Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Alpaslan Işıklı: Güleryüzlü ve ilkeli mücadele adamı

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:59

Bu satırları yoğun bir duygu seline kapılmadan kaleme almak benim açımdan son derece güç bir uğraş olacak. Çünkü Alpaslan Işıklı Hoca, yakın bir ağabey ve dosttu. 12 Eylül darbesi ve izleyen karanlık günlerde dostluğumuz pekişti. Moral bozukluğunun kol gezdiği ama direncin de hızla ve kararlılıkla yeşerdiği, boy verdiği günlerde, gecelerde, Hoca’nın ve sevgili eşi Zerrin’in o kadar sık konuğu olduk ki... Dostluk ilişkisi ve güven duygusu, ortak buluşma alanı olan toplantılar, dergiler, çalışmalar ve yayınlarla pekişti.

Alpaslan Işıklı, kapitalizmin sömürü düzenine, emperyalizme ve dolayısıyla neoliberal küreselleşmeye karşıt çizgisini, emek dostluğunu, kitaplarında, katıldığı yüzlerce toplantıda, verdiği konferanslarda, TV programlarında, sendika toplantıları ve eğitim seminerlerinde katıksız koruyan seçkin bir bilim insanıydı. Dinsel bağnazlığa, “ortaçağ karanlığı”na karşı mücadele eden, laikliği koşulsuz savunan cesur bir aydındı.

Alpaslan Işıklı, cesur ve ödünsüz bir Kemalist idi. Sosyalizmle barışık olan Işıklı, sosyalizmin Kemalizm ile bağdaşırlığını savundu. Sosyalizme yakın duruşunu yazıları, kitapları, konferansları, söyleşilerinde somut olarak sergiledi. Mülkiyeliler Birliği Başkanlığı yaptığı dönemde Mülkiye Dergisi Yazı Kurulu’nu solun farklı kesimlerinde yer alan yeni isimlere açtı. Yazı kurulu üyeliği çağrısı alanların arasındaydım. Bir dönem sürdürdüğü Başkanlık görevindeyken konferans vermek üzere yurtdışından davet ettiği yabancı konuklardan ikisi seçkin ve tanınmış Marksist düşünür ve iktisatçılar olan Ernest Mandel ve Samir Amin’dir. Diğer konuk ise özelleştirme karşıtı İngiliz gazeteci Brendan Martin’dir.

Alpaslan Işıklı’nın bunca kitabı ve makalesi ile diğer etkinliklerinde sergilediği düşüncelerini birkaç paragrafa sığdırmak olanaklı değil. Bununla birlikte yazılarında ortaya koyduğu görüşlerden küçük bir demet sunmak istiyorum.

Alpaslan Işıklı, özellikle 1979/1980’den itibaren öldürücü bir virüs gibi kapitalist sistemi hızla sarmalamaya başlayan neoliberal dalganın içinde yer alan monetarizmin önde giden ideologu ve temsilcisi, Şikago Okulu’ndan Prof. Milton Friedman’a Türkiye’den savaş açan iktisatçıların ön sıralarında yer aldı. “Bir Başka İktisat” başlıklı derleme kitabın (Alan yayıncılık, 1983) ilk baskısının sunuş bölümünde, “Friedman, (...) ekonomik ve sosyal alanda devletin somut alternatifi olan ve demokrasi ve özgürlük ilkeleriyle hiçbir ilgisi bulunmayan önceliklere göre yönetilen dev tekelleri ve çokuluslu şirketleri gözden saklamak marifetine başvurmaktadır. Oysa Friedmanizm ile demokrasi arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için, Friedman’ın müridleri olan “Chicago oğlanları”nın emrindeki kusursuz bir monetarist laboratuar haline getirilmiş bulunan ülkelerin başında gelen, Şili’nin ne kadar demokratik ve özgürlükçü olduğunu bilmek yeterlidir” (s.13) değerlendirmesini yapmaktadır.

Kitabın ikinci baskısının (Alan Yayıncılık, 1987) önsöz bölümünde de Işıklı, “Çakıl taşı büyüklüğündeki bir metal parçasının aylık değer artışını, emeğiyle geçinen bir insanın aylık ücretinden daha büyük mütevazi bir evin kirasını, bir memurun maaşından daha yüksek düzeye getirmiş olan bu modelin toplumsal dokuda açtığı yaralar, korkunç bir biçimde derinleşmektedir” (s.IV) saptamasıyla kapitalizmdeki sömürüyü yalın biçimde gözler önüne sermektedir

Alpaslan Işıklı, neoliberal küreselleşmeyi, çok sayıda yayımlanmış çalışmasında, konferanslarında ve diğer etkinliklerde eleştirdi. Işıklı, “Bize, önce emperyalizm diye bir şeyin kalmadığını ve ideolojilerin sonunun geldiğini kabul ettirecekler ki, kendi ideolojilerini sanki doğal tartışılmaz, kendiliğinden, alternatifi olmayan bir olgu olarak kabul etmemiz kolaylıkla mümkün olsun” (Emek Politikaları Sempozyumu,24-25 mart 2001, TMMOB yayını, Ağustos, 2001, s.52) derken ne kadar haklıdır.

Alpaslan Işıklı’ya göre, “Marksizmin önerilerinin demokrasi ile yakın bağlantısı, öngördüğü toplumsal düzenin kuruluşunu sağlayacak hareketin de -çoğunluğun eseri olması anlamında- demokratik olmasıyla başlar” (Küreselleşme ve Demokratikleşme, MB Vakfı yayınları:14, 1995, s.19). “Sosyalizmde hedefe giden yolun demokratik olmasının ötesinde, hedefin de demokratik olması gözetilmiştir. (...) Engels, ‘proletarya diktatörlüğü sözcüklerinin bütün dehşetiyle dolu’ olanlara, ‘Bu diktatörlüğün neye benzediğini bilmek istiyor musunuz? Paris Komünü’ne bakınız. O proletaryanın diktatörlüğü idi’ demektedir. Paris Komünü ise, bilindiği üzere, bütün görevlere seçimle gelinip, seçimle gidilen ve demokratik özgürlüklerin gözetilmesinin başlıca hedef olarak belirlendiği bir toplumsal modeli temsil etmektedir” (s.20). Bu yalın saptama Işıklı’nın Marksizm ile demokrasi arasındaki bağlantıya bakış açısını ortaya koymaktadır.

Sizi tanımak mutluluğunu yaşadım. Işıklar içinde uyuyun sevgili Alpaslan Hoca.

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları