Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Gökdemir

Orhan Gökdemir

Kedi Bastet çarpsın ki…

Ekmek herkese yeter. Köpeğe su, kediye mama yetişir. Bütün sorun bu organize mamacılarda. Kedi Bastet çarpsın ki kurtaracağız ülkeyi, şehri, sokakları bu kifayetsizlerin ellerinden.

Yayın Tarihi: 21.11.2025 , 22:26 Güncelleme Tarihi: 23.11.2025 , 00:19

Kedi ile tanışmamız herhalde neolitik devrimin ardından. Artık tahıllarımız vardı ve kemirgenler dadanmıştı. Korumak için kedi beslemek şarttır. M.Ö. 12 bin yılı civarında, köpekler koyunlar ve keçilerle aynı zamanda, evcilleştirildikleri tahmin ediliyor. Tarıma dayalı toplumlarda öne çıktılar, makam mevki sahibi oldular. Mısır panteonunda kedi kafalı bir tanrı, Tanrıça Bastet, vardı. Dünyevi kediler de pek değerli ve pek saygındı, Mısır dışına götürülmeleri yasaklanmıştı. Evcilleştirme hep ihtiyaçtan doğdu. Kedili geçmişimizdir. 

İstanbul’un da derin bir kedi-köpek tarihi var. 19. yüzyıl seyyahlarının İstanbul’a ayak basar basmaz gözlemledikleri ilk şey sokaklardaki köpek hâkimiyetiydi. Büyük sürüler halinde dolaşıyorlar, zamanla sayıları sokakları geçilmez kılacak kadar çoğalıyordu. O hallerde atılan adımların ortaya çıkardığı pek acıklı köpek hikâyeleri vardır tarihimizde. II. Mahmut zamanında, tabii emir ve talimatıyla, sokaklardan toplanan köpekler Hayırsız Ada’ya sürüldü. Ancak köpekleri taşıyan vapur yolda fırtınaya yakalanıp geri döndü. Olayı duyan İstanbul halkı sarayın kapısına dayandı. Vazgeçilmiştir. 

Abdülaziz de aynı şeye yeltendi. Köpeklerin adaya bırakılmasının ardından İstanbul’un çeşitli semtlerinde büyük yangınlar çıktı. Halk bu yangınların köpeklerin gazabı olduğunu düşünüyordu. Köpekler toplanıp geri getirildi. 

Dâhiliye Nazırı Talat, gözü kör olasıca, 1910 yılında İstanbul köpekleri için sürgün kararı aldı. Hayırsız’a sayısız çıkarmalardan birini yaptı. Adaya bırakılan köpekler bir süre sonra açlıktan birbirlerini yemeye başladı. Talat’ın kaydedilmemiş suçlarındandır. 

İstanbul’da kedi de vardı ama köpekler kadar görünür değildi. Evlerin çoğu ahşaptı, fare nüfusu insan sakinlerinden fazlaydı. Bu durumda kim kediye kapıyı kapatabilir ki? Zorunluluktan veya sevgiden, İstanbul bir kedi köpek şehri olmaya devam etti. Bugün de öyledir. Sokaklarından havlama, evlerinden miyavlama eksik olmamıştır hiç.

***

Tuhaf, kediyi köpeği sevmeyenlerimiz kurda bayılıyor. Ayaktopu milli takımının oyuncularından biri parmaklarını şekle sokup bakanlara kurt kafası göstermesiyle ünlenmişti hatırlarsınız. Kendisini yavru kurt saydığını biliyoruz. Haklı, kim kurt yavrusu yerine bit yavrusu sayılmak ister ki? 

Türkler tam yok olmak üzereyken bir kurt çıkar ve biçare topluluğa bir çıkış yolu gösterir. “Bozkurt” mitolojisi özetle budur. Türk mitolojisinde kurtla birlikte yılan, geyik, boğa, keçi gibi pek çok hayvan var. Hangisinin neden öne çıktığı konusunda açık bir bilgimiz yok. Kaldı ki başka kültürlerde ve başka coğrafyalarda da merkezinde bir kurdun olduğu efsaneler var. Romus ve Remulus kardeşler bir ırmağa bırakılırlar ve dişi bir kurt onları sudan çıkararak bir mağarada emzirir. Kurt tarafından emzirildikleri yerde Roma şehrini kurarlar. İlginç, efsaneye göre kurt sütüyle beslenen kardeşlerin ataları Truvalıdır, orası yıkılınca göçüp Roma’nın kurulacağı bölgeye gelmişlerdir. Haliyle bu yolla Roma ile Truva arasında da bir bağ kurulmuş olur. 

Böyle kuruyoruz, şehirleri veya ulusları oluştururken mitolojilere yaslanıyoruz. Yoksa bir kurt neden insanlara yol göstersin veya emzirsin. Söylencelerde gerçeğin payı pek azdır, bilmek ancak abartmamak gerekir.

Bizde kurt veya keçi var ama yol gösterici bir kedi yok. Konar- göçerlerin kedisi var mıydı bilmiyorum. Olmaması anlaşılabilir bir şey. Kedi insana değil eve kapılanır. 

***

Artık var. Hatta İstanbul sayısını bilmediğimiz kediler şehri. Sokaklarındaki kedilerin nüfusu hakkındaki tahminler 100 bin ila bir milyon arasında değişiyor. Demek ki bir bilinmezle karşı karşıyayız. Şurası açık, kedilerimiz köpeklerimizden çoktur. Tek işi kedi beslemek olan hatırı sayılır bir nüfusumuz var çünkü. Bütün gelirini kedi mamasına yatıranlar, borç harç kediler için daire kiralayanlar bile var aralarında. Öyle bir hal ki Kedi Bastet bile bu kadar adanmışla karşılaşmamıştır. 

Adı konulmamış bir “kedi dini” oluştu böylece. “Sermayeyi kediye yüklemek” gibi, bazıları bu yolla dinin de kediye yüklendiğinden şüpheleniyor haliyle. Bunun üzerine AKP harekete geçti, sokak hayvanlarının zapturapt altına alınmasını düzenleyen bir kanun çıkardı. Kanunun kabul edildiği gün AKP’li vekiller toplanıp zafer pozu bile verdi. Ama sokağa çıkınca işler değişti. Kediyi, köpeği toplayıp telef etmeye kalkanların feleğini şaşırttı halkımız. Ne yaptılarsa boşa düşmüştür. 

İstanbul Valisi Davut Gül’ün feryadı bu başarısızlığın üzerine geldi; "Doğanın dengesi ortadan kalkmış. Normalde kediler fare yakalar; İstanbul’da kediler fare yakalamıyor, kediler mamayla besleniyor, fareler de kedilerle birlikte mama yiyor. Bunu ortadan kaldırmak lazım. Her önüne gelenin kediye mama vermemesi lazım. Kedi beslemek istiyorsan evinde beslersin" dedi. Türkçesi bozuktur, temenni mi tehdit mi bilemiyoruz. “Kediye mama vermek suretiyle sıçanları azdırma suçu” yoksa ki, yok, bunlar da bomboş laflardır. Doğanın dengesini “tağyir, tebdil, ilga” edenler ise kedi mamacıları değil, AKP mamacılarıdır. Rant aşkına dağa taşa beton döktüler, “denge de ortadan kalktı” haliyle. 

Davut Gül’ün bu talihsiz beyanı verdiği gün yönettiğini sandığı şehirde bir can pazarı yaşanıyordu. Sudan sebeplerle sıra sıra ölüyor insanlar, sokakları çetelerin kontrolünde, uyuşturucu ayağa düştü. Devlet denetimden de güvenlikten de elini ayağını çekti çünkü. 

Her şeye rağmen zafer kedilerindir. Padişahları diz çöktürdüler bir iki parti valisinin sözü mü olur? 

***

Yanlış anlaşılmaktan korkarım, Tanrı Bastet çarpsın ki bir kedi severim. Üç kedi geldi geçti hayatımdan. Minnoş şartlara, Mazlum kaderine yenik düştü. En uzun soluklusu Haydar oldu. Adına bakmayın, dişiydi zavallı. Bir yemek masasında buldu bizi. “Haydar” tamamen bir yanlış anlamanın veya yanlış bardak saymanın kalıntısı. Misafirlerden biri kaldırıp şöyle bir baktı ve ne gördüyse artık “erkek bu” dedi. Gerçeği anladığımızda iş işten geçmişti. Kısırlaştırma falan derken aldı kabul etti bizi. Bir ay önce toprağa verdim kendisini. 20 yaşının ortalarındaydı, sağlıklıydı, bir anda göçtü gitti. Bizden razı mı soramadık ama biz ondan razıyız. Hizmetimizi eksik ettirmedi kendisinden. 

Haliyle kedi severlikte mantık aranmayacağını bilecek kadar deneyimim var. Ancak bu sorunlar olmadığı anlamına gelmiyor. Artık İstanbul kedileri toplu halde yaşıyor ve aynı kaptan besleniyor. Halbuki kedi yalnız takılan bir hayvandır. Bu, hastalıkların bulaşması riskini arttırıyor haliyle. Avcı toplayıcı Bastet kulları ise gizli kedi kıyımının baş sorumlusu. Etraftaki hasta kedileri toplayıp sağlıklı kedilerin arasına salıyorlar çünkü. O hastalık neyse artık kısa sürede diğer kedilere bulaşıyor. Merhametten maraz doğuyor! Kedi nüfusu her şeye rağmen kontrol artındaysa eğer bunu avcı toplayı Bastet kullarına borçluyuz. 

***

uyuşamayız, yollarımız ayrı;
sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
benimki aslan ağzında;
sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

ama seninki de kolay değil, kardeşim;
kolay değil hani,
böyle kuyruk sallamak tanrının günü.

Şehir hayvanı artık, haliyle onların da sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış bir kütleden ibaret olduğu söylenemez. Mama bulanı var bulmayanı var. O da türlü türlü, iyisi kötüsü, ucuzu pahalısı, semirteni dişsiz bırakanı var. Semtten semte, sokaktan sokağa değişiyor iş. Orhan Veli’nin dediği gibi orada da sınıfsal her şey. 

İstanbul’un şirazesi kaydı evet. Çok insan, çok kedi ve çok köpek var. Hepsi aç açık, üst üste, çaresiz, sahipsiz. Ama esas sorun ülkenin ve şehrin bir avuç haramiye esir düşmesi. 

Ekmek herkese yeter. Köpeğe su, kediye mama yetişir. Bütün sorun bu organize mamacılarda. Kedi Bastet çarpsın ki kurtaracağız ülkeyi, şehri, sokakları bu kifayetsizlerin ellerinden. 

Orhan Gökdemir 'ın Son Yazıları