Sinan Sönmez
Avrupa’daki krizi aşmak için mali disiplin mi?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:44
Sinan Sönmez'in "Avrupa'daki krizi aşmak için mali disiplin mi?" başlıklı köşe yazısı 1 Aralık Cumartesi günü soL gazetesinde yayımlanmıştır.
Yazı başlığını oluşturan soruya yanıt “gene mi aynı reçete, hayır istemiyoruz” olmalı. Zaten bu yanıtı 2008 yılıyla birlikte ekonomik krize sürüklenmiş Avro bölgesinde bir dizi ülkedeki mağdurlar verdi. Ancak kriz sürecinde açılan kemer sıkma paketlerinin ardı kesilmedi. Hafta başından bu yana birbirini izleyen haberlere göz atalım: Portekiz’de onaylanan 2013 bütçesi iç talebi kısan çok katı önlemleri içeriyor, İspanya’da bankaların yeniden yapılandırılması planı uyarınca, millileştirilmiş bankalardan Bankia’da çalışanların yüzde 28’ini oluşturan 6000 emekçinin işine son verileceği açıklanırken, Madrid Üniversitesi’nde çok sayıda akademisyen işten çıkarılıyor.
Avrupa Birliği olduğu kadar IMF’nin de gündeminde olan Yunanistan da ise yüksek kamu borcuna ilişkin yeni bir düzenleme yapılıyor: Avro bölgesindeki on yedi ülkeden gelen maliye bakanlarının IMF yetkilileri ile birlikte yaptığı onüç saatlik toplantının ardından Yunanistan’ın borcunun GSYH’nin (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) 2020 yılında yüzde 120 yerine, yüzde 124’e çekilmesi karara bağlanıyor. Anımsayalım bu yılın Mart ayında Yunanistan’ın yabancı finansal alacaklılara (bankalar) olan borçlarının yaklaşık yüzde 70’i silinmişti. Ancak Yunan ekonomisinin toparlanabilmesi için bu adımlar yetersiz kaldı. Yeni düzenlemeyle borç tutarında 2020 tarihine kadar 40 milyar avroluk bir hafifleme sağlanacağı gibi dört taksitte verilecek 43,7 milyar avro tutarındaki mali desteğin de onaylanmasıyla önemli bir dönemeçten geçildiği vurgulanıyor. Avrupa Merkez Bankası başkanı ve Yunanistan başbakanı eşzamanlı olarak iyimser açıklamalarda bulunuyor.
Bu düzenlemenin diğer yüzünde ise Yunanistan’da halkın büyük bölümünün katlanacağı sıkıntılar yer alıyor. Anımsyalım başta Almanya başbakanı Merkel olmak üzere parasal gücün siyaset arenasındaki önde gelen temsilcileri Yunanistan halkına uygulanan öldürücü terapiyi, başından beri “yetmez ama evet”çi bir tavır takınarak savundular.
Bu tavır yeni değil geçmişte ve günümüzde bir dizi ülkede, ekonomik ve finansal koşullar ve konjonktüre bağlı olarak farklı yoğunlukta uygulandı ve uygulanıyor. Nitekim 1958’den bu yana IMF’nin güdümü ve denetimi altında 19 istikrar ve yapısal uyarlama programını uygulayan Türkiye, bu açıdan adeta bir laboratuar olma özelliğine sahip ve emekçiler ile diğer sömürüye uğrayan katmanlar kemer sıkmanın anlamını biliyorlar.
Yunanistan’a ilişkin yukarıda yaptığımız gözlem iki temel olguyu gözler önüne seriyor. Birincisi, dış borç indirimi ve yeni ödeme planının, ülkedeki finansal kaynakları bütünüyle kurutmamak ve Yunanistan’ın Avro bölgesinden ihracı veya kendisinin çıkması sonucunda tüm bölge üzerindeki olumsuz ekonomik, finansal ve psikolojik etkileri gidermek üzere yapıldığıdır. Bir diğer deyişle “domino etkisi”nin belirme olasılığı da dikkate alınmıştır. İkincisi ise ülkedeki çoğunluğun yeni ekonomik ve sosyal kısıtlamalarla karşılaşmaları, kıtlık, yoksunluk ve işsizlikle birlikte yaşam koşullarının katlanılamaz hale gelmesidir.
Tüm bu tasarım, strateji ve uygulamanın temelinde mali disiplin ilkesi yer alıyor. Kuramsal olarak mali disipline uymanın bütçe/kamu harcamalarında aşırı genişlemeyi, dolayısıyla savurganlığı önleyeceği savunuluyor. Kamu maliyesinde sürdürebilirliğin sağlanması mali disiplin ilkesine uyulmasını gerekli kılıyor çünkü mali sürdürebilirlik uzun vadede bütçe denkliğini öngörüyor. Kamu harcamaları ve gelirleri arasındaki ayarlama süreci, dozu değişmekle birlikte katı mali disipline dayalı kısıtlayıcı bütçe/maliye politikaları ile özdeşleşiyor. Yüksek bütçe/kamu açığı ile önemli kamu borç stokuna sahip ve yeni finansman kaynaklarına ihtiyaç duyan ekonomilerde iç borcun çevrilmesi kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine, dolayısıyla bütçe/kamu açığının azaltılmasına ve faiz dışı fazla elde edilmesine (FDF: faiz ödemeleri dışındaki harcamalarda yapılan kesinti sonucunda sağlanan fazla), sonuçta mali disiplin ilkesine dayanıyor. Neoliberallerin sıkı sıkıya sarıldığı mali disiplin anlayışı öncelikle ve ağırlıklı olarak ücretlerde, sosyal transfer ödemelerinde, sosyal hizmet ve kamusal faydaya sahip kamu hizmetleri üretimi ve sunumundan kaynaklanan harcamalarda sert ve katı kesintileri kurallaştırıyor. Kısacası bu tür anlayış ve düzenlemelerde insana ve sosyal yurttaş kavramına yer yok!
Yunanistan örneğinde gözlendiği üzere sert ve katı bütçe kısıtlamaları sorunu çözemiyor. Teknik olarak ele alındığında bile çözümün ekonomik büyümeyi sağlayacak düzenlemelerden geçtiğini görmek için “Nobel İktisat Ödülü” sahibi olmak gerekmiyor! Bu doğrultuda özellikle yoksunluk içinde yoksulluğa sürüklenen geniş halk kitlelerinin ekonomik ve sosyal durumlarını iyileştirecek önlemler paketine ihtiyaç vardır Yunanistan’da veya benzer ülkelerde… Ancak krizin gerçek nedenleri bir kenara bırakıldıkça, kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası, kapitalizmin temel özellikleri ve mekanizmaları, kapitalizmin doğası gereği krizleri tetiklediği bir kenara bırakıldıkça çözüm bulmak da olanaksızlaşıyor.