Öleceğini bile bile

10/12/2013 Salı
Öleceğini bile bile

Küba 1975’ten 1991’e kadar 450 bin kadın ve erkeğini Afrika’ya, Angola’da savaşmak üzere gönderdi. Nüfusu bugün ancak 11 milyona ulaşmış küçük bir ada ülkesinden söz ediyoruz. Demek ki Küba deyince ölçek bir konu olmaktan çıkıyor, Küba’yı dev bir ülke haline getiren başka başka parametreler beliriyor.

Angola’ya gidenlerin misyonu milyonlarca insanın, sömürgeciliğin yeni ve belki de icad edebildiği en çirkin hallerinden biri olan apartheid rejiminin pençesinden kurtuluşuna yardım etmekti. Angola’nın Portekiz’den yeni kazandığı bağımsızlığı saldırgan Güney Afrika apartheid ordularının ve CIA’nın paralı askerlerinin tehdidi altındaydı. Angola’nın yanıbaşındaki Namibya apartheid rejiminin doğrudan tahakkümünü yaşıyordu. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin kendisinde ise ırkçılıkla mücadele eden savaşçılar yer altında ya da zindanlardaydı.

Küba’dan Güney Afrika’ya gemiyle yolculuk tam bir hafta sürüyor kuvvetli dönmeme ihtimalini bile bile binlerce Kübalı bu yolun gönüllü yolcuları olmaktan çekinmiyordu. Yüzyıllar boyunca Afrikalı köle kafileleri aynı yolcuğu ters istikamette yapmış, Latin Amerika ve Karayip sömürge uygarlıklarının zenginliğini yaratmışlardı. Kübalılar belki de onlara olan borçlarını ödemeye gidiyorlardı şimdi.

Küba’nın enternasyonalizmi ne göstermelikti ne dışsaldı ne de yüzeyseldi. Angola’yı kendi vatanları gibi savundular, Güney Afrika’nın mazlum insanlarına kendi insanları gibi sahip çıktılar. Küba’nın enternasyonal dayanışma deyince ne anladığını bence iyi anlatan bir anekdot şu:

1987 yılında savaş nihai hükmünü vermeye doğru giderken, kritik bir evrede Küba Angola’ya özel bir birlik daha gönderme kararı alır. Birlikle Fidel bizzat görüşür. Onlara geride kalmanın kendisi için ne kadar zor olduğunu anlatır. Son emirleri ise şöyle olur:

“Güney Afrika’yı (başkent) Luanda’ya ulaşmadan durdurmalıyız. Angola devrimci güçleri ile birlikte savaşın. Başkenti kaybederlerse dağlara gidin ve savaşa devam edin. Ancak teslim olmaları durumunda sağ kalanlar Zambiya’daki Küba elçiliğine sığınabilirler.”

Angolalılar vazgeçene kadar onları terk etmek yok!

Mandela’nın Afrika’nın Stalingradı dediği Cuito Cuanavale savaşı işte böyle kazanıldı. Apartheid rejiminin ve emperyalistlerin inkarlarına rağmen buz gibi kazanılmış bir zaferdi. Bu zafer, ardından yaşanan birkaç yılın gelişmelerini doğrudan etkiledi: Angola’da apartheid inşası durdurulacak, Namibya bağımsızlığını kazanacak, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde apartheid rejimiyle yıllarca yer altında mücadele eden Afrika Ulusal Kongresi yasallaşacak ve hareketin lideri Mandela özgürlüğüne kavuşacaktı. Apartheid rejiminin sonunu getiren tüm bu gelişmelerin yaşanmasında en büyük etken Kübalıların Afrikalılarla omuz omuza verdiği mücadele oldu.

Küba Afrika’da Sovyetlerin piyonuydu diyenler Küba’nın enternayonalizminden hiçbir şey anlamamış. Son yıllarda açığa çıkan belgeler sayesinde Küba’nın kendi inisiyatifi ile, Sovyetler Birliği’nin bilgisi dışında Angola’ya yardım kararı aldığı biliniyor.

Ama asıl konu şu: Küba’nın enternasyonalizmi ne Angola ile başladı ne de onunla sona erdi. Küba enternasyonalizmle ilk kez on dokuzuncu yüzyılda İspanyollara karşı saflarına katılan yabancılar sayesinde tanıştı. 1920’ler Latin Amerika’da gelişen işçi ve öğrenci hareketlerinin Küba’yı da içine alacak şekilde enternasyonalizmin bile sınırlarını zorlayan bir iletişim geliştirmesine tanık oldu. Sonra Kübalıların yolları bir Arjantinli ile kesişti. Bu Arjantinli onlara Küba sosyalizmini armağan eden Devrim’e eşsiz bir katkıda bulunup misyonunu tamamladığını düşündüğünde başka ülkelerin kurtuluşuna yardım etmek için Küba’dan ayrılacaktı. İlk durağı da yine bir Afrika ülkesi olan Kongo olacaktı.

Küba için silahlı bağımsızlık mücadelelerine destek dönemi tarihsel nedenlerle kapandı ama Küba’nın dünyayla dayanışması hiç hız kesmedi. Çünkü Küba’da enternasyonalizm doğal biçimde kavranan, içselleştirilen bir olgu. Bugün aynı olgu varlığını başta Afrika olmak üzere dünyanın dört bir yanına dağılmış Kübalı doktorlar, öğretmenler, mühendisler ve başka başka meziyetlere sahip binlerce gönüllü sayesinde tüm gücüyle koruyor.

ÖNCEKİ YAZILARI