Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Ekonomide şaşırtıcı olmayan sürükleniş ve çaresizlik

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08

Ekonomide terse dönüşün giderek belirginleşeceği ve sürekli gaz vermede sınıra ulaşılacağı uzun süredir Marksist/sosyalist iktisatçılar tarafından vurgulanıyordu. Bu sütunda çok kez rakamsal veriler de kullanılarak açmazlar sergilenmeye çalışıldı ve seçim sürecinde modeldeki çözülmenin hızlanacağı irdelendi. Dolayısıyla son dönemdeki gelişmeler hiç de şaşırtıcı gözükmüyor. Konuyu açalım.

Güncel ve önemli olması açısından TCMB’nin faizleri yükseltme kararı hareket noktamızı oluşturuyor. Gazetelerde açıklandığı ve iktisatçı köşe yazarları tarafından ayrıntılı olarak incelendiği için zorunlu olmadıkça rakamlara başvurmaktan kaçınacağım. Para Politikası Kurulu’nun “tarihi” geceyarısı toplantısında faizler, beklendiği üzere önemli oranda artırıldı. Şaşırtıcı bir karar mı? Kesinlikle hayır. Faiz artırımına gidileceğini sokaktaki insan da tahmin ediyordu ancak artış oranı merak konusuydu. Hükümet kanadıyla, özellikle de Başbakan ile TCMB arasındaki faiz konusundaki görünürdeki uzlaşmazlık medya tarafından bir bilmeceye ve biraz zorlamayla bir polisiye öyküye dönüştürüldü! Geliştirilen söyleme göre TCMB Başkanı ve Para Politikası Kurulu üyeleri çaresizdi! Çünkü Başbakan izin vermiyordu. Oysaki faiz kurun artışını engellemede etkin bir araç olarak kullanabilir ve mevcut olumsuz gelişmelerin önü alınabilirdi. Heyhat! Başbakan ikna edilemiyordu!

Merkez Bankası Başkanı ve yetkili kurulun şaşkınlık ve kararsızlık sürecinde TL’deki aşınma giderek hızlandı. 2013 yılı sonunda dolar karşında 1,80’e ulaşılmasına kimsenin şaşırmaması gerektiğini ileri süren Bay Başkan daha sonra 1,90’da karar kılmış ve bir ay önce de “TL’yi aslanlar gibi koruduklarını” savlamıştı! Bu tür değerlendirmeler yalnızca gaf değildir, ciddi hatalardır. TL’nin değer yitirme sürecini gözlemci gibi izlemek, kararsız kalmak ve yalnızca döviz rezervlerini kullanarak kanamaya çare aramak diğer önemli bir hatadır. Faizdeki artışa tamamen bel bağlamak ve mucize yaratacak ilaç gibi algılanmasına yol açmak da gene hatadır. Banka yetkililerinin karar alma ve uygulamadaki gecikmeleri ekonomiye dolayısıyla topluma fatura edilmiştir

Merkez Bankası üst yönetimi hatalıdır. Aslında sade ve anlaşılır olması gereken para politikasını karmaşık bir hale getiren, kuramsal katkıda bulunduklarını sanan yönetim hatalıdır. Merkez Bankası yetkilileri para politikasını, bu bağlamda bir araç olarak kullanılan faiz düzenlemelerini anlaşılması ve çözümü güç bir bilmeceye dönüştürmeye soyunmuşlardır. Durumun karmaşıklığını yalnızca bizler söylemiyoruz. Bu açıdan IMF’nin IV. Madde Değerlendirmesi kapsamında Türkiye ekonomisinin 2013 yılındaki durumunu yansıtan ve geçtiğimiz Ekim ayında bu sütunda değinilen rapora bir kez daha başvurmakta yarar var. IMF, TCMB’nin çok özgün bulduğu ve ekonomi yazınına bir katkı olarak sunmaya çalıştığı, kısacası kendine övgü düzdüğü para politikası çerçevesinin karmaşık olduğunu, birçok hedefi bulunduğunu, enflasyona karşı etkin olmadığını belirtmiştir. IMF para politikası çerçevesinin sadeleştirilmesini, bu karmaşadan kurtulmanın yerinde olacağını ancak para musluklarının da kısılması yönünde uyarıda bulunmuştur. Döviz rezervlerine çok fazla güvenilmemesi ve yalnızca aşırı dalgalanma durumunda piyasaları yatıştırmak için kullanılması ancak para politikasının yerini alacak bir araç yerine konulmaması gerektiği ise diğer bir uyarıdır.

Yükselen piyasa ekonomileri olarak nitelendirilen grupta en kırılganlar arasında başa soyunan Türkiye ekonomisi şimdi daha da kırılganlaşmıştır. Kırılganlığın ne faiz artışıyla ne de hamasi nutuklarla giderilmesi olanaklı gözükmemektedir. Üstelik Başbakan faiz artışının ardından yaptığı açıklamada bu operasyona sıcak bakmadıklarını, gelişmeleri bir süre gözlem altına alacaklarını aksi takdirde B ve C planını devreye sokacaklarını belirtmiştir!

TCMB ilkesel olarak galiba özerkti! Çünkü yasayla özerklik statüsü verilmişti. Ancak bu özerklik siyasal iktidarlar karşısındaydı. IMF’ye karşı özerklik söz konusu değildi. Para Kurulu’na benzer bir yapıya kavuşturulan TCMB, IMF’ye bağımlıydı. Bu bağımlılığın Kasım 2000 krizinde yakından tanığı olmadık mı? TCMB’nin özerkliği mevcut iktidar döneminde kağıt üzerinde kalmaktadır. Bu durum da şaşırtıcı değildir!

Başbakan B ve C planlarını gündeme getirirken, hiç de şaşırtıcı olmayan, tam tersine beklenen açıklama Fed’den (ABD merkez bankası) geldi aylık tahvil alımında 10 milyar dolar tutarındaki kısıtlama somut olarak parasal genişlemenin kısılması anlamına gelmektedir. Kısacası dışarıdan gelen kaynaklarla beslenen ekonomiler, doğal olarak Türkiye ekonomisi bundan böyle dış finansman açısından eski günleri arayacaktır.

Şimdi düşünelim: rezerv kullanımı işe yaramadı, faizlerin artırılmasıyla kur sert düşmenin ardından yeniden hızla tırmanıyor. Dövize yönelik talebin ne kadarı spekülatif nitelik taşımaktadır? Şu anda bir değerlendirme için henüz erken ancak AVM ekonomisinin yapısal özelliklerinin bu yönelimi desteklediği kesindir. Şöyle ki, özel sektörün (bankalar ve işletmeler) döviz açık pozisyonu çok fazla olduğu için düşen kurdan dolar almak için hızla hareket etmeleri sonucunda, başta dolar olmak üzere dövize talep artmıştır. Görüldüğü üzere IMF’ye borcun olmaması sorunları çözmüyor çünkü yapısal bozukluk var. Aşırı borçlu ve dış kaynaklara göbekten bağlı bir ekonomide salt Merkez Bankası kararlarıyla ekonomi yönetilemiyor.

Tekrar edelim yapısal sorunlar salt Merkez Bankası politikalarıyla çözülemez. Ne var ki, Merkez Bankası üst yönetimi hatalıdır. Bunun bedeli istifa olmalıdır. Türkiye’de hiç de rağbet görmeyen istifa mekanizmasını TCMB Başkanı ve Para Politikası Kurulu üyeleri çalıştırmalıdır, hem de hızla. Bu davranış belki diğer yetkililere, başta siyasetçiler olmak üzere örnek olur.

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları