Özgür Aydın
TDK’nın sorusu: Kuran okumayı biliyor musun?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu (TDK) ve Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanlıklarınca, çeşitli alanlarda yüksek lisans ve doktora yapmakta olan öğrencilere araştırma bursları veriliyor. Amaç, sözü edilen kurumlar tarafından belirlenen alan ve konularda yapılacak tezlere, araştırmalara destek sağlamak bu alan ve konularda araştırmalar yapılmasını güdülemek.
1983’te Başbakanlığa bağlı bir kuruma dönüştürüldüğünden bu yana, bizzat Atatürk tarafından çalışma alanlarından biri olarak tanımlanan “dilbilim” alanını, TDK rafa kaldırmış durumda. Çok kısa bir süre de olsa, sözlükbilim, toplumdilbilim, yazı sistemleri, terim çalışmaları, karşılaştırmalı dilbilim, Türk İşaret Dili gibi, dilbilimle ilgili konuları ve alanları içeren araştırmalar, söz konusu burs programı çerçevesinde desteklenmişti. Bu yıl, dilbilim konusundaki çalışmaları desteklemek yerine, çok daha genel olarak “Türk dili” ve “Türk edebiyatı” konusundaki çalışmaların destekleneceği açıklanmış.
Bu koşullarda, Türk dili konusundan 43, Türk edebiyatı konusundan ise 41 başvurunun mülakata çağrılmasına karar veriliyor ve 9-11 Aralık 2013 tarihlerinde burs mülakatları gerçekleştiriliyor. Mülakatlar sonucunda, TDK’dan 22 yüksek lisans öğrencisi, TTK’dan 19 yüksek lisans, 17 doktora öğrencisi burs almaya hak kazanıyor. Burs mülakatlarında adayların alanyazınına ilişkin bilgileri nasıl sorgulanıyor, birkaç örnekle anlamaya çalışalım.
TDK’nın birinci katında kurumun başkanı dahil, beş jüri üyesi, adayları mülakata alıyor. Tez konusunun sesbilim olduğunu söyleyen bir adaya, bir jüri üyesi “Sesbilim ne işine yarayacak, müzik insanı mı yetiştireceksin” diye soruyor. Jüri üyesi sesbilimin ne olduğunun farkında mı? Eğer değilse “TDK’nın hâli ortada” deriz. Ama farkındaysa daha kötü, kurumun sağlayacağı burs olanağıyla eğitimini sürdürecek olan adaylara karşı ciddiyetsiz bir tutum sergileniyor demektir. Ardından gelen sorular, jüri üyesinin sesbilime olan yakınlığını daha iyi sergiliyor: Jüri üyesi, adaya Evliya Çelebi okumadan nasıl sesbilim çözümlemesi yapabileceğini soruyor. Hayatında hiç Kutadgu Bilig’e dokunup dokunmadığını soruyor. Jürinin sesbilim alanıyla ilgili gördüğü iki temel yapıt: Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik Seyahatnâme’si ve Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’i!
Tez konusunun “ikinci dil olarak Türkçe edinimi” olduğunu söyleyen bir başka adaya, bir jüri üyesi Osmanlı Türkçesini öğrenmesini tavsiye ediyor. Ardından da adayla jüri üyesi arasında şöyle bir diyalog geçiyor:
– Kuran okumayı biliyor musun?
– Bilmiyorum.
– Allah her zaman, her yerde gerekli tabii.
TDK’nın Türkçe edinimiyle ilgili tez yazacak öğrenciden beklentisi, Osmanlı Türkçesini öğrenmesi, Kuran okumayı bilmesi, Allah’ı her yerde, her zaman hissetmesi. Yine bir başka aday “Hz. Muhammed” dediğinde “Peygamberimiz” diye düzeltiyor jüri üyesi.
1983’ten bu yana, TDK’da neredeyse hiç dilbilim uzmanı kalmadı. Türk Pediatri Kurumu’nda çocuk hekimlerinin yer almaması ne kadar doğalsa, TDK’da dilbilimcilerin yer almaması da işte o kadar doğaldır. Bu yüzden, kurumda “dilbilim” diyince ne anlaşıldığı, adaylara sorulan sorulardan açıkça gözlenebiliyor.