların giderilmesinde çipaya dönüştürülen mali disiplinden ödün verilmemesi ve neoliberal yapısal reformların sürdürülmesi gerekli koşul olarak değerlendirilmektedir. Hemen not düşelim: Sayıştay’ın TBMM’ye gönderme yükümlülüğünü yerine getirmediği denetim raporlarını, 2014 Bütçe Tasarısı’nın Meclis’e sunulmasının ardından, ayıklamaya tabi tutularak “özet” olarak ilettiği koşullarda mali disiplin veya bütçe disiplininden söz edilmesi kara mizahın ötesine geçmektedir!

Belirlenen temel amaçlar paralelinde tüketimi besleyen krediye ve kredi kartı kullanımına getirilecek kısıtlamaların cari açığın daraltılması ve milli gelirin yalnızca yüzde 12,6’sına eşit olan iç tasarrufun artırılmasına katkı yapacağı ve bağlantılı olarak yatırıma dayalı büyümeye yönelmeyi destekleyeceği düşünülebilir. Acaba?

TCMB’nin 2013’ün ilk altı aylık dönemine ilişkin verilerine göre tüketici kredisi kullananların yüzde 33’ünün aylık net geliri en fazla 1000 TL’dir. Üst sınır 2000 TL’ye yükseltildiğinde oran yüzde 59,2 ye ulaşmaktadır. Altı ay önce bu oranlar yüzde 38,8 ve 63,8’dir. Kısaca altı ay öncesine göre payı azalsa da alt ve orta-alt gelir grubu tüketici kredisinde beşte üçlük paya sahiptir. Nitekim aynı kaynak tüketici kullananların yüzde 50,8’inin ücretli olduğunu işaret etmektedir (Finansal İstikrar Raporu, Kasım 2013, Sayı:17). Bireysel kredi kartı ile tüketici kredilerinin toplamının banka kredilerinin üçte birine eşit olduğu da dikkate alındığında daha sağlıklı bir değerlendirme yapmak olanaklıdır. Bu olguyu Merkez Bankası raporu da ortaya koymaktadır: “Hanehalkı yükümlülüklerinin 2013 yılındaki artışında konut kredileri ve ihtiyaç kredileri etkili olurken, kredi kartlarının toplam yükümlülükler içindeki payı gerilemektedir. Ağırlıklı olarak bankalardan borçlanan hanehalkının taşıta ilişkin yükümlülükleri ise çoğunlukla finansman şirketlerinden sağlanan kredilerden kaynaklanmıştır. Konut kredileri ve ihtiyaç kredileri büyümede öne çıkmakta, bireysel kredi kartlarının artış hızı ise yavaşlamaktadır. Taşıt kredilerinin yıllık büyüme hızı yatay bir seyir izlemektedir. Faiz oranlarının artışa geçmesi ile birlikte bireysel kredilerin son dönemde belirgin bir şekilde ivme kaybettiği görülmektedir” (Finansal İstikrar raporu, s. 52). Düşük gelir gruplarının temel ihtiyaçlarını karşılamak doğrultusunda harcama yaptıkları ve borçlandıkları, orta-üst ve üst gelir gruplarının ise tüketime özendirildiği ve lüks tüketim mallarına yönlendirildiği saptanabilmektedir. Cari açığı besleyen dış ticaret açığında tüketim malları ithalatı belirleyici midir? Bu kategorideki mal ithalatı 2013’ün ilk on ayında toplam ithalatın yüzde 12’sine eşittir. Alt ve orta-alt gelir grubunda yer alanların ithal malların baş müşterisi olmadığı da bilinmektedir. Geriye kalan yüzde 88 ise esas olarak ara mallar ve yatırım mallarıdır. İthalatın bileşimi İthalata bağımlı, dahilde (Türkiye’de) işleme rejiminin ve Türkiye’deki gelir dağılımındaki bozukluğun aynasıdır.

Unutulmaması gerekli husus, üretim güçlerinin gelişmesine paralel olarak insan ihtiyaçlarının genişlemesi ve çeşitlenmesidir. Bu nedenle tüketilen mal yelpazesinin genişlemesi doğaldır. Emekçiler üretime katkılarının karşılığında bireysel ve sosyo-kültürel ihtiyaçlarını karşılama hakkına sahiptir. Buna karşın temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta çok zorlanan emekçiler ile diğer mağdur sosyal grupların ne borçlanması, ne de borçlanmanın sınırlandırılması çözümdür. Temel sorun gelir bölüşümündeki çarpıklık ve gerek devlet gerekse özel sektörün üretici değil tüketici olmasıdır. En fazla ihracat yapan on sektörün önemli bir bölümünün, madalya ile ödüllendirilen çok sayıda ihracatçının ithalat bağımlısı olduğu ve döviz açığına yol açtığı koşullarda çözüm emekçiler ve düşük gelir grubunda bulunanların kemer sıkmasından mı geçiyor? İşte dönüp dolaşıp bulunan çözüm budur neoliberal reformlara tam gaz devam…

Bir yandan yaşam alanları yok edilip yeni AVM’ler hızla inşa edilirken modelde değişiklik yapılabileceğini düşünebilir miyiz?

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları