Sanat Cephesi İçe mi, Dışa mı Seslensin?

19/03/2010 Cuma
Sanat Cephesi İçe mi, Dışa mı Seslensin?

Nasıl olmuşsa olmuş, Hoca Nasrettin hiç de güzel bulmadığı bir kadınla evlendirilmiş. İlk gün… Devir kaç göç, kapanma devri. Yeni hanım nazla, işveyle sormuş. “Hoca efendi, yakınlarından kimlere görüneyim, kimlere görünmeyeyim?” Hoca cevap vermiş: “Bana görünme de, kime görünürsen görün!”

Sanat Cephesi’ni çıkartanlar olarak sorduğumuz soruya pratikle verilen yanıt aşağı yukarı o hesap. Şu ana dek ulaştığımız okur sayısı, herhangi bir kültür-sanat dergisi için eh, fena sayılmaz bir rakam. Ama koskoca bir çevrenin yayını gibi düşündüğünüzde…

Aylar önce Sol Portal yazarlarına bir çağrı-istirhamda bulunmuştum. Hiç değilse bir kez dergimizden bahsedin kısa da olsa. Şimdi aynı çağrı-istirhamı yineliyorum. Vakti her yazarın kendi takvimine kalmış, yeter ki dayanışma hissedelim. İhtiyaca yeterince cevap veremediğimiz ortada. İç veya dış fark etmez. Yeter ki ihtiyacın ne olduğunu bilelim.
Dergi müthiş bir “kreatif” zenginlik sergiliyor biçimsel manada. Her sayı ayrı bir tasarım, her sayı ayrı kağıt, ayrı sayfa sayısı. Amatörlüğün şahikasını yaratmış durumdayız, öyle ki bazen fiyat belirteci bile koymuyoruz kapağa. Bu tür görünüm garipliklerine karşın, burası espri değil: İçerikte özellikle “dışa” seslenmede, ülkedeki sol sanat-kültür dergilerinde görülmemiş bir nitelik sıçraması gerçekleştiriyoruz. Nasıl mı?

Pek çok örnek verebilirim, ama ilk aklıma gelenleri sıralarsam yeterli gelir sanırım. Alanın en iyi yazarlarını bulmaya çalıştık, birçoğuna yazdırdık. Bu kadar arkadaşlar, bu ülkede daha iyileri yok! Ne dosyalar, ne söyleşiler, tartışmalar. Haluk Bilginer’le Yılmaz Onay’ın tiyatro tartışması. Başka bir yerde bulamazdınız, bulamazsınız. Yalçın Küçük’le, Latife Tekin’in “Küfür Romanları” tartışması. Şimdi herkes Birikim’in “Din ve Sol” dosyasını tartışıyor. Biz onlardan bir ay önce alasını yaptık. Tütünden elde ettikleri kazanç konusunda yapılan eleştirilere ilk kez Küba Büyükelçisinin görüşlerini yayımladık. Eski genelev kadını siyasetçiyle kadın haklarını ele aldık…

Açıkçası yayın kurulundaki baskın eğilim daha çok dışa yönelik bir dergi çizgisi tutturmak. Hafif solcuyu kıvama getirmek, hiç solcu olmayanı hafif solculaştırmak. Kendi aramızda şakalaşıyoruz: Marslı bir sanatçı bulup söyleşi yapsak, sosyalist kesimden siyasiler, “Tamam Marslıymış, ama devrimci miymiş bakalım?” derler, yine merak edip okumazlar.

Cidden, içerikte de kuşkusuz hatalarımız var. Siyasi-felsefi çizgimiz pek net durmuyormuş. Doğru olabilir. Hakikaten eleştirilere, katkılara açığız. Bazı eksikleri gördüğümüz halde kapatamıyoruz. Çünkü bu bir kadro sorunu. Haldır haldır yeni ve nitelikli yazar aramayı sürdürüyoruz. Sonuçta dergiyi daha nitelikli hale getirecek olan da, kuramsal tartışmalarda kafa açacak olan da, duruşu yeri geldiğinde daha çok netleştirecek olan da, niyetler değil yazılardır ve o yazıları yazacak yazarlar gerek bize.

Ama yazar kadar okur da gerek. Sayısal karşılaştırmaya gidersek her yazara karşı en az yüz okur gerek. Takdir gerek. Eleştiriyle karışık olsa da takdir gerek. Ne yapmak istediğimizi anlatamamışsak tekrar deneriz. Daha çok okur, eleştiri, tartışma ve beğeni olmazsa hiçbir iş yürümez.
Neyi beğenmediğinizi söyleyin. İhtiyaç nedir, onu bildirin. Düzeltebildiğimiz kadar düzeltiriz. Yazarlarımız daha mı uzun yazmalı? Yoksa bazıları hiç mi yazmamalı? Derginin adını mı beğenmiyorsunuz, değiştiririz. Çizgiyi mi eğri görüyorsunuz, bir orta yol buluruz. Hiç mi istemiyorsunuz, onu da söyleyin, büyük bir ciddiyetle yeniden değerlendiririz.

Hiç takdir görmeden motive olmak “üstinsana” mahsus. Takdir makdir yok derseniz “üstinsan” olmayı bile deneriz. Yeter ki işe yarayalım.