Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Ekonomik büyümede beklenen fiyasko ve tehlikeli vaatler

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53

Sinan Sönmez'in “Ekonomik büyümede beklenen fiyasko ve tehlikeli vaatler” başlıklı yazısı 6 Nisan 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

29 Mart Cuma günü saat 10.00’da TÜİK, 2012 yılının 4. çeyreğine, dolayısıyla tüm yıla ait ekonomik büyüme verilerini açıkladı. Hükümet sözcülüğüne soyunan medya bir tarafa, geçmiş zamanın “amiral gemisi“ de dahil “ana akım medya” olarak nitelendirilen gazetelerin, internet sayfalarına son olarak saat 13.30’da göz atıyorum: Tık yok! Çünkü beklendiği üzere büyüme 4. çeyrekte yüzde 1,4’e gerilerken tüm yıl için oran yüzde 2,2 olarak belirleniyor. Anlaşılan bir yerlerden çekiniliyor ve haber yapmada bekleme sürecine giriliyor! Yakın geçmişe kısa bir dönüş, aynı yayın organlarının 2010-2011’deki hızlı büyüme karşısında nasıl selama geçtiklerini gözler önüne serecektir. Sürmanşetten rengarenk tablolarla “bizi kimse durduramaz”, “Çin’i yakalamak üzereyiz” gibisinden başlıklarla başbakana ve ekonomi yönetimine övgüler düzüldüğünü unutmak olanaklı mı?

Günümüze tekrar geri dönelim: Ekonomik büyümenin açıklandığı tarihte iş dünyasının temsilcisi ve sözcüsü konumundaki iki derginin düzenlediği “Uludağ Ekonomik Zirvesi”ne (29-30 Mart) sayfalar ayrılıyor. Türkiye koşullarında özenti bir mini Davos düzenleyenler ve katılımcıların ekonomide işlerin ne kadar iyi gittiğine dair açıklamaları ve iyimserlikleri dururken, paldır küldür münasebetsizce inişe geçen büyümeye ilişkin haber bekletiliyor. Üstelik ana akım medyanın magazinleştirerek “kriz kahini” sıfatını adeta göbek adına dönüştürdüğü Ariel Roubini, davetli olduğu toplantıda “iyisiniz, hoşsunuz, üstelik ekonomide yumuşak inişi gerçekleştirdiniz, yarınlar sizin olabilir” gibisinden kulağa hoş gelen, gönül alıcı ve moral yükselten sözler telaffuz etmekle birlikte cari açık, bütçe açığı, iç tasarruf yetersizliği, bankacılık sektörünün dış borçları, kayıt dışı ekonomi ve kadınların çalışma yaşamındaki eksikliğine ilişkin saptamalar da yapıyor, ancak bunların üzerinde pek durulmuyor. Roubini kadın işgücünün iş yaşamının dışında tutulmasına değinerek en azından bir noktada akıntıya kürek çekiyor. Kız çocuklarının 4+4+4’e uygun olarak ilköğretim ve lise eğitiminden hızla dışlandığı, 3 değil artık 5 çocuğa sahip olunmasının sürekli dile getirildiği, kadın üzerinde dinsel baskıların giderek arttığı, kadınların eve kapatılmasının sistematikleştirildiği, kadına uygulanan şiddetin yaygınlaştığı ve cinayetlerin salgına dönüştüğü bir toplumda, kadınların işgücüne katılım oranının dibe vurmasında şaşırtıcı bir yön bulunmuyor. Çalışanların büyük bölümü de iş güvencesinden yoksun olarak ve ağır bir sömürü çarkında artı değer üreterek yaşamlarını sürdürüyor.

Roubini’nin mevcut iktidara bir demet çiçek sunduğunu da unutmayalım. Son dört ayda Türkiye’ye ikinci kez davet edilerek siyasetle harmanmış ekonomik saptamalarda bulunması kayda geçirilmelidir. Roubini “Kürt sorununun çözümü”nü destekleyenler kervanına katılarak “barış süreci Türkiye’nin bölgedeki gücünü daha da artıracak, ekonomik gücüne kesinlikle büyük katkı sağlayacak” vurgusunu yapıyor. “Bu coğrafyanın sıcak konuları Suriye ve İran gibi tüm konularda Türkiye’nin katkıları yadsınamaz. Türkiye şüphesiz Ortadoğu’nun politik istikrarına katkı yapıyor. Türkiye bölgenin lideri olma özelliklerine sahip ve ani şokları sindirebilme özelliği de giderek artıyor” ifadesiyle Roubini, Türkiye’nin yerini Ortadoğu olarak belirlerken, bu coğrafyada kendisine başrol biçen hükümete destek verdiği ayan beyan ortadadır. Nitekim Standart&Poors’un Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu “BB+”ya yükseltmesini diğer iki uluslararası derecelendirme kuruluşunun izleyeceğini belirtmesi şaşırtıcı değildir. Standart&Poors’un ihtiyatlı not artırımının gerekçelerinin arasında ”Kürt sorununun çözümüne yönelik alınan mesafe”nin yer aldığını anımsayalım. Standart&Poors “Kürt sorunu”nun barışçıl şekilde çözülebilmesinin ekonomiye yansımasıyla birlikte uzun vadede kredi notunun pozitife dönebileceğini belirtmektedir. Gerek Standart&Poors, gerekse Roubini’nin değerlendirmeleri anlamlı bir mesaj vermektedir. Bu mesaj, özetle “Kürt sorununun çözümü”nde hızlı adımlar atarsanız ekonominize daha çok para gelecek, Ortadoğu’da söz sahibi olacaksınız, elinizi çabuk tutun gibisinden bir içeriğe sahiptir. Gerçekçi olalım ekonomiye dışarıdan daha fazla para şırınga edilmesi ise kırılganlığı artıracaktır.

“Kürt sorununa çözüm” arayışında taraflar kendileri açısından siyasi çıkar hesapları yapmaktadır. Oyun kuramının yeni ve çok boyutlu bir uygulama alanı bulduğu görülüyor. Toplamı sıfır olan oyun mu? Yoksa işbirlikçi bir oyun mu, yani “kazan kazan” olarak tanımlanan bir oyun mu oynanıyor? Göreceğiz. Ancak kesin olan bir nokta var: Hangi tür oyun oynanıyor olursa olsun, maddi çıkar sağlayan taraf küresel büyük sermayenin çeşitli fraksiyonları ve yerel temsilcileridir. Bu kesimler giderek daha fazla para ve güç kazanmaya soyunmaktadır. Bu konuya gelecek haftalarda devam edeceğiz.

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları