Sinan Sönmez
Borsa-İstanbul kapatılarak yola koyulmalı!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:58 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:58
Sinan Sönmez'in "Borsa-İstanbul kapatılarak yola koyulmalı!" başlıklı yazısı 29 Haziran 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Öncelikle Borsa-İstanbul’u kapatarak işe başlanılmasını öneriyorum. Faizsiz bankacılık uygulanmasını, devletin, IMF borcunu kapatmasının ardından tüm kamu borcunu kuruşu kuruşuna ödeyerek sıfırlamasını, nasıl yapacaksa özel sektörün dış borcunu hızla ödemesini ve borçlanmanın yasaklanmasını, bankaların verdiği tüketici kredilerinin engellenmesini, kredi kartının kullanımdan kaldırılmasını da önerilerime ekliyorum. Listeyi uzatmamak için, şimdilik, öneri paketine bir düğüm atıyorum.
Nereden çıktı bu akla ziyan öneriler diyebilirsiniz. İlham kaynağım inatla “faiz lobisi” söylemine sıkı sıkıya sarılıp, bunu temcit pilavı gibi tekrarlayanlardır. Taksim’de başlayan ve başta Ankara olmak üzere diğer kentlere hatta küçük yerleşim birimlerine dek uzanan hoşnutsuzluk ve protesto eylemlerinin ardında faiz lobisi ve dış mihrakların olduğunu savunanların görüşlerine destek olmak için bazı radikal öneriler geliştirmeye çalışıyorum!
Faiz lobisini ve dış mihrakları etkisiz kılmak için spekülatif kazançların, vurgunların gerçekleştiği menkul kıymetler borsasını kapatmak gerekiyor. Aynı doğrultuda bankacılık sisteminin radikal biçimde dönüştürülmesi kaçınılmaz gözüküyor. Ancak İslami finans kuruluşların uyguladığı sözüm ona faizsiz bankacılığın aldatmaca olduğunu, işin özünün “al yan cebime koy” anlamına geldiğini artık dünya alem biliyor. Dolayısıyla çözüm faizin tümden kaldırılması! Böylelikle faiz lobisi de bertaraf edilmiş olur!
Yukarıda sıraladığım kapitalizme aykırı önlemler bir yana, kapitalist sistemin bir parçası olan, yükselen ekonomiler kategorisinde yer alan, gelen sermayeye, özellikte de spekülatif fon girişine göbekten bağlı olan, ekonomik büyümenin ve ticaret hayatının bu fonlara dayalı olduğu ekonomide faiz lobisinden söz etmek tuhafın ötesinde bir söylem değil mi? Gerçek olan ekonominin bütünüyle yabancı sermayeye bağımlılığı ve Borsa-İstanbul’daki hareketleri yabancı yatırımcıların yönettiğidir. Dış odaklar ise Türkiye ekonomisine uzun süredir yapay ve geçici can suyu veren yabancı sermayedir. Faiz ve kâr cinsinden getiri yüksek oldukça ve uluslararası konjonktür olumlu seyrettikçe, özellikle de bol likidite koşullarında Türkiye’ye fazlasıyla sermaye girişi olmuştur.
Faiz ve dış finansmana ilişkin bazı rakamsal verilere göz atalım. 2003 ile 2012 Mayıs sonu arasında merkezi yönetim iç piyasadan cari fiyatlarla 1 trilyon 196 milyar lira borç almıştır. Aynı dönemde 1 trilyon 518 milyon liraya ulaşan iç borç ödemesinin 441 milyar lirası faizden kaynaklanmıştır. Ödenen toplam faizin borç anaparasına oranı yüzde 40,3’e eşit olmaktadır. Bu kadar faiz devlet iç borçlanmasının karşılığı olarak rantiye kesime ödenmiştir. Sonuçta 2002 yılı sonunda 257,2 milyar lira olan kamu iç borç stoku 2012 sonunda 562,9 milyar liraya ulaşmıştır. 2002 yılı sonunda 64,5 milyar dolar olan kamu kesimi dış borcu 2012 sonunda 103,1 milyar dolara ulaşmıştır. Dış borçta asıl patlama özel sektörde olmuştur. Aynı zaman kesitinde özel sektörün dış borcu 43 milyar dolardan 226 milyar dolara tırmanmıştır. 2012 yılı sonunda 88,8 milyar dolara ulaşan özel kesim kısa vadeli dış borç payının yüzde 39,2’yi aşması ciddi bir kırılganlık göstergesidir. Ayrıca parasal kuruluşlara olan kısa vadeli borcun 55,1 milyar doları bulduğunu da belirtelim. Tüm bu gelişmeler, neoliberal politikalar uygulayan AKP iktidarında yaşanmıştır.
Yukarıda verdiğim rakamlar ekonominin nasıl bir borç sarmalında olduğunu göstermektedir. 2002-2007 kesitinde dünya ekonomisindeki likidite bolluğu, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir grup ekonomiye bol miktarda yabancı fonun yönelmesini sağlamıştır. Küresel krizin somutlaştığı 2008-2009 döneminde likidite akışının kısıtlanması Türkiye’yi olumsuz etkilemiş, önce durgunluk daha sonra şiddetli ekonomik daralma yaşanmıştır. 2010-2011’deki yüksek büyümeyi yeniden mercek altına almak yerine, bunun dışarıdan sermaye girişine, bu bağlamda kredi kullanımına bağlı iç talep canlanmasından kaynaklandığını anımsayalım. Geçen yıl ise büyümenin tepetaklak gittiğini kaydedelim.
Dış finans kaynakları faiz ve kâr olarak yüksek finansal/parasal getiri sağlamak için gelir. Türkiye’de parayı olabildiğince çekme doğrultusunda kur, faiz, para ve maliye politikaları uygulanmış, özelleştirmenin kapsamı genişletilerek hızlandırılmıştır. Güç ve iktidarın dayanağı ulusötesi finans sermayesi olunca, konjonktür değişikliğinde komplo kuramlarına başvurmak, şikayet etmek hiç de inandırıcı olmuyor. Bu durumda ABD Merkez Bankası konumundaki Fed ve Kurumun Başkanı Prof. Bernanke, baş komplocu mudur?
Dış odakların komplo kurması tümüyle gerçek dışı mı? Hayır, bu tür komplolara sıklıkla tanık olduk. Çıkarı bozulan çok uluslu şirketlerin ve ABD yönetiminin Başkan Allende’ye karşı Şili’de düzenlediği kanlı askeri darbe, Venezuela’da Başkan Chavez’i darbeyle uzaklaştırma girişimleri ve Küba’da Fidel Castro’nun başında bulunduğu yönetimi devirmek, sosyalist rejimi alt etmek için yapılan her türlü plan, sabotaj ve müdahale akla ilk gelen örneklerdir. Emperyalist dış güç odakları anti-emperyalist hükümet ve liderleri devirmek için her zaman çalışmıştır ve çalışmaktadır.
Bu nedenle ülkemizde faiz lobisi söylemini içi boş slogana dönüştürenler kendilerine boş yere pay çıkarmasınlar! Ama gene de isterlerse, Borsa-İstanbul’u kapatarak yola koyulabilirler…