Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Neslişah Başaran

Gericileşen Fransa

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04

Geçen hafta, Kosova’dan Fransa’ya gelmiş, çingene bir göçmen olan Leonarda adlı genç kızın ve ailesinin yaşadıklarını, daha doğrusu Fransa’da maruz bırakıldıklarını anlatmıştım. Bu hafta konunun biraz daha derinine inerek, Leonarda’nın sınırdışı edilmesinden sonra başlayan “vatandaşlık” tartışmalarından, göçmenler konusunun Avrupa’da nasıl bir iç siyaset malzemesi haline geldiğinden ve krizle birlikte Fransa’nın nasıl gericileşmeye başladığından bahsetmek istiyorum.

Aslında hikayenin özü yeni değil. Avrupa’da kapitalizm içinde bulunduğu krizden çıkabilmek için bir türlü sistem içi çözümler üretemezken halkın öfkesini iktidarı hedef almaktan uzaklaştıracak ve yönlendirecek yeni mecralar arayışında eski bir çözümü yeniden ısıtıp gündeme getiriyor: yabancı düşmanlığı ya da göçmen karşıtlığı.

Fransa’da orta sınıflar ya da diğer ülkelere göre görece daha iyi koşullarda yaşayan işçi sınıfı kazanılmış sosyal haklarını birer birer kaybeder, alımgücü düşer ve daha da kötüsü işsiz kalırken, gençlerin büyük bir çoğunlğu iş bulamazken, emekli maaşları giderek azalır ve emeklilik yaşı artarken ve genel olarak halk gözle görülür şekilde yoksullaşırken yasadışı şekilde ülkeye gelen göçmenlerin, çalışanların vergileri ile sağlanan sosyal yardım olanaklarından ne kadar çok yararlandığı, nasıl fransız kültürüne bir türlü entegre olamadıkları gibi konular daha çok gündeme getiriliyor. Amiyane tabirle, refah düzeyleri giderek düşen fransızlar bir de, kendi ülkelerinde geçinme olanağı bulamadıkları için yasal ya da kaçak, çeşitli yollarla Fransa’ya gelen yoksul göçmenleri beslemek zorunda kalıyorlar. Üstetik bu insanlar ne doğru dürüst fransızca konuşuyor, ne de fransızların o çok önem verdikleri nezaket kurallarından haberleri var. Buna rağmen Fransa’da yaşayıp, Fransız vatandaşları ile aynı haklardan faydalanmak istiyorlar.
Onyıllardır fransız milliyetçilerinin dilindeki bu söylem görünen o ki Fransa’da giderek daha fazla karşılık buluyor. Fransız siyasetindeki neredeyse tüm aktörler, milliyetçi parti Front National’in (Ulusal Cephe) son dönemde giderek artan oyundan duydukları endişeyi dile getirirken fransız sağının göçmen karşıtı söylemi FN’yi aratmayacak hale geliyor ve geçen hafta anlattığımız gibi iktidardaki Sosyalist Parti hiç de Fransa’da göçmenlerin haklarını koruyacak kahramanca adımlar atma yanlısı değil. Tabii ki tüm bunlar yaklaşan yerel seçimler ile birebir alakalı. Sosyal demokratından sağcısına hiç himse yerel seçimlere altı ay kalmışken oy hakkı bile olmayan “kağıtsızları” savunma yanlısı değil tabii ki.

Hatta Fransa’da siyaset göçmen politikası üzerinden daha da sağa kayıyor denebilir.

“Leonarda olayı”nın ardından, Sarkozy’nin eski genel başkanı olduğu merkez sağ parti UMP yeni bir tartışmayı gündeme getirdi: doğumla kazanılan vatandaşlık hakkının kaldırılması. Yani Fransa’da yaşayan yabancıların Fransa’da doğan çocuklarının fransız uyruğu olabilmesinin engellenmesi.
Bu meselenin hukuki ve tarihi ayrıntıları bir hayli olduğundan önce bazı konulara açıklık getirmek gerekiyor. Öncelikle kavramsal bir titizlik göstermek gerekirse, söz konusu olan aslında vatandaşlık değil uyrukluk ya da milliyet. Zira vatandaşlık ancak sivil ve siyasi hakları tam olan insanlar için söz konusu yani 18 yaşını doldurmuş, seçme ve seçilme yaşına gelmiş olanlar için. Kısacası 8 yaşında bir çocuğun vatandaşlığından değil ancak uyruğundan söz edilebilir.

Uyrukluk ülkeden ülkeye çeşitli şekillerde ediniliyor ancak bunlar genel olarak iki esasa dayanıyor: doğum (jus soli) ya da kan bağı (jus sanguinis). Yani bazı ülkelerde o ülkenin uyruğundan olmak için o ülke topraklarında doğmuş ve yaşamış olmak yeterli iken bazı ülkelerde ise o uyruktan bir kişiden doğmuş olmak yani uyruklar arasında kan bağı bulunması gerekiyor. Tabii bu iki prensip de şu anda dünyadaki ülkelerin çoğunda saf olarak hayata geçirilmiyor. Esasında modernleşme süreci ilerledikçe ve işgücünün dolaşımı kapitalizm için daha önemli hale geldikçe uyrukluk kan bağından doğum esasına doğru evrilmiş bulunuyor. Yani Almanya gibi kan bağı konusunda çok katı olan bir ülkede bile belli koşullarda (örneğin ikinci ya da üçüncü kuşakta) yabancıların çocukları da Alman uyruğu edinebiliyorlar.

Fransa, doğum üzerinden uyruk edinme geleneğine sahip bir ülke. Hatta Fransız Devrimi’nden sonra çıkatılan Anayasa’da “Fransa’da doğan ve Fransa’da yaşayan herkes fransız” olarak niteleniyor. Ancak devrimin kazamınlarının 19. yüzyılda burjuvazi tarafından törpülenmesine uygun olarak zamanla kan bağı uyruk omak için önemlibir unsur haline geliyor. Şu anda Fransa’da iki esas birlikte uygulanıyor. Yani fransız yasalarına göre, fransız anne ya da babadan doğan her çocuk fransız. Buna karşılık, Fransa’da doğarak da fransız uyruğu olunabiliyor ancak bunun için devrim sonrasında olduğu gibi Fransa’da doğmak ve yaşamak yeterli değil. Fransa’da doğan bir çocuk ancak annesi ya da babasından biri de Fransa’da doğmuş ise doğal olarak uyruk olma hakkı kazanıyor. Annesi ya da babası Fransa’da doğmamış olan çocuklar ise ancak reşit olduktan yani 18 yaşına bastıktan sonra eğer 11 yaşından sonra en az 5 yıl Fransa’da yaşamışlarsa fransız uyruğu olmak için başvurabiliyorlar.

Ancak şimdi Leonarda gibi “sorun”lar yaşamamak için fransız sağı diyor ki göçmenlere bu da fazla. Doğumla vatandaş olma ilkesini tamamen kaldıralım. Yani Fransız devriminden de geriye gidelim.

Tabii ki bu aşamada anketler devreye giriyor. Yakın zamanda yapılan bir ankete göre UMP’nin şimdiki başkanı François Copé’nin gündeme getirdiği bu doğumla edinilen uyrukluğun kısıtlanması önerisine fransızların yüzde 72’si destek veriyor.

Göçmenlerin çocuklarının fransız vatandaşı haline gelmesi Fransız sağı tarafından “büyük sorun” olarak ortaya atılırken Fransa 2010 yılında kaç kişiye doğum yoluyla uyrukluk verniş dersiniz? 143.000.

Evet tehlike büyük: “demokrasinin beşiği” Avrupa ülkeleri de giderek gericileşiyor.

[email protected]

Neslişah Başaran 'ın Son Yazıları