Sinan Sönmez
Bilim değil pasta mı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48
Sinan Sönmez'in “Bilim değil pasta mı?” başlıklı yazısı 12 Ocak 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Geçtiğimiz hafta iki farklı toplantıda yapılan açıklamalar kara mizah değil, gerçek! Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı SETA toplantısında pastacıların bile sorun yaşadığını, garsonluk yapmak için çok sayıda iş başvurusu olmasına karşın pasta yapacak kişi bulunamadığından dem vurarak işi temel bilimlere getiriyor. Bakan’a göre fizik, kimya, biyoloji gibi bölümler piyasaya dönük olmadıkları için Fen Fakültelerinin (veya Fen-Edebiyat Fakülteleri) kapatılmaları uygun olacaktır. Demek ki, temel bilimlere ihtiyaç duymayan bir Türkiye vardır! Kısacası “piyasanın ihtiyacını karşılamayan üniversite kalmasın” dileğinde bulunulmaktadır…
İkinci açıklama Ekonomi Bakanı’ndan geliyor. Kendisinin daha önce Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve sonrasında Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanlığı görevlerini de üstlenmiş olduğunu anımsayalım. Hükümetin ısrarcı olduğu yerli otomobil üretimini tekrar gündeme taşıyan Bakan, basın toplantısında “babayiğit bu sene çıkar inşallah. Çıkar ama ağır kalıyorlar. Özel sektör yaptı, yapmadı, biz yaparız” diyerek niyetleri açığa çıkarıyor.
İlgili bakanların açıklamaları bilim, teknoloji, yenilik (inovasyon), sanayileşme, üniversite, plan, kültür, sermaye birikimi başta olmak üzere birçok alanı kapsıyor. Söylenecek, yazılacak çok şey var kısa bir yazının boyutlarını fazlasıyla aşıyor. Birkaç özlü saptamayla yetinelim.
Aslında iki açıklama birbirini tamamlıyor. Türkiye’nin bilim-araştırma-yenilik üçgenine dayalı stratejisinin resmi ağızlardan portresi çiziliyor! Oysa ki geçmiş dönemlerde TÜBİTAK hazırlamış olduğu 2003-2023 Strateji Belgesi’yle sekiz ana başlık altında stratejik teknoloji alanlarını belirlemişti. Bunlar bilgi ve iletişim teknolojileri, biyoteknoloji ve gen teknolojileri, nanoteknoloji, mekatronik, üretim süreç ve teknolojileri, malzeme teknolojileri, enerji ve çevre teknolojileri, tasarım teknolojileridir. Her alana ilişkin altbaşlıklarda ayrıntılı olarak stratejik teknolojilerin kapsamı irdelenmiştir. Stratejik teknoloji alanları temelinde öncelikli faaliyet konuları ve ulusal bilim ve teknoloji stratejisi belirlenmiştir. Strateji ülke için stratejik olarak belirlenen teknoloji alanlarına ve bu alanları destekleyecek bilimsel araştırma alanlarına odaklanma, AR-GE’ye kaynak ayırma, gerekli insan gücünü yetiştirme ve bu doğrultuda kaynak ayırma, siyasi sahiplenme ve toplumu bilinçlendirme olarak açıklanmıştı.
Ana çerçeveyi çizen ve 2003-2023 dönemini kapsayan uzun vadeli stratejinin kabulünden bu yana on yıl geçmiş olmasına karşın gerekli yapısal dönüşüm için gerekli koşulların bir araya getirilemediği gözlenmektedir. Üstelik geçen zaman içinde yeni stratejileri belirleyen çalışmaların yapıldığı ve yayımlandığını görüyoruz. Yayımlanan belgeler dizini oluşturmaksızın, özetle farklı stratejiler deryasında bütüncül tutarlılığın sağlanamadığını ve eksikliklerin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Oysaki yüksek teknolojili ürün odaklı sanayi yapısının oluşturulması ile teknoloji ve yenilikçi politikalar birbirleriyle sıkı sıkıya bağlantılı olduğu için bu alanlardaki stratejilerin de birlikte belirlenmesi gerekli olduğu paylaşılan bir görüştür.
Bir yandan temel bilimlere sırt çevrileceği, pastacılara ihtiyaç duyulduğu resmi ağızlardan telaffuz edilirken, diğer yandan Türkiye’deki ithalata dayalı bir sanayi yapısı yokmuş gibi düşük veya standart teknoloji kullanan araç üretimi gündeme taşınmaktadır
Bu noktada, sözlerimi değerli araştırmacı -geçmişte TÜBİTAK Bilim ve Teknoloji Politikaları daire başkanı olarak görev yapmış olan- Aykut Göker’in yakın tarihte inovasyon.org sitesine yerleştirdiği çok önemli ve kapsamlı çalışmasından yaptığım alıntılar ile bağlamak istiyorum: “Türkiye’de kurulu sanayi, sadece imalatta yetkinleşmiştir”, “Sanayi kültürümüz, edindiğimiz imalat kültürü ile sınırlı kalmış ve geliştirme kültürüne geçiş yapılamamıştır”, “Temel anlayış, liberal ekonomiye dayalı ve bu ekonomiye özgü ana motifler korunarak ‘sanayileşmiş’ bir ülke yaratmaktı”, “Bu politik çizginin sonucu, Türkiye’de yabancı sermaye ile ortaklık ilişkileri ağır basan bir sanayi sermayesinin yaratılması ve Türkiye’nin yabancı ortağın teknoloji gücüne dayanan bir imalat merkezi olmasıdır”.
Emeğiyle yaşamını sürdürenlere sonsuz saygımız var doğal olarak pasta yapan ustalara da... Karşı duruşumuz salt ekmek ile pastayı karıştıranlara değil, temel bilimlere ve bilimsel düşünceye sırtını dönenleredir.