Katliam doymazlığı

12/02/2015 Perşembe
Katliam doymazlığı

Zulmün hesabını ‘ahrete havale etmek’ zalime teslimiyetin bir biçimidir!

Dinci kafanın egemen olduğu bir toplumda (ve o toplumun yaşadığı coğrafyada) halk ve hayat düşmanlığının boyutu sanılandan da büyüktür. Ölçüye sığmaz. Her gün gazetelerdeki “bunu da gördük”, “inanmayacaksınız ama o da oldu” türü haber başlıkları, bu “ölçüye sığmazlığın” şaşkınlık nidalarıdır! Dinci yobazlık bir yere egemen olmaya görsün, hele ki emperyalizm ve kapitalizmin taşeronu olarak! Zati Sungur’un “abra kadabra” yöntemleri gibi “Yoksul Cumhur”un da “bakara makara”cı yönetenleri var! Halkı “ahret”le uyutup, dünya nimetlerine yalanla dolanla, rüşvet ve talanla balıklama dalarlar! Öğüre böğüre yağmalarken, hiçbir canlıya ve doğaya acımazlar! Hayat düşmanlığı başka ne ki? İşte Türkiye! Yobaz, bir elinde din kalkanı, diğerinde din palası, hayata her alanda saldırıyor. Saldırısı da dine dayalı, savunması da! Bilgi, akıl, vicdan, izan “hak getire”! 

Şunun şurası, yeryüzünde “Bilen İnsan” (Homo Sapiens) haline 50 bin yıl önce kavuşan, son 3 bin yılında “tek tanrılı din”i, son 200 yılında “kapitalizmi” keşfeden “insan” sıfatlı canlı türü, deniz kaplumbağalarının 200 milyon yıldır gelip yumurtladığı İztuzu Sahili’ne “han-ı yağma” hırsıyla saldırdı. Hayat safındaki duyardı insanlar bu alçaklığa karşı direnince İmam, “Allah yarattığı canlıyı korur, kaplumbağaya yumurtlamak için başka yer gösterir” diye cırıldadı! Kuşların göç yoluna kurdukları hızlı tren hattında lokomotif kuş sürülerini biçe biçe gidiyor! Bilim adamlarının uyarısı, çevrecilerin tepkisi karşısında İmam, “kuşlar zaman içinde trene alışır, Allah kanat verdiği kuşa başka göç yolu gösterir” diye hırıldadı! İmara açmak için “cami yapma” bahanesiyle Validebağ Korusu’na saldırdılar. Bölge halkı ve her kesimden hayat dostları direnince İmam, “ezan sesinden rahatsız mı oldunuz” diye homurdandı! Ormanlar, zeytinlikler, vadiler, dereler... say ki sonu gelsin! Kapitalist doymazlığın, dinci yobazlığın saldırmadığı alan kalmadı. Şimdi İBB “köpekleri barındıracağız” örtüsü altında “toplama kampları” inşa ediyor. Hani, ecdatları 100 yıl önce İstanbul’un köpeklerine Hayırsız Ada’yı “katliam kampı”na çevirmişti  ya, bu da onun “zamana uydurulmuş” tekrarı! Köpekleri toplayıp bu “kamp”lara dolduracaklar! “Hesap içinde hesap” kurnazlığıyla! İlkin: Bu kampların şehir merkezlerinden uzakta olması “hayvan katliamcılığı”nı gözlerden gizleyecek. Hayvanları gizlice ve sinsice katledecekler. Sonra: “Hayvan barınakları kuruyoruz” maskesi altında o bölgeleri imara, yani yağmaya açmış olacaklar! Sarıyer Kısırkaya’da planlanan “hayvan barınağı” ile Kuzey Ormanları ranta açılacak. Tuzla’da yapımı planlanan “hayvan toplama kampı”, zaten ormanlık alan ve 2B arazisi içinde. (“İBB Meclisi’nden geçen imar planıyla Tepeören’de 1 milyon 402 bin metrekare arazi hayvan barınağı olarak planlandı. Barınak için planlanan alanın yaklaşık 680 bin metrekaresi orman alanında kalıyor. ‘Bu alanda sahipsiz hayvanların toplanması, üremelerinin kontrol altına alınması, tedavi ve aşılama gibi rehabilitasyon hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla’ hayvan barınağı kurulması için Orman Bakanlığı, 2012’de İBB’ye ön izin verdi. Alanın yaklaşık 723 bin metrekaresi ise 2B arazisi. Araziye 2 katlı tesisler inşa edilecek.”) Yağmaya, katliama doymuyorlar. Savunmasız canlılara omuz vermek her şeyden önce insani bir görevdir, hayat borcudur. İnsanın, yaşadığı doğaya sahip çıkması ve uğrunda direnmesi, katliamcıya, yağmacıya karşı dövüşmesi, insanı insan yapan yüce ve başta gelen değerlerden birisidir. Kısırkaya’daki “hayvan  barınağı” 20 bin hayvan kapasiteli (yani “20 bin hayvanı imha” kapasiteli)! Dahası: Kuzey Ormanları’na doğru rant, talan ve yağma adımıdır! Hayata duyarlı insanlar direniş çağrısı yaptı: “Sokak hayvanlarına tecrit ve soykırım uygulayacak olan, mevzuata da aykırı bir şekilde inşaatı devam ettirilen bu soykırım merkezini protesto etmeye ve çok kısa bir süre içerisinde bölgenin ranta açılmak istenmesine karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz.” İnsanlığın en güçlü silahı direnişidir, zulmün hesabı “ahrete havale edilmeden”, bizzat bu dünyada sorulmalıdır! Zulmün hesabını ahrete havale etmek, “zalime teslimiyet”in bir biçimidir! Çünkü: Zalimin ağzında “ahret”, puslu bir pusudur!

* * * 

Kuru dalı gözyaşımla ıslayasım gelir

Acılıya, sızılıya sevinç ekleyesim,

Yavrulamış köpek görsem besleyesim gelir

Çaresizin umudunu başucunda bekleyesim

(soL Dergi’nin 27. sayısında yayımlanmıştır)