Neslişah Başaran
Fransa’da siyaset ve Abdurrahman Çelebi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Sonunda beklenen oldu. François Hollande Fransa’da son 50 yılın en sevilmeyen cumhurbaşkanı olarak tescillendi. Son yapılan bir ankete göre, 2012 Mayıs’ında görev başına gelen Sosyalist Parti liderinden memnun olanların oranı yüzde 20 (yüzde 2 “çok memnunum” demiş) memnun olmayanların oranı ise yüzde 79 (yüzde 42 “çok memnuniyetsizim” demiş) olarak belirlenmiş.
Araştırmayı yapan anket şirketi, alanında en eski olarak niteleniyor 1958 yılından yani Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana siyasi liderlerin halk nezdindeki sevilme oranını ölçüyor. François Hollande’dan önce “en sevilmeyen” rekoruna sahip cumhurbaşkanı François Mitterand olmuş. İkinci cumhurbaşkanlığı döneminde, 1991 Aralık’ında yapılan ankette fransızların ancak yüzde 22’si “Mitterand’dan memnunuz” demiş.
François Hollande Mitterand’ın rekorunu kırmakla kalmıyor, ikinci bir rekora daha imza atmış oluyor: sevilme oranı en hızlı düşen lider. Hollande iktidara geleli ancak bir buçuk yıl oldu. Yerini aldığı Nicolas Sarkozy neo-liberal politikaları nedeniyle Fransa’nın en sevilmeyen liderleri arasına girmiş ve yeniden cumhurbaşkanı seçilmemesi için seçimlerin ikinci turunda kendisine karşı neredeyse bütün Fransa solu Hollande’ın adaylığında birleşmişti.
Daha önce de bahsettiğimiz gibi (http://haber.sol.org.tr/yazarlar/neslisah-basaran/gericilesen-fransa-81720), sağ politikalara karşı büyük umutlar bağlanan Sosyalist Parti-Hollande iktidarının “cicim ayları” uzun sürmedi. Avrupa’yı ve Fransa’yı içine alan kriz burjuva siyasetinin sağı ve solu arasında, göstermelik de olsa, tüm ekonomi politikası farklılıklarını ortadan kaldırmış bulunuyor. Dolayısıyla Hollande liderliğinin tek yaptığı Sarkozy’nin aldığı kararların devamını getirmek. Hem de görünen o ki, en beceriksiz biçimde.
Gelelim Abdurrahman Çelebi’ye…

Kriz koşullarında, yani emekçi halkın omuzundaki yükler giderek ağırlaşırken, iktidar, ülkedeki komünist partinin de desteğiyle seçilen ve adı da sosyalist olan bir partide olunca, muhalefette de işler epey karışıyormuş. Vergilere karşı çıkan halk arkalarında patronları, greve giden işçiler de yanlarında faşist partiyi bulabiliyormuş.
Öncelikle bu koşullarda en yoğun muhalefeti yapmasını bekleyeceğimiz Fransız Komünist Partisi’nin tutumundan başlayalım. Çünkü FKP liderliği bunun tam tersi bir siyaset izliyor. Halkın hoşnutsuzluğunun giderek arttığı bu günlerde FKP liderliği iktidara karşı muhalefet yapmaktan özel olarak kaçınır gibi gözüküyor. Kimileri bunu önümüzdeki Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimlerde partinin Sosyalist Parti ile yapmayı planlaığı işbriliğine yoruyor. Aslında bunun bazı örnekleri gündeme gelmeye başladı. Fransa’nın en büyük şehirlerinden Toulouse’da FKP’nin izleyeceği yerel seçim politikası ile ilgili yapılan parti içi oylamada şimdiki Belediye Başkanı SP üyesi Pierre Cohen’in gelecek seçimlerde aday olarak desteklenmesi kararı alındı. Partinin yerel temsilcisi bu kararı “Ulusal planda izlenen politikaya karşı çıkıyoruz ancak yerelde sol bir içerik üzerinde bir dinamik inşa edebiliriz” şeklinde açıkladı.
Öte yandan faşist parti Milliyetçi Cephe (FN) merkez sol partinin (UMP) kendi içindeki belirsizliklerden de faydalanarak Fransa siyasetinde giderek daha fazla ön plana çıkıyor. Üstelik sol muhalefetin yokluğunda ya da zayıflığında, radikal politikalar ve taleplerle işçilerin dikkatini üzerine çekmeyi başarmış durumda. FKP’nin Avrupa Birliği’ne “Hayır” diyemediği Fransa’da FN AB ve Avro karşıtlığı üzerinden ekonomik krizin bedelini ödeyenlerin daha fazla ilgisini çekiyor. İktidarın okul saatlerini değiştiren yasa taslağına karşı greve giden öğretmenler yanlarında komünistleri değil sağcıları buluyorlar. Yani Fransa’da aşırı sağ, sosyal haklarını her gün daha fazla kaybeden emekçilerin gündemine girmek için solun geleneksel kanallarını cesurca kullanıyor. Televizyonlarda, radyolarda sisteme karşı, Avrupa Birliği’ne karşı, iktidarın neo-liberal politikalarına karşı ateşli bir şekilde konuşan bir genci görüyorsunuz, kulak kabartıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki konuşan aslında bir FN militanı. Yani faşist parti ne yazık ki giderek daha fazla gençlerin ilgi odağı oluyor. Hem de, yineleyelim, solun söylemlerini, argümanlarını kullanarak.
Son olarak söylemek istediğim, bu durum bende iki çağrışım yapıyor. Birincisi Fransa siyasetini bügün en iyi, kuzunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denmesi şeklindeki deyimimizin açıkladığını düşünüyorum bir de Refah Partisi’nin soldan devşirdiği “adil bir düzen” sloganıyla İstanbul Belediye Başkanlığı’nı kazandığı günler aklıma geliyor.