Dinci Faşist Sistem ve Onu Temsil Eden İktidar Kumpanyasını Güçlendirme Kampanyası

24/02/2010 Çarşamba
Dinci Faşist Sistem ve Onu Temsil Eden İktidar Kumpanyasını Güçlendirme Kampanyası

Spot adı: ‘Açılım’! İlaç değil ki, kutusunda nelerden oluştuğu, hangi rahatsızlıklara iyi geldiği, yan etkileri, nasıl kullanılacağı soğukkanlı, gerçekçi uzman diliyle açıklansın. Sonuçta bir reklam! Reklamın amacı, reklamı yapılan mala hizmet değil mi? Efendim, ‘Doğru değil!’miş, ‘Ne olduğu net bir şekilde açıklanmıyor!’muş, ‘Söylenenler doğru çıkmıyor, vaat edilenler gerçekleşmiyor!’muş! Bunlar, reklamın ne olduğunu bilmeyenlerin figanıdır! ABD’li patron, gazozunu ‘Hayatın gerçek tadı!’, hamburgerini ‘Sağlıklı yaşamın formülü!’ diye pazarlayıp, firmasının reklamını yaparken, gerçekçi uzman açıklaması mı beklediniz de, AKP’sini pazarlayıp sunarken bekliyorsunuz? Gerçekçi olmayan asıl budur! Cola ve Mc Donald’s ile ‘hayatın gerçek tadı’nı bulup sağlıklı yaşam düşlemekten daha da beter olarak!

Reklamda süreklilik önemlidir. Öyle bir an gelir ki, malın sadece adını duyurmak yeter. En fazla biriki sözcüklü alt spot: ‘Coni Bank / Güveniniz bizde saklı’! İş bitmiştir! ‘Şu güven dediğiniz şey nedir, bir açın anlayalım, bizim sizde saklı duran güvenimizle siz nerede ne yapacaksınız’ falan gibi sorulara yanıt, reklamcının işi değil. Reklamcı reklamının perçini olarak, malını, boyacının kadifesi gibi ünlü isimlerle parlatır sanat, spor ya da magazin dünyasının popüler isimleriyle göz kamaştırıcı kılar. Bir de bakmışsınız, THY koltuğunda Kevin Costner ya da Nespresso içerken George Cloney!

Şimdi ‘açılım yatırımı’ bu ayağında! Reklam kampanyasında bu kez öbekler halinde ünlüler var! Gerçi iktidar, ‘açılım reklamını’ da ilkin Kevin Costner’ le cilalamayı denedi ama sonra baktı ki bu bir ‘kara harekatı’, ucuz yerli malında karar kıldı! Sözgelimi Ajda Hanım’ın, C. İpekçi Bey’in önceki aylarda açılım boyasına verdikleri cila inkâr edilmez! Ya Sezen Hanım? ‘Anneme babama danıştım, iyi bir şey olduğunu söylediler!’ diye pekiştirerek, o da ‘kadifeden kesesi’yle iktidarın ‘açılım yatırımı’nı parlatmadı mı? Ama nedense Sezen Hanım, soyut vaatlere alelacele açıldığı halde, hayatın içinde somut olarak yaşanan Tekel direnişine bir türlü açılamadı. Belki de bu sefer annesigil izin vermedi? Ya da, ‘Tekel açılımında rant yok’ diye düşündü! Başbakan’ın kahvaltılı davetine mesafeli durmasının nedenini ise, eğer açıklarsa anlayacağız. Edip Akbayram’ın neden katılmadığı açık. Halk onun demokrasi ve özgürlükler için nasıl çırpındığını çok iyi biliyor. Bir ömür hiçbir kişisel karşılık gözetmeden, muhalif aydın onuruyla ödünsüz sürdürdüğü bu çırpınışı götürüp Başbakan’ın reklamına güdümleyecek değildi. Toplumsal acılara duyarlılık tabiki en kutsal duygudur. Ama hangi şemsiyenin altında? İktidar mı, vicdan mı? Duyarlık, ‘iktidarın şemsiyesi altında’ titreşiyor da, sözgelimi Alevi halkın feryadında, emekçilerin çığlığında titreşmiyorsa ‘bit yeniği nerde’ diye bakmak gerekir! Bu mu sanatçı duyarlığı? Demokrasi umudunu demokrasi düşmanlarına demirleyen ‘sol’ ayağıyla sağ kanadını kaşıyan kargayı kılavuz alan karanlığa kırıtan, korkuya sırıtan, onuru sürüten? Lanet olsun!

‘Açılım’ın ne olduğunu anlayan var mı? Üstlerinden ‘açılım’ reklamının yapıldığı Kürt halkının örgütleri mi? Herkesten çok onlar öfkeli! ‘AKP’nin içi boş sözlerle sadece kendi reklamını yaptığını, bunun ötesine gitmediğini, halkı yalanla kandırdığını’ söylemekten dilleri kurudu! İşte en son Emine Ayna, Mardin’de halka, Başbakan ve açılımlarından kasıtla, “Sürekli yalan söylüyor, namaz kılarken yalanlarından utanmıyor mu? Ya Allah’ı da kandırıyor, ya Allah’a da inanmıyor!” diye sesleniyordu.

İktidar başı, ‘halka hizmet’ ambalajlı ‘açılım reklamı’nda hız kesmiyor, kampanya kampanya üstüne, ama, ‘hizmet’in rantı kendilerine, hezimetin faturası halka!

Açılım cümbüşünün zurnası mı, o tam gaz! Liberal zurnanın zırtladığı delikte, 12 Eylül’ün duacısı Nazlı Hanım’ın ‘En büyük tehlike darbe!’ zırıltısı var! ‘Darbe sorunu aşılırsa ancak demokrasiye ulaşılır’ diye fır dönüyor! Dünün darbe duacısıydı, bugünün darbe çilecisi!

Kürt açılımına kılıf diye sarılan şu darbe cümbüşünde, ‘12 Eylül’e duacı olduklarını’ Fethullah Hoca ve yandaşları sanki saklıyor mu? Kendileri, Evren Paşa’ya şükran borçları olduğunu, açılımdan önce de, açılım sürecinde de açık açık ifade etmediler mi? Başbakan Marmaris’te ziyaretine gitmedi mi? Evren, ‘tecrübelerinden yararlanmak’ amacıyla Cumhurbaşkanı tarafından köşkte ağırlanmadı mı? ‘Fethullah Hocaefendi İle Ufuk Turu’ kitabının yazarı olan Zaman’ın önceki genel yayın müdürü ‘Evren yargılanmalı!’ diyen devrimcilere köpürüp öfkelenmemiş miydi?

Nazlı Hanım değişmiş! Niye değişsin? Tam tersi: daha cırlak anti komünist, daha keskin demokrasi düşmanı! Dün, ABD’nin zurnasına verdiği akort ‘Evren duacılığı’ydı, bu gün ‘darbe komploculuğu’! Değişen sadece mal sahibinin malına reklam taktiği. Bu da reklamın doğasında var!
Sanat dünyasının ünlüleri, branşlarına göre öbek öbek köşke ‘brunch’lı görüşmeye davet edildi! Başbakan sanatçıları ‘çok sıcak’ karşılıyor! Şimdi bir demokratik kuruluş, bu kahvaltı konuklarına, ‘Gelin, Kürt halkının tüm demokratik hakları koşulsuz teslim edilsin diye bir açıklama yapalım!’ dese, kaçı ortada kalır? Ama, bu toplantıların sonucu kamuoyuna, ‘Başbakana sanatçılardan tam destek’ diye açıklanacaktır. AKP’nin reklam spotu olarak. Başka ne olabilir? Ünlü sanatçının, memlekette demokrasi özlemini, Kürt halkı üstündeki anti demokratik baskıların ve demokratikleşme önündeki engellerin kalkması isteğini duyurması ve bu uğurda mücadele vermesi için Başbakan filtresi mi gerekli? Demokratikleşme engellerinden birinin de bizzat kendisi olduğunu Başbakan'a söyleyecek bir babayiğit var mı içlerinde? ‘Seçimde oyunu ona vermemiş’miş! Zaten o da onu istiyor: kendine oy vermeyenin bile desteğini göstermek. Bunun, reklamı etkili kıldığını o aptal ‘ünlü’ bilmiyor ama Başbakan kurnaz, o biliyor! Öyle söylüyorlar: ‘Başbakan kararlı!’ymış, ‘Hükümetin açılım politikası desteklenmeli!’ymiş. Mış mış da mış mış, miş miş de miş miş! Eh her reklamda olduğu gibi, bu reklâmda da, kullanılan görsel malzemenin bir rantı var. Olacak o kadar!

En değerli aydınların, hükümetin meşruiyeti kalmadığını halka anlatmak için çırpındığı bir dönemde, bu zifiri karanlığın sorumlularını, ‘ampul’ reklamına figüranlık yaparak meşrulaştırmak, sanatçı duyarlığı ve onuruyla değil, olsa olsa haysiyetsizlikle, yüz karasıyla, halka ihanet iştirakçılığıyla açıklanır.

Son kod adı: ‘Demokratik açılım’! Onurlu yargıca iftira, hakkını arayan emekçiye pusu, bilim adamına çamur, yurtsevere saldırı, işsize küfür, devrimciye işkence, öğretmene beddua, doktora azar her türlü antidemokratik iş, cürüm, yalan, entrika, talan dört nala ama koşunun yapıldığı alan ‘demokratik açılım’! AKP’nin demokratik açılımdan anladığı ‘işkenceyle tedavi’ gibi bir şey olmalı! Şimdiki hazırlık: reklam konusunun bu ayağına ünlü sanatçılardan jokerler seçmek! Sırada aktörler, edebiyatçılar var...

Toplumda hiçbir somut sonucu görülmeyen, tam tersi halkın kendi gücüyle elde ettiği kazanımlarına karşı sürekli saldırının kılıfı olarak kullanılan bu kampanya dinci, faşist sistem ve onun iktidar kumpanyasına destek reklamından öte ne ki?