Özgür Müftüoğlu
"Sadaka" Kimin Kültürü
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Başbakan, AKP&rsquoli belediyelerin kömür, gıda gibi yardımlarına yönelik eleştirenleri &ldquosadaka bizim kültürümüzde vardır&rdquo diye yanıtlayınca bir kez daha eleştirilerin odağına oturdu. AKP&rsquonin ve Tayip Erdoğan&rsquoın iktidarda bulunduğu süre içerisinde yaptığı en iyi şey nedir diye bakarsak sanırım, kapitalizmin gerçeklerini en açık biçimde dillendirmesi olduğunu söyleyebiliriz. Başbakanın &ldquosadaka bizim kültürümüzde vardır&rdquo  savunmasının aslında AKP'nin siyasi kökeninin de kaynağı olan &ldquodin temelli ortaçağ&rdquo kültürüne dayandığını elbette biliyoruz. Ama içinde bulunduğumuz dönemde ortaçağ kültürü ile kapitalizmin dayattığı koşullar birbiriyle öylesine örtüşüyor ki Başbakan, kendi tabanına onların anladığı dilde seslenirken aynı zamanda sistemin gerçek yüzünü de ortaya koymuş oluyor.  
Neoliberal dönüşüm süreci içerisinde işçi sınıfının örgütlülüğünün zayıflaması, mevcut örgütlenmelerin dönüşüme müdahale edememesi ve nihayet Berlin Duvarı&rsquonın yıkılmasıyla birlikte önündeki tüm engeller kalkan kapitalizm özüne döndü. Böylece kapitalizmin kendine içkin çelişkileri nedeniyle çökmesini önleyen ve vahşi yüzünü kısmen örten sosyal devlet ortadan kalkmış oldu. Sosyal devletin ortadan kalkması ve sosyal güvence mekanizmalarının aşınması sermaye dışı toplum kesimleri arasında işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği arttırırken sermaye kesimi de ortaya çıkan bu tablo karşısında oluşacak toplumsal tepkinin endişesini duymaya başladı. 
Kapitalist sistemin egemenleri sosyal politikaların yerine alternatif üretmek üzere küresel düzeyde Dünya Bankası, ulusal düzeyde ise devletlerin kolluk güçlerini görevlendirdi. Böylece sosyal politikalar üzerinden kapitalizmin çirkinliklerini örtmekle görevli olan ILO&rsquonun pabucu dama atılırken, Dünya Bankası ve onun yetersiz kaldığı yerlerde de kolluk güçleri ILO&rsquonun yerini aldı.  
Dünya Bankası aracılığıyla gerçekleştirilmeye çalışılan sosyal politika alternatifleri için temel kriter sermayeye hiçbir yük bindirmeden toplumun sistemi sorgulamasını ve ona karşı tepki geliştirmesini engellemekti. Önce örgütlü kesimlerin uysallaştırılması gerekiyordu ki bunun için önerilen &ldquososyal diyalog&rdquo mekanizması oldu. Esnekleşen üretim sistemi içerisinde giderek güvencesizleşen ve 19. yüzyıla benzeyen vahşi çalışma koşullarını yumuşatmak üzere &ldquosermayenin sosyal sorumluluğunu&rdquo çözüm olarak önerdi. Giderek yoksullaşan kesimlerin sesini kesmek için önerilen ise &ldquoyoksullukla mücadele programları&rdquo oldu.  
İşte, Tayip Erdoğan&rsquoın kültürümüzde yeri vardır dediği &ldquosadaka&rdquo, onun siyaseten benimsediği &ldquoortaçağ kültürü&rdquo ile 21. yüzyıl kapitalizminin &ldquoyoksullukla mücadele programlarının&rdquo buluştuğu noktadır.
AKP&rsquonin ve Tayip Erdoğan&rsquoın 6 yıldan bu yana iktidarda kalmasının sırrı küresel düzeydeki bu politikaları, &ldquoortaçağ kültürü&rdquonden beslenen dünya görüşü etrafından yaşama geçirebilmesi değil midir zaten?