Sinan Sönmez
G20 Toplantısı ve Türkiye’nin halleri!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:02
Bu yazı G20 toplantısı sona ermeden kaleme alınıyor. Bu nedenle toplantı nihai bildirisinin içeriği ve akıbetine ilişkin bir değerlendirme yapılmayacak.
Dünyanın en büyük 20 ekonomisinin temsil edildiği toplantıya yürütme erkinin tepesindekiler katılıyor. Bizim medyada çok zaman yanlış yorum yapılarak, ekonomik olarak en güçlü 20 devletten söz ediliyor. Yanlışlık var, büyüklük ve güç, Türkiye ekonomisi örneğinde gözlendiği üzere, her zaman örtüşmüyor!
G20 toplantılarında ilkesel olarak ekonomi konuları gündemi oluşturuyor. Üstelik küresel krizin etkisini hâlâ sürdürdüğü, en küçük bir kıpırdanmada durgunluktan çıkışa ilişkin ipuçlarının yakalanmaya çalışıldığı, Avro Bölgesi’nde sorunların bitmediği ve yaz ayları ile birlikte yükselen ekonomilerin durgunluğa pupa yelken yol almaya başladığı koşullarda, temel ekonomik ve finansal sorunların ele alınması ve politikalar konusunda öneriler getirilmesi beklenebilir.
G20 toplantılarından, siyasi gerginliğin ön planda olmadığı dönemlerde de, küresel ekonomiye ilişkin çözüm reçeteleri veya “mucizevi” çözümler beklenmemesi gerektiği de biliniyor. Şimdiye kadar zaten böyle bir çözüme hiçbir zaman ulaşılamamıştır. Yalnızca uygulamaya ilişkin eğilimler belirlenmekte ve başta ABD olmak üzere merkez ekonomilerin yöneticileri tarafından büyük sermayeyi rahatlatacak “niyet mektupları” kaleme alınmaktadır. Bu gerçek 5 Eylül tarihli Liberation gazetesinde kara mizah örneği bir karikatür ile gösteriliyor: 12 ülke temsilcisinin yer aldığı mavi örtülü geniş yuvarlak masanın üzerinde 8 ülke temsilcisine ayrılmış daha küçük kırmızı örtü serilmiş bir VİP masası yer alıyor. Kısacası G8 karar veriyor, G12 de katılımcı oluyor! Anımsayalım, SSCB’nin çözülmesinin ardından, G7 ülkeleri zorunluluktan dolayı Rusya’yı aralarına almış ve G8 grubu oluşmuştur.
Merkez ülkelerin, yani gelişmiş emperyalist ülkelerin, krizin yükünü yükselen ekonomilerin üzerine yıkma çabası netleşmektedir. Yükselen ekonomilerde büyümenin yavaşlaması, cari açığın artması, borçlanmanın ivme kaydetmesine bağlı olarak bu grupta yer alan ülkeleri temsil edenlerin tavır ve önerilerinin, G20 toplantısında önemli olduğunu vurgulamakta yarar var.
Küresel krize yol açan finans kapitalizminin en büyük özelliklerinden birinin ve zayıf noktasının “gölge bankacılık” olduğu biliniyor. Sonunda patlayan finansal köpüğün oluşmasına yol açan sistemin denetlenebilmesi konusu da G20 doruğunun gündem maddelerinden birini oluşturmaktadır. Dünya finans sisteminin yüzde 30’unu oluşturduğu düşünülen gölge bankacılık faaliyetlerinin, Avrupa’da 1 trilyon avroluk bir rakama ulaştığı düşünülürse, sorunun önemi de ortaya çıkmaktadır.
Kısacası ekonomik sorunlar fazlasıyla ağır. Ancak geçmişteki G20 toplantılarında hangi somut sonuç ve kapitalizmin sorunlarına çözüm çıkmış ki, şimdi de kısa sürede bir çözüm bulunabilsin!
Üstelik bu toplantıda siyasi gerginlik bilindiği üzere had safhada! Ekonomik sorunlar gölgede kalıyor ve tüm dünya kamuoyu Suriye’ye müdahalenin gündeme geleceği G20 toplantısına kilitleniyor.
G20’nin Suriye konusunda karar almaya hiçbir yetkisi yok! Ancak şahinler ile askeri müdahaleye karşı çıkan devletler karşı karşıya geliyor. Bu yazının yazıldığı sırada, şahincik rolüne soyunan Mösyö Hollande’ın ülkesi Fransa’nın önde gelen gazetelerinin internet portallarında Suriye’ye askeri müdahale ve olası işgale karşı giderek gelişen tavır sergileniyor. Fransız Komünist Partisi’nin yayın organı L’Humanite’nin keskin savaş karşıtı tavrının ötesinde, Le Monde ve Liberation’dan aktaracağımız iki başlık durumu açıkça yansıtıyor: “Askeri müdahaleyi savunanlar yalnız kaldılar”, “Yükselen ekonomiler neden askeri müdahaleye karşı?” İki istisna var: Türkiye ve Suudi Arabistan!
Mösyö Hollande’ın ülkesi Fransa’da işsizliğe ilişkin yeni veriler, işsiz sayısının 3 milyon kişiye, işsizlik oranının yüzde 10,9’a ulaştığını gösteriyor. Ancak Fransa’nın TÜİK’i olan INSEE’nin, işsizliğin hesaplanmasında yöntem değiştirerek işsizlik oranını 0,3 puan düşük göstermeyi başardığı belirtilirken, bu ayarlama şiddetle eleştiriliyor. INSEE’nin kurnazlığına gülerken, “yalnızca 0,3 puan mı” sorusunu soruyorum ve bu işin üstatlarından ders alınması gerektiğini de düşünmeden edemiyorum! Fransa’da geniş emekçi kitlesi ve emekliler kriz koşullarında mücadele ederken, Fransa ekonomisi uzun süredir krizle boğuşurken, Mösyö Hollande savaş çığırtkanlığına soyunuyor! Bu filmin başka versiyonlarını, çok yakın tarihlerde Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında görmedik mi?
Dışarıdan gelen paraya, özellikle de spekülatif sıcak paraya sırtını dayamış Türkiye’nin ekonomik kırılganlığı yüksek. Suriye’ye yapılacak askeri müdahaleyi başından beri en ön sırada, gözü kara biçimde savunan Türkiye’de, hükümet hangi ekonomik güce güveniyor? İnsan yaşamı bu kadar ucuz mu?
Geçen hafta sorduğum soruyu yineliyorum: Ülkemizde giderek ağırlaşan siyasi ve ekonomik koşulların ötelenmesinde müdahale çare olarak mı görülüyor? Öteleme hesaplarının tutmaması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.