Libya tezkeresi

02/01/2020 Perşembe
Libya tezkeresi

Bir tezkere daha Meclis’te. AKP ve MHP’nin iradesi Libya’ya asker gönderilmesine yetiyor, dolayısıyla Meclis’teki oylama bir formalitenin ötesinde anlam taşımıyor. Artık bu türden oylamaların tarihe not düşülmesi açısından bile bir hükmü kalmadı. Sadece, hayır oyu verenler, bu yanlışın peşinden gitmemiş olacak. O kadar.

Peki yanlış ne?

Bataklık sözcüğü çok sık kullanılıyor, kimileri Libya’yı da böyle nitelendiriyor, bir kez girildi mi çıkılamaz anlamında… Oysa Libya bataklıktan önce Türkiye ekonomisi açısından pek de küçümsenemeyecek bir batak oluvermişti. 2011’de gerici bölge güçlerini arkalarına alan emperyalistlerin “devrim” naraları atarak Kaddafi yönetimini yıkmak için başlattıkları kanlı operasyona destek veren AKP iktidarı, inşaatçı Türk patronların yaklaşık 1.5 milyar dolarlık alacağının uçup gitmesine yardımcı olmuştu. 

Bu batağın bir biçimde çıkarılma umudu Libya bataklığını cazip hale getiren faktörlerden biri kuşkusuz.

Her ne olursa olsun, sınır ötesindeki askeri operasyonlara “bataklık” riskine işaret ederek karşı çıkmak anlamsız ve ahlaki değil. “Bataklık” olarak nitelenemeyecek bir ülkeye asker yollamayı onaylayan bir yaklaşım bu.

Yine Libya’da sürmekte olan iç savaşa müdahil olma isteğini ülkenin yüzde onunu bile kontrol edemeyen ama başkent Trablus’u elinde tutan İhvancı güçlerle AKP arasındaki gönüldaşlıkla açıklamak da bir noktadan sonra yanlış. Erdoğan ve arkadaşlarının dış politika doğrultusunu belirleyen faktörlerden biri ideolojik-dinsel referanslar olsa bile tezkerenin Trablus’ta kuşatılmış “dost”lara el uzatmak için Meclis’e geldiğini düşünmek, konuyu fazlasıyla basitleştirmek olur.

Meselenin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerinde giderek artan rekabetle ilgili boyutuna gelince… Libya ile, daha doğrusu Libya’daki iktidar odaklarından biriyle Kasım sonunda imzalanan mutabakat, söz konusu rekabete ilginç bir unsur kattı. Kimileri yüz yılın hamlesi bile deyiverdi bu mutabakat için. Abartmayı hep severler, lakin bu sefer ipin ucu kaçmış. Geleceği belirsiz bir güçle imzalanan bir anlaşmanın bütün dengeleri altüst ettiğini ileri sürmek, Doğu Akdeniz’de sürdürülen sondaj çalışmalarında henüz bir somut sonuç yokken, elde bu işin altından kalkacak teknolojik birikim bulunmazken ve dünyanın bütün güçleri bölgeye yönelmişken, oldukça saçma.

Ancak saçmalık ne mutabakatın arka planındaki düşünceyi ne de Libya’ya asker yollama isteğini önemsizleştiriyor.

Önemsizleştiremez çünkü AKP iktidarı Suriye’de ciddi bir başarısızlığa uğrayan Yeni-Osmanlıcı stratejinin yeni bir versiyonunu hayata geçirmek için her fırsatı değerlendiriyor. Burada iktidarın dinsel-ideolojik motivasyonları kadar Türkiye’de sermaye sınıfının kâr arayışını da hesaba katmak gerekiyor. Patronlarımız “macera”dan hoşlanmasa, büyük oynamak için gerekli kaynaklardan yoksun olsa da, sonuçta genişlemeden, yayılmadan var olunamayacağını biliyor. Kapitalizm denen alçak düzenin yasası bu.

Ne dedi İbrahim Kalın? “Küreselleşme çağında Misak-ı Milli sınırlarının güvenliği sınırların ötesinde başlar. Yani Türkiye’nin güvenliği, bu çağda Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde başlar. Siz hattı geniş çizmezseniz, bu küreselleşme çağında ülkenizin ulusal sınırlarını dahi koruyamazsınız.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın “Bölgede Türkiye’yi dışlayan hiçbir planın başarı şansı bulunmamaktadır” açıklamasıyla birlikte okuyun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün açıklamasını.

İlginçtir, Libya’ya birlik gönderilirse 12 ülkede asker bulunduran, yabancı topraklarda en fazla askeri üsse sahip ülkeler sıralamasında başa güreşen, ÖSO marifetiyle kendisine bir “ordu” daha bağlayan Türkiye’den yükselen bu iddialı sesler, en az ülke içinde ciddiye alınıyor. 

Bir tarafı AKP iktidarının zayıflıklarının içeriden bakıldığında daha kolay fark edilmesiyle ilgili elbette. Ancak bunun ötesine geçen ezberler var Türkiye’de. Türkiye özellikle aydınların nezdinde bağımlı, azgelişmiş, hep mazlum ve mağdur kalmaya mahkum bir ülke. Bununla bağlantılı olarak AKP’nin payına beceriksizlik, akıl dışılık, bol keseden atma dışında bir şey düşmüyor.

Böylece, doğrudan yanlış türetiliyor. Türkiye kapitalizminin sınırları ve sorunlarından hareketle, “zavallı” ve “mahkum” bir ülke yaratılıyor. Bu çapta bir kapitalist ülkenin zavallı olamayacağı, emperyalist dünyada daha güçlü bir yer edinmek için elindeki olanakları mutlaka değerlendireceği unutuluyor.

Bu konuya yakında başka bir yazıda değineceğim. Türkiye kapitalizminin hafife alınmasının en azından Türkiye solunu nasıl yanlışa sürüklediğini, AKP iktidarının temelsiz iddialarını çürütürken Türkiye’yi etkisiz eleman durumuna düşürmenin olup bitenleri anlamayı neden imkansızlaştıracağını anlatmaya çalışacağım.

Ama şimdi tezkere var önümüzde.

Sınırlarımızın güvenliği, sınırların ötesinde başlıyormuş! Bunun ABD’nin, “Bütün dünya benim çıkar alanımdır” demesinden ne farkı var? Herkes gücüne göre bir tarif yapıyor!

Sürekli belirtiyoruz, iyi kapitalizm yoktur, kapitalizmde haklı dış politika olamaz. Çünkü kapitalizm kâr arayışıdır, dış politika uluslararası tekellerin birbirleriyle girdikleri mücadeleden bağımsız anlaşılamaz. ABD emperyalizminin kurtlar sofrasında hâlâ insanlığın en büyük belası olması, diğer aktörlerin kendi kapitalistleri adına yaptıkları hamleleri masum kılmıyor. 

“Ne yapalım dünyanın gerçeği böyle”nin arkasına sığınılmasına izin vermeyeceğiz. Herkesin birbirini boğazladığı, orman kanunlarının hüküm sürdüğü bir dünya istemiyoruz; değiştirmek istediğimiz zaten budur. 

Türkiye, sosyalist bir düzende, bir avuç zenginin değil halkın çıkarlarını kollayan bir ekonomik sistemle hem toplumsal refaha hem sanayileşmeye ulaşır, hem de barışçı bir politikayla ülkeye dönük bütün tehditleri bertaraf eder. Sağa sola asker yollayarak “büyük” ülke olmaya kalkmaz; bilimde, sanatta, eğitimde, insan haklarında, eşitlikte, kalkınmada büyür.

Halkından korkan bir iktidarın elinde ülkenin güvende olması mümkün olabilir mi?

Tezkereye hayır!

Libya’nın meşru hükümeti davet ediyormuş…

O halde davetsiz olduğunuz Suriye’de ne işiniz var?

Tezkereye hayır!

Sermaye sınıfının doymak bilmeyen kâr manyaklığı tatmin edilecek diye ne bu ülkenin ne başka ülkelerin yağmalanmasına göz yumulamaz.