Sinan Sönmez
Ekonomide beklentiler Mart sonrasına mı kaldı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10
Mart sonunu dönemeç olarak belirlememizin nedeni son derece açık yerel seçimlerin geçmesi gerekiyor. Yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine girilecek, hatta gelişmelere bağlı olarak erken genel seçimlere doğru yol alınacak.
Gelişmeler salt yerel seçim sonuçlarına bağlı değil Gezi ile başlayan direniş, 17 Aralık sonrasında ortaya saçılan bitmez tükenmez yolsuzluk ve rüşveti yansıtan skandallar, son olarak piyasaya sürülen malum ses kayıtları, sorunların üstünü örtmek isteyenlerin acemice kaleme aldıkları komplo senaryoları, yasal çerçeveye sıkıştırılan yoğun ve kapsamı giderek genişleyen baskı ve tehditler Nisan’dan itibaren son bulabilir mi? Böyle bir olasılık var mı? Kuşkusuz hayır!
Yakın gelecekte siyasi gelişmeler konusunda net bir öngörüde bulunmanın neredeyse olanaksız olduğu koşullarda ekonomi yönünden nasıl bir tablo çizilebilir?
Siyaseten açmaza sürüklenen hükümet ve iktidar partisi ekonomideki iniş, sıkışıklık ve yakın geleceğe ilişkin olumsuz öngörülerin ağırlığı altında bunalırken, nedenleri ve sorumluları kendi dışında arıyor. Siyasi gelişmeler konusunda geliştirilen söylemin benzeri ekonomi alanında da gözleniyor.
Söyleme göre Türkiye’nin geçmişteki hiçbir yönetimin yapamadığını gerçekleştiren AKP hükümetini çekemeyen ve kıskananlar çeşitli engeller çıkararak yoluna çıkıyorlar. Burada yumuşatarak ve kısaca aktardığımız tavrı, iktidar mensupları ve savunucularının hoyratça, çok kaba ve zaman zaman küfürle karışık bir biçemle ve tehditlerle sergiledikleri iyi bilinmektedir. Savunulan görüşe göre demokrasiyi iktidardaki parti hiç olmadığı kadar geliştirmiş (!), ekonomiyi dünyanın en büyük ve güçlüleri arasına katmış, artık Avrupa’nın kendi önünde diz çökmesini bekler duruma gelmiştir! Ancak bu hızlı gelişmeye dış güçler ve içerideki işbirlikçileri ve münafıklar karşı koymakta ve tekerleğe çomak sokmaktadır! İşte geliştirilen bu söylemde sorumluluk “faiz lobisi”, “porno lobisi”, ““robot lobisi” ve bilmem ne lobisinin üstüne atılmaktadır!
Ekonomideki kırılganlık ve olumsuz seyir konusunda iktidarın resmi ağızlardan ortaya koyduğu görüş gene dış odaklara ve komplolara dayandırılıyor. Her tür engele karşın ekonominin sağlıklı olduğu ve yerel seçimler sonrasında işlerin rayına gireceği de vurgulanıyor. Son birkaç aylık gazete arşivleri yukarıda yer verilen söylemin resmen tekerlemeye dönüştürüldüğünü gösteriyor. Şimdi zaman şeridini yalnızca bir hafta geriye sararak ekonomi ile ilgili bakanların açıklamalarına göz atalım.
Başbakan Yardımcısı Babacan Fed’in yalnızca ABD ekonomisini düşündüğünü, diğer ülke ekonomilerini de dikkate alması gerektiğini belirterek, parasal genişlemeden geri adım atan Fed’in uyguladığı para politikasının diğer ülkeleri ve kaçınılmaz olarak Türkiye ekonomisini olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Ekonomi Bakanı Zeybekçi ise Almanya’da Türkiye ekonomisine ilişkin toplantıda yaptığı konuşmada coşarak Gezi direnişinin komplo olduğunu ilan ederek, Türkiye’de evrensel standartların üzerinde hukuk sistemi ve demokrasinin olduğunu vurguluyor. Bakan Zeybekçi’nin demokrasi ve hukuk sistemi konusundaki değerlendirmesini hızla geçerek ekonomiye bakışına gelelim. Bakan’a göre kendi deyişiyle “taş gibi” olan ekonomi 2014’te, 2013’ten daha iyi olacaktır ve 2015’de çok daha pozitif gelişmeler yaşanacaktır. Türkiye’nin borç yapısının son derece sağlıklı olduğunu söyleyen Bakan, borcun uzun vadeli ve TL cinsinden olduğunu belirtiyor. Borçlanma kalitesi ve yapısı çok yüksek olan Türkiye’de kriz çıkma olasılığının bulunmadığını da belirtmeden edemiyor.
Ekonomi konusunda yetkili iki bakanın ortaya koyduğu görüşler siyaseten ve ekonomi cephesinde yaşananlardan ders alınmadığını veya gerçeğin çok farklı olarak kamuoyuna yansıtılmaya çalışıldığını göstermektedir. Hemen belirtelim küresel - kapitalist- ekonomik düzende Fed politikasının, bu bağlamda faiz ve para politikasının diğer ekonomileri etkilediği zaten iyi bilinen bir husus. Önemli olan Fed’in uyguladığı gevşek para politikası dönemde, yani likidite bolluğunun dünya ekonomisine damgasını vurduğu yıllarda Türkiye’nin dışarıdan gelen sermayeye ekonomiyi yaslaması ve mevcut AVM ekonomisini inşa etmesidir. Madalyonun diğer yüzünde ise giderek artan ve belirginleşen finansal kırılganlık yer almaktadır. Bu tablonun oluşmasında siyaseten sorumlu olan AKP hükümetleridir.
Bakan Zeybekçi’nin ileri sürdüğü görüşler ise resmi verilerle örtüşmemektedir. Rakamsal veriler ile ters düşen açıklamaların tutarsızlığı ortadadır. Taş gibi olduğu söylenen ekonominin kırılganlığı ortadayken, sorumlu olarak başta Gezi direnişi ve 17 Aralık sonrasındaki gelişmelerin gösterilmesi ekonomideki tıkanıklıkların ve aşağıya gidişin üstünü örtmemektedir.
Başlıktaki soruya geri dönelim Mart sonu veya Nisan başından itibaren ekonomi düzelme sürecine girer mi?
Olumlu verilecek yanıt çocukluk yıllarında kalan 1 Nisan şakasına benzeyecektir, ama bir farkla naiflik, masumiyet ve iyi niyetten uzak düşen, kara mizahın ötesinde bir yanıt olacaktır!