Sosyalist Hacılar!

16/06/2010 Çarşamba
Sosyalist Hacılar!

Bazan şaşırıp kalıyorum. Kiminle konuşsam herkes politikayla acaip ilgili. Herkes her konuda bilgi, çözüm, yorum sahibi. Üstelik sosyalistler. Söylediklerinin sosyalistlikle ilgi derecesi önemli değil, ağızlarını açtıkları anda sosyalist olarak konuşuyorlar. Şahsen benim, çevremde sosyalist olamayan birini bulup da sosyalistliği savunma duygumu soluma özgürlüğüm yok! Çünkü politik konularda kavga derecesinde tartıştığım insanlar bile sosyalist!

Diyelim ki konumuz Baykal. Adam öyle bir eleştiriyor ki, sanarsın kızıl kıyamet komünist! Bundan cesaret alıp bir umutla, ‘Kardeş hangi örgütle ilişkilisin?’ türünden bir soru soruyorum. Piyasada ne kadar örgüt varsa düz gidiyor! Bu kez sert eleştirisinin hedefi sol örgütler! Şunu şurdan alıp şuraya koyduğu da yok, ama ağzı var! “Hiçbirinden bir bok olmaz!” diye başlıyor “Al birini vur öbürüne!” diye devam ediyor. Bütün yanlışların farkında! Son derece bilgi ve bilinç sahibi olduğu belli, fakat, kendisinin neden bir örgüt oluşturmadığı meçhul! ‘Peki bu iş örgütsüz olmayacağına ve olanların tümü işe yaramadığına göre, bu derin bilgi ve tecrübenle sen bir örgüt kur, onda çalışalım!’ diyecek oluyorum, başka konuya geçiyor. Bu tür sosyalistlere bu konuda soru sor, yanıt alamazsın. Alsan da anlayabilmen mümkün değil. Tek anlayabildiğim, ‘bu işlerin eski kafayla gitmeyeceği’ yorumuyla söyledikleri ‘örgütçülük işlerinde kaybettikleri’ yıllar! Ne diyebilirim, adam hacı! Yani, zamanında örgüt düzeyinde mücadeleyi tavaf etmiş. Günah da işlemiyor. Hangi konuda konuşursak kanuşalım nefesi en keskin o! Eh ne yapalım, şimdinin modası bu: muhabbet makamında tek kişilik sosyalist muhalefet! Hacı yoldaş kendine sırdaş! Örgütler üstü bilgisi de var, görmüş geçirmişliği de! Ona her günün her anı Cuma! Vaazı kusursuz. Bütün kurum kuruluş ve kişiler hakkında bilgi ve eleştiri sahibi. Ama örgütsüz. ‘Mademki yanlış giden bir şeylerin farkındasın ve bir eleştirin var, bak, insanlar gece gündüz çırpınıyor o yükü taşımak için, gel bir ucundan da sen tut’ türünden bir şeyler söyleyecek olsam, öyle bir bakıyor ki, gülümsemesinde ‘hâlâ akıllanmadın’ anlamı gizli! Hacı sadece duacı! İyi de, eylem enerjisi taşımayan eleştiri boş gevezelikten başka ne ki?

Hacılığın bir türü bu. Bu türün bir de üst düzey entelleri var. Gazetelerde köşeleri tv’lerde programları olan. Programları olmayanlar da zaten olanların vazgeçilmez konukları. Bir soru sorup sinirlendirmeye görün, sağırlaşmakla da kalmaz, sığırlaşırlar. Yılışmakta, sıvışmakta üstlerine yoktur. Ne zaman dinlesem, ‘ayakları yere basmayan bir solcu’ olarak havada yürümenin paniğine kapılırım. Onlar için ayakları havada olmayan sol örgüt yoktur. İşin kötüsü, ‘ayakları yere basan solcu örgüt’ konusunda bir önderlik de yapmıyorlar! Uzmanı oldukları tek örgütlenme kişisel çıkarlarının kumpas hesaplarıyla dönen klikleri! Onlara göre bizim gibi örgütlü olanların ayakları hep havadadır. Sürekli havada kalmak da çekilir eziyet değil ama, ne yapalım bu da bizim kaderimiz! Hacıların en havalıları bunlar. Ayakları havada duranı saptama konusunda üstlerine yoktur. Hacılıkları ötesinde çoğu kapı gibi diplomalı Hocadır. Adları koca koca üniversitelerin kapılarına çakılı. Bunlar azgın hacılar.

Yılgınları da var! Vaktinde sosyalizm aşkıyla yaptıklarını anlatmaya başlasalar, yaşadıkları maceralar askerlik anıları gibi uzar da uzar! Eh, geçmişlerinin yüzü suyu hürmetine ağzımız bağlı. Hacıya saygıda kusur edilmez. ‘Yılgınlığın da dokunulmazlığı mı var?’ demeyin. İnsani bir haldir. Ben dokunmaya kıyamam. Üstelik azgın hacı gibi ‘sinir bozmada sınır tanımaz’ da değiller. Bir inek, ömrü boyunca 200 bin bardak süt verirmiş! Süt vermekten yılmış inek yok diye, insanı da inekle ölçmemek gerek. Sonuçta yılgınlık da bir insan halidir.

‘Sol hacılık’ konusunda işi en tıkırında olanlar ise, bu müessesesinin profesyonelleri. Bunlarla toplumun sosyalleştirilmesi, demokratikleştirilmesi konusundada kimse yarışamaz. Sosyalist örgütlere küfür konusunda da. Aktif ne kelime, bu hacılar hiperaktif hacıdır! Hele azınlıklar meselesinde onlar gibi harlayanı, parlayanı yok. Dışardan bakan sanar ki, insanlar haklarını dövüşe dövüşe almıyor da bunlar yol gösterip aracı oluyor! Konuşma dışında hiç iş yapmadan paşa gibi yaşıyanı da var, iktidarbaşı’ndan Soros’a kadar her taşın altında danışman olarak böcek gibi dolaşanı da. Sistem akıllı: bu hacılardan daha iyi CEO nerden bulacak?

Sosyalist hacılığın türü çok. Her birini yazmaya ne sabrım ne yerim elverişli. Fakat bir türü daha var ki dokunmadan geçmek olmaz. O da örgütlü hacı. Yola çıksan, bakıyorsun ayağında sızı var. Görev versen nazı var. Tembellikte izi, karanlıkta yüzü var. Ama, sahtekâr tüccarın hacca gidip günahlarından temizlenmesi misali, o da gidip bir sosyalist kuruluşa kaydolmuş. Yani, ‘Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten!’ dizesindeki gibi, hem sahtekâr hem hacı. Güncel yaşantısındaki tepkileriyle ölçsen sosyalist değil, ama sosyalist bir kuruluşun üyesi. Örgütlü hacı! İnsanın üyesi olduğu bir sosyalist kuruluşa en büyük katkısı günlük yaşantısında ona uygun davranmak değil midir? Hacılığın bu türüne ne çare? Sabahtan akşama her tarakta bezin olsun, haksızlık karşısında sus pus dur, her türlü kirli işe bulaş, sonra örgüte gelip temizliğe ulaş! Sanki sosyalist örgüt Hacı Şakir sabunu! Bunların bir de şeftali tezgahı çatar gibi örgüt çatıp, ona buna çata çuta olgunlaşıp şefleşenleri var. Böylelerine, ‘örgütü sabuncu dükkânı gibi kullanmaktansa, günlük yaşantında temiz ol, varsın örgütlülük geri dursun madem ki hem sosyalist kuruluş üyeliği hem hayatta sosyalist kişilikle yaşamayı beceremiyorsun!’ diyenin vay haline! Şahsen ben o ‘vay halin’ deneylisiyim.

Onu bunu bilmem, bizim memleketimiz kadar solcuya havası suyu mümbit ve solcusu bol olan memleket az bulunur. Dünyanın hiçbir yerinde bizdeki kadar solcu olmadığı konusunda isteyenle iddiaya girebilirim. Hani, solcu diye dolaşanı kelle hesabı sayma kaydıyla.

Bir yanı bu: ortalık solcu dolu. Öte yandan, zalime karşı mücadelede mazlumla omuz omuza yürüyen, sisteme tepkisini örgütünde bileyen bir avuç insan, özverinin en kutsalıyla ve örgütlü mücadelenin biricik ve en güçlü silah olduğu bilinciyle gece gündüz çırpınıp duruyor. Parlementosunda tek komünist temsicinin olmadığı, yani halkı teslim alınmış bir ülkede. Acı olan da budur.