Sinan Sönmez
Ekonomide sonbahar mı, kış mı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01
Yaz başlangıcına ilişkin kısmi veriler, ince ayar devrinin sonuna gelindiğini gösteriyor. Bu saptama, geçen hafta bu sütunlarda yapılmış ve yazı bir soru ile tamamlanmıştı: Sonbahardan itibaren ekonomide baş aşağı gidiş kaçınılmaz mıdır?
Ekonomide verilere dayanarak kesin öngörülerde bulunmak kolay gözükse de güçlükleri fazladır ve risklidir. Özellikle, ağırlıklı olarak spekülatif sermaye girişlerine bağımlı, borçlanma kanalıyla beslenen iç tüketimin şekillendirdiği, inşaat sektörü üzerinde yükselen, gerek yerel gerekse uluslararası spekülatörlerin devlet eliyle yüksek rantlara ulaştığı Türkiye ekonomisinin yüksek düzeyde potansiyel kırılganlığa sahip olduğu iyi biliniyor. Bu nedenle uluslararası konjonktürde olumsuz bir değişmenin Türkiye’yi hızla ekonomik sıkıntılara sürükleyeceği de beklenmeyen bir sonuç olmasa gerek!
Ekonomideki hastalıkların kronikleşerek yapısal nitelik kazanması ve adeta “genetik miras”a dönüştürülerek gelecek kuşaklara ağır bir yük olarak devri, gerçekten ürkütücüdür. AVM ile simgeleyebileceğimiz bu borç ve rant ekonomisini, standart teknoloji yoğun sınai üretime mahkum edilen ve ileri teknolojinin yanına yaklaşmayan bu ekonomik yapıyı, bir dizi ekonomik ve teknolojik gösterge gözler önüne seriyor. Uluslararası kapitalist sistemde Türkiye’ye biçilen ekonomik ve teknolojik giysi, hükümetin bir üyesi tarafından resmen dile getirildi: “Ne yapalım, biz ara eleman yetiştiren bir ülkeyiz” gibisinden açıklama, mevcut ufuksuz yapının “genetik miras” olarak kabulünden başka bir şey değildir!
Gerçeğin resmen açığa vurulması iyi oldu! Durmadan 2023’e ilişkin yinelenen boş vaatler ve resmedilen belirsiz figürlerle donatılmış tablonun, nasıl bir ekonomi ve sanayi dokusunu hedeflediği bir kez daha ortaya çıktı.
Geçen haftadan yansıyan son veriler, öngörülerde yanılmadığımızı gösteriyor. Bu bağlamda cari açık, sermaye hareketleri ve işsizliğe ilişkin rakam ve oranlar cari açığın artmaya devam ettiğini, dış kaynak girişinin geçen yılın aynı dönemine göre dramatik biçimde azaldığını, işsizliğin yüksek düzeyde seyrettiğini göstermektedir.
Haziran ayına ilişkin veriler dikkate alındığında, son on iki aylık dönemde cari açığın 53,6 milyar dolara ulaştığı görülmektedir. 2013’ün ikinci yarısında dış ticaret açığındaki artış ve faiz ödemeleri nedeniyle cari açığın ivme kazanması kaçınılmaz gözükmektedir. Ocak-Haziran döneminde kaynağı belirsiz 5 milyar doların üzerinde para çıkışının gerçekleştiğini de not edelim. Mayıs-Haziran döneminde 15 milyar doların üzerinde olan yabancı sermaye girişi bir yıl sonra aynı dönemde 4,7 milyar dolara gerilemiştir (bkz. Korkut Boratav, soL, 20 Ağustos 2013).
TÜİK’in açıkladığı 2013 Mayıs Dönemi Sonuçları istihdam edilenlerin sayısında azalış, işsiz sayısında artış olduğunu işaret etmektedir. TÜİK işsizlik oranını yüzde 8,8 olarak açıklamasına karşın, inşaat sektöründeki çöküşü sergilemek zorunda kalmıştır. Sektörde 97 bin kişi işini kaybederken, tarımda işini kaybedenlerin sayısı 80 bin kişiyi bulmuştur. Kentsel alanda işsizlik oranının yüzde 18,8 olduğu da belirtilmektedir. DİSK-AR’ın araştırması, işsizliği gerçekçi biçimde ortaya koymaktadır: İşsiz sayısı 4,5 milyon kişiye, işsizlik oranı yüzde 15’e ulaşmıştır. İşgücüne katılım oranının OECD ve AB’nin altında kaldığı, kadın nüfusun işgücüne katılımının karşılaştırma yapılamayacak kadar düşük oranda kaldığı, kayıtdışı istihdamın adeta “kurumsallaştığı”, eğitilmiş genç işsiz sayısının yüksek boyutlarda olduğu, iş bulan gençlerin nitelik gerektirmeyen işlerde istihdam edildiği bir ekonominin geleceği ne olabilir?
Ekonominin gidiş yönü büyüme hızında düşme, işsizlikte ve enflasyonist baskıda artışa işaret etmektedir. Daha sarsıcı bir gelişme olabilir mi? Ekonomide sonbahar yaşanır mı? Daha doğrusu kış geliyor mu?
Ekonomi, siyasi gelişmeleri büyük ölçüde etkiliyor ve yönlendiriyor. Ancak ekonomizmin, sosyal ve siyasal gelişmeleri açıklamayı engelleyen bir etken olduğunu unutmamak gerekiyor. Ekonomi salt rakamlardan oluşmuyor. Siyasi etkenler ve uluslararası siyasi konjonktür ekonomideki gidişatı etkiliyor. Özellikle de dışarıdan gelen paraya bağımlı ekonomilerde ibrenin tersine dönmesi kolay olabiliyor.
Sağlanan bunca ranta karşın uluslararası siyasi koşulların giderek sertleşmesi sonucunda Türkiye ekonomisine para girişi ciddi biçimde yavaşlarsa, sonbahar değil, kış da gelebilir. Ekonomik ve teknolojik “genetik miras”ın reddedilmesi için, sert kış koşulları bir dönüm noktası olabilir (mi?)