Sinan Sönmez
Gezi Direnişi’nin politik ekonomisinden yansımalar
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:59
Gezi Parkı Direnişi’nin politik ekonomisi başlığını iddialı bulabilirsiniz...
Gezi Parkı’ndan başlayarak dalga dalga İstanbul’un diğer alanlarına, caddelerine, başta Ankara olmak üzere, İzmir’e, Adana’ya, Mersin’e, Eskişehir’e, Gaziantep’e ve büyük küçük Anadolu’daki diğer yerleşim birimlerine yayılan protesto eylemlerinin çok boyutlu olduğunu görüyoruz. Çok boyutluluk, direnişin politik ekonomi yönünden içeriğini zenginleştiriyor, kapsamını genişletiyor.
Politik ekonominin alanını, öncelikle ekonomi ve siyaset biliminin oluşturduğunu, sosyolojinin de ihmal edilemeyecek önemini not ederek, direniş hareketini mercek altına almaya çalışalım.
Gezi’nin alenen katledilmesi kararı öncelikle çevre açısından önemlidir. Bu bağlamda korunması gerekli çevrenin, tam tersine tahrip edilmesi, kentin önemli yaşam ve sosyal alanının ortadan kaldırılması, üstelik simgesel nitelikteki bir parkın idam fermanının fütursuzca ilan edilmesi ve kamuoyuna yalnızca kararın tebligatı söz konusudur.
İkinci boyut, kararın bir süreç sonunda alınmamış olmasıdır. Hükümet, nükleer santral, HES’ler, yeni havalimanı, adının Yavuz Sultan Selim olacağı duyurulan üçüncü Boğaz köprüsü, Kanal İstanbul gibi birçok dev boyutlu projede, kamuoyunun ve çevre halkının görüşlerine başvurmamış, yetkili uzmanların ve meslek odalarının görüş ve uyarılarını dikkate almamıştır, almamaktadır. AKP’nin yönetimde olduğu belediyelerin (büyükşehir/ilçe) çevre halkına danıştıkları görülmemiştir! Kaldı ki, Gezi Parkı’nda karar verici İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin ötesinde bizzat, Başbakan’dır.
Üçüncü boyut, Gezi Parkı’nın imara açılmasının arkasında yatan ranttır. Yukarıda sıraladığımız büyük maliyetli projelerin çok önemli rantlar yarattığını ve mevcut iktidarı destekleyen sermaye gruplarının şimdiye dek büyük nemalar elde ettiğini, bu yatırımlar ile mali güçlerini artıracaklarını öngörmek güç değildir. Bu düzenleme uygulanan ekonomik modelin özüne uygundur.
Dördüncü boyut, Gezi Parkı yerine kışla ve AVM inşasına karşı çıkan ve tepkilerini kitlesel olarak gösterenlerin üzerine ölçüsüz zehirli gaz, tazyikli su, plastik mermi hatta kurşun sıkan güvenlik güçlerinin ölümlere yol açmasıdır. Çok sayıda kişi gözlerini kaybetmiş ve yedi binden fazla insan yaralanmıştır. Halen hastanelerin yoğun bakımda servislerinde yatan ve yaşama tutunmaya çalışanlara, her gün yenileri eklenmektedir.
Beşinci boyut, yaralananlara tıbbi hizmet sağlayan hekimler ve tıp öğrencileri üzerinde doğrudan polisiye baskıların ötesinde, Sağlık Bakanlığı’nın da tehditler savurması, soruşturma açması ve gerekli durumlarda tıbbi yardım ve sağaltımı engelleyecek yönetmelikler peşinde koşturmasıdır. Benzer uygulamalar, avukatlar üzerinde uygulamaya konulmaya çalışılmaktadır. Nitekim göstericilerin tutuklanması ve direnişin arkasında örgüt aranması zincirin önemli bir halkasını oluşturmaktadır.
Altıncı boyut, türdeş siyasi ve sınıfsal yapıya sahip olmayan direnişçilerin baskılar karşısında dayanışmayı pekiştirmeleridir.
Yedinci boyut, Gezi Parkı Direnişi’nin, hükümet kanadının da kabul ettiği üzere simgesel nitelik kazanmış olmasıdır. Simgeseldir, çünkü oluşan tepki, uygulanan kamu politikalarına, ekonomik ve sosyal haklar ve özgürlükleri kapsayan temel hak ve özgürlüklerin tasfiyesine, günlük yaşamın sıkıca denetlenmesine, eğitimden sağlığa uzanan geniş yelpazede yapılan düzenlemelere, sürekli azarlayan ve tehdit eden bir biçemle, kitlelere gözdağı verilmesinedir. Listeyi uzatabilirsiniz.
Gezi direnişinin politik ekonomisi, günümüz Türkiye’sinde siyasal karar mekanizmaları ve halkın karar sürecine katılımı, çevre sorunu ve kentleşme, rant arayışı, polis baskısı ve şiddet, hekimler ve diğer sağlık emekçilerinin direniş sürecindeki konumları ve karşılaştıkları baskı, adalet arayışı, avukatların ve yargının konumu, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerin tavırlarını kapsamaktadır. Bu kısa yazıda ihmal edilen ve yer verilememiş yeni boyutları ekleyebilirsiniz.
Gezi Parkı’nın politik ekonomisinden yansıyan temel bulgu ise, demokrasiden uzak otoriter rejimin hızla yerleştirildiği gerçeğidir. Bu bulgu şaşırtıcı değildir, hepimiz biliyoruz. Ancak ilginçlik, standart siyaset bilimi ve politik ekonomi kitaplarının burjuva demokrasisi için getirdiği normların artık Türkiye’de geçerli olmadığıdır. Sürekli referans verilen söz konusu demokrasilerde katılım, uzlaşı ve azınlıkların korunması temel ilkelerdir. Miting, gösteri, toplantı gibi eylemler siyasi katılım olarak kabul edilir. Her şey sandıkta bitmez. Bu ilkeler üniversitelerde okutulan tüm seçkin ders kitaplarında yazılıdır! Şimdi biz ülkemizde hangi demokrasiden söz edebiliriz?
Sevgili Uğur Hüküm’ü 1970’lerin ortalarında tanıdım. Güler yüzlü, mücadeleci, tutarlı ve örgütçüydü. Sosyalist düşünceyi hep savundu. Uğur’u uzunca bir süredir görmemiştim. Ancak Uğur, soL Portal ve Cumhuriyet’teki özgün, tutarlı ve öğretici yazılarıyla sürekli aramızdaydı. Sevgili Uğur ışıklar içinde uyusun.