Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Özgür Aydın

O tek tümce

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08

“Türk”ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.

13 Şubat 2004 tarihinde yayımlanan makalesinin ilk satırındaki bu tümce, “Türklüğe hakaret” suçlamasıyla yargılanmasına, hemen hemen bir buçuk yıl sonra da altı ay hapis cezasına mahkum edilmesine neden olmuştu, üstelik de aksi yönde bilirkişi heyeti raporu bulunmasına karşın. Yedi yıl önce, son yazısında, tehditler karşısında kendini bir güvercinin ruh tedirginliği içinde duyumsayarak bu ülkede insanların güvercinlere dokunmayacağına inandığını yazıyordu. Yanılıyordu, işte o satırları yazdığı gün, 19 Ocak 2007’de katliyle noktalanacak saldırı gerçekleşti. Katil, ifadesinde şunları söylemişti: “Bana Hrant Dink’in Türk kanına pis dediği söylendi.”

Belli ki katili yazısını okumamıştı, muhtemelen azmettirici de. Peki ya savcılar, hakimler? Onlar da mı okumamıştı? Yürütülen linç kampanyasının dayanağı o tek tümceydi. Katili için de okumadığı o tek tümce yeterliydi.

Oysa iletişimde tek başına tümceler yeterli değildir, dile dayalı iletişimin temel birimi metindir. Tümceler ise kimi zaman dilbilgisel kimi zaman da sözcüksel olarak gerçekleşen bağıntılar yoluyla, diğer bir deyişle bağdaşıklık yoluyla, metnin bir bütün olarak biçimlenmesini sağlarlar. Metinler böylesi bir bağdaşıklık sergilediğinden, bir tümcenin anlamı, ancak daha önceki tümcedeki öğelerle bağıntı kurularak açıklığa kavuşabilir.

Kimi durumlarda tek başına bir metin bile yeterli olmayabilir. Bir metnin daha önce üretilmiş diğer metinlerle ilişki içinde olmasının, yani metinlerarası ilişkinin, okuyucunun okuduğu metni işlemlemesinde önemli bir yeri vardır. Okuyucu, metni ilişkili olduğu diğer metinleri düşünerek kavrar. Bu, aslında hiçbir metnin tek başına okunmadığı anlamına gelmektedir. Bu nedenle, o tümcenin geçtiği yazıyı tek bir metin içinde değerlendirmek yerine, “Ermeni Kimliği” başlığı altında yazılan sekiz yazıyı birbiriyle ilişkili olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Tırnak içinde yazıldığına göre, o tümcedeki “Türk” ifadesinin metinlerarası bir gönderimi olmalıdır. Aynı biçimde “o zehirli kan” öbeği de bir gönderim aracıdır. “Ermeni Kimliği” başlığı altında toplanan tüm yazılardaki sözcüksel bağlaşıklık da işte bu türden çağrışımsal gönderimlerle kurulmuştur.

“Türk” ve “zehirli kan” ifadelerinin hangi öğelerle gönderimsel ilişki kuruduğunu anlayabilmek için metinlerarası ilişkilere bakmak gerekir. Aynı yazı dizisi içindeki diğer metinlere baktığımızda, “Türk” sözcüğünün, 1915 olayları nedeniyle Ermeni kimliğinde yer alan olumsuz bakış açısını, bu olayların Ermeni kimliğini olumsuz yönde etkilemesi durumunu gösterdiğini anlarız. “Zehirli kan” ile ifade edilen de “Türkleri” değil, Ermeni kimliğinde yer alan yanlış düşünceyi göstermektedir. Kısacası, Dink 1915 olayları nedeniyle oluşan olumsuz bakış açısını Ermeni kimliğini olumsuz yönde etkileyen bir “zehir” olarak görüyor, Ermenilerin sağlıklı bir kimlik oluşturabilmeleri için bu olgudan kurtulmaları gerektiğini, kurtuluşun yolunun da “Türk”le uğraşmamaktan geçtiğini dile getiriyordu. Diaspora’nın zehirlediği kanın temizlenmesi gerektiğini, bunun da Ermenilerin Ermenistan’la kuracağı ilişkilerle gerçekleşeceğini belirtiyordu.

Yedi yıl önce, o günkü son yazısında “Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu” diye soruyordu. Oysa o tek tümce Hrant Dink’i yargılamak için yeterliydi, önüne ardına bakmadan.

Özgür Aydın 'ın Son Yazıları