Sinan Sönmez
Ekonomideki balonu şişirecek rüzgar kaldı mı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08
Ekonomi cephesinde şimdiye dek balonu şişiren rüzgar dışarıdan gelen spekülatif niteliği ağır basan sermaye oldu. Dış kaynağın iştahını kabartan menüde düşük kur (aşırı değerli TL), yüksek reel faiz, borsada yüksek getiri ve düşük ücretlerin yanısıra hak, hukuk ve yasa tanımayan pervasız özelleştirmeler, kamu taşınmazlarından ormanlara, limanlardan otoyollara ve köprülere uzanan sınırsız kamu varlık satışı yer aldı.
“Ilımlı islamcı yönetimi” Türkiye için biçilmiş kaftan gören ABD ve bu yaklaşıma destek veren AB balonun şişmesine büyük destek verdi. Her şeyin başında istikrar geliyordu ve ılımlı siyasal islamı benimseyen anlayışın iktidar olmasıyla birlikte uygulanacak katıksız ve kesintisiz neoliberal politikalar sayesinde Türkiye yabancı sermaye için büyük parasal getirinin elde edileceği karlı bir yatırım alanına dönüşecekti. Üstelik BOP’da (Büyük Ortadoğu Projesi) “eş başkanlık”(!) görevi verilerek, Ortadoğu ve Kuzey Afrika için öngörülen yeni radikal düzenleme projesinde Türkiye’nin aktif rol alması sağlanacaktı. Kuşkusuz ABD ve Avrupa arasında, üstelik bizzat AB üyelerinin bir bölümü arasındaki çıkar çatışması, en azından önemli uzlaşmazlıklar mevcuttu. Ancak yukarıda kalın çizgilerle çizilen tablo gerçeği de yansıtmaktadır.
İslamcı yaklaşımla yoğrulmuş neoliberal politikalar fütursuzca uygulandı. Söz konusu politikalara emekçi kesimler ile alt ve orta-alt gelir grupları ve bağlantılı sosyal katmanların yeterli tepki göstermemesi doğrultusunda din etkin bir araç olarak kullanıldı ve kullanılıyor. Son onbir yılda siyasal yönetimin kurdurmuş olduğu veya yandaşların yönetime geldiği işçi ve memur sendikalarının tepkisizliği de neoliberal politikaların rahatlıkla uygulanmasını olanaklı kılan diğer önemli etken oldu.
Rüzgar 2013 yılında tersten esmeye başladı. Siyaseten dönüm noktası Gezi Direnişi olarak simgelenen büyük protesto eylemleridir. Eylemlerin kitleselleşerek ülkeye yayılması ve yaz ortalarına kadar sürmesi dönüşümün habercisiydi. İkinci kritik eşik 17 Aralık’ta patlak veren rüşvet ve yolsuzluk skandalıdır. Gerek Gezi Direnişi’ne gerekse büyük skandala ve halen devam eden operasyonlara, tehdit, gözdağı ve işin özüne dokunmayan karşılıklı atışmalara girmeksizin kestirmeden bir sonuç çıkaralım: Balon hızla sönmektedir, ekonomi ve siyasi cepheden esen rüzgar, bırakınız hız kesmeyi artık ters yönden esmeye başlamıştır. Balonu şişirecek rüzgarın tamamen duracağını söylemek yanlış olabilir ama tersten esen rüzgarın daha güçlü olduğu da görülmektedir!
Gezi Direnişi ve 17 Aralık skandalının ekonomi ve siyasi alanda asimetrik etkiler doğurduğu söylenebilir. Önemli olan husus, bu iki olgu ve sürecin zaten sürdürülemez ekonomik modele ve yıpranan, sürdürülmesi giderek güçleşen islamcı yönetim anlayışına ve iktidarına derin darbeler indirmiş olmasıdır.
Sıcak para ağırlıklı portföy yatırımlara, kamu işletmeleri ve kamu varlıklarının yanısıra özel şirket, banka ve gayrimenkul satın almak için gelen doğrudan yabancı yatırımlara, tüketim ekonomisine, borçlanmaya, kentsel ranta, inşaata dayalı, tasarruf yapılması için gerekli koşulları hazırlamayan, yeterli isthdam yaratmayıp işsizliği körükleyen, ihracatı ithalata bağımlı olan, AR-GE ve yenilikçilikten uzak bu modelin ve model uyarınca uygulanan iktisat politikasının sürdürülemeyeceği biliniyordu. Son dönemlerde ekonomi bu yükü kaldıramayacağına ilişkin sinyaller vermeyi sürdürdü. Ülke içinde baskıcı gerginlik politikasının yanısıra ABD tezgahı BOP projesinin iflası ve dış politikada Osmanlı hayalleriyle süslü maceracı tavır ve girişimlerin fiyaskoyla sonuçlanması siyaseten mevcut modelin inişe geçmesini hazırlayan etkenler oldu.
Ekonominin kırılganlığı, bu bağlamda yüksek cari açık ve dış kaynaklara aşırı bağımlılık konusundaki uyarılar özellikle Sonbahar’dan itibaren arttı ve ardı ardına yağmaya başladı. Bu doğrultuda IMF’nin geleneksel IV. Madde görüşmeleri sonuç notlarında, Uluslararası Finans Kurumu ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirme raporlarında yer alan saptamalar bir bütünü oluşturmaktadır. Son olarak kervana Morgan Stanley, Economist dergisi ve Dünya Bankası’da katıldı. Listeyi zenginleştirebilirsiniz. Tüm değerlendirmeler ekonomindeki zayıflıkların tehdide dönüştüğünü ve Türkiye’nin yükselen ekonomiler grubunda en kırılgan ilk beş ekonomi arasında yer aldığı yönündedir. Biz söz konusu kuluşların gecikmiş değerlendirmelerini ne sabırsızlıkla ve heyecanla izliyor, ne de olduğundan fazla önemsiyor ve telaşa kapılıyoruz. Endişelenmesi gerekenler bu islamla yoğrulmuş neoliberal model ve siyasetten çıkar sağlayanlardır.
Nitekim rüşvet ve yolsuzluk skandalının patlaması, ardından halen yaşanmakta olan karmaşa ve getirilmeye çalışılan anti-demokratik yeni önlemler, yabancı sermaye ve fon yöneticilerinin Türkiye’yi yüksek riskli ekonomi kategorisine almalarına yol açmıştır. Zaten giderek kırılganlaşan ekonominin son rüşvet ve yolsuzluk skandalının yol açtığı siyasi gerginlik ve çatışmanın yol açacağı belirsizlik ortamında, Türkiye’nin hızla riskli bir yatırım alanına dönüştüğü yolunda art arda uyarılar yapılmaktadır.
Bir kez daha tekrar edelim: Rüşvet ve yolsuzluğun kol gezdiği bir ekonomide, liberal iktisatçıların gözdesi olan piyasa fiyatlarının gösterge olma iddiası bile sürdürülemez. Bu koşullarda fiyatlar artık sanal olmaktan öteye geçemez. Varsın yakın zamanlarda TL’yi aslanlar gibi koruduklarını söyleyen TCMB başkanı iddialı yeni söylemler geliştirsin ve ekonomiyle ilgili tüm bakanlar ve yetkililer sorumluluğu iç ve dış komploculara havale ederek gelecek on yıl hayaliyle avunsunlar...
Önemli bir not
Biliyorum tek mağdur değil ancak değerli akademisyen, bilim insanı, üniversite yöneticisi ve aydın Prof. Fatih Hilmioğlu uzun süredir ciddi sağlık sorunları yaşıyor. Prof. Hilmioğlu ve benzer durumda olan tüm tutukluların bir an önce özgürlüklerine kavuşarak, tedavilerini uygun koşullarda sürdürmeleri yönündeki talep ve çabaları koşulsuz destekliyorum.