Lulacı çıkış

27/04/2014 Pazar
Lulacı çıkış

Venezuela’da geçtiğimiz Şubat ayında başlayan karşıdevrimci şiddet eylemlerinin sloganı “Salida”ydı. Doğrudan tercümesi “Çıkış” olan bu sözcük Maduro hükümetinden geri dönüşsüz kurtuluş için ayaklanma çağrısı anlamına geliyordu.

Eylemler Şubat ayındaki hararetini yitirmiş olsa da düşük yoğunluklu bir tarzda devam ediyor. Olayların hemen hemen bütünüyle üst-orta sınıfların yaşadığı merkezi semtlerde kurulan barikatlarda ceryan ettiğini söyleyebiliriz. Hükümetin arkasında olmayı sürdüren emekçi kesimlerin ağırlıklı olduğu kenar mahallelerde ise ülkedeki olağanüstülük pek hissedilmiyor.

Yine de can kayıpları, kentlerin merkezinde emekçilerin hayatını sıkıntıya sokacak biçimde toplu taşıma araçlarına ve kamuya ait tesislere verilen zararlar, nereye varacağı bilinmeyen bir belirsizlik ortamı yaratmış durumda.

Faşist muhalefet Venezuela halkının vicdanını ele geçirmiş olmaktan çok uzak ama bu sağ ve sol eğilimler arasında yalpalayan hükümetin kendini köşeye sıkışmış hissetmediği anlamına gelmiyor.

En azından ben hükümetin barış açılımını da yeni ekonomi atağını da bu köşeye sıkışma haliyle üretilmiş çözümler olarak görme eğilimindeyim.

Hükümet bir süre önce muhalefeti uzlaşmaya çağırarak diyalog yoluyla barış içinde bir arada yaşamanın yolunun bulunabileceğini ilan etmişti.

Geçtiğimiz haftalarda da muhalefetin ortak platformu olan Demokratik Birlik’in çeşitli temsilcileri ile hükümet temsilcileri bir araya gelmeye başladılar.
Onlara UNASUR temsilcileri, Papalık temsilcisi ve Brezilya, Kolombiya gibi ülkelerin temsilcileri eşlik ediyor.

Muhalefetin şu anki sokak eylemlerini kışkırtan daha radikal unsurları diyaloğu reddediyor. Hal böyle olunca hükümetin çağrısına uyan unsurlar hiç hak etmedikleri ılımlı sıfatını kazanmış oldular ve buradan devam edecek gibi gözüküyorlar. 2002 darbe girişimde doğrudan rolü olan, Chavez’li yıllar boyunca onlarca provokasyona imza atan siyasetçiler şu an Venezuela güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet, hükümetin anti-demokratik tutumu vs. üzerine ahkam kesiyor.

Ekonomi alanındaki açılımda ise hükümet Chavez’in 2012 başkanlık seçimleri öncesi formüle ettiği Anayurt Planına referansta bulunuyor. Bu planın önemli boyutlarından biri ekonomideki rantiyeci yapının tasfiyesi ve ülkenin kendine yeterliliğini sağlayacak bir üretim yapısının oluşturulmasıydı.

Önümüzdeki hafta “ekonomik barış konferansı” toplayacak olan hükümet bu planı hayata geçirilmesinde rol oynayacak aktörler konusunda biraz nasıl desek, nezhebi geniş davranıyor.

Maduro’nun kendi sözleriyle “dürüst, ABD’nin direktiflerine itiraz eden, ülkesine inanan herkesi kapsayan geniş bir toplumsal koalisyon” kurulacak.

Arkasında ekliyor: “Lula’nın çağrısına uyarak Lulacı ruhu Venezuela’da yaratmalıyız.”

Biraz kulağı tırmalıyor değil mi?

Lula’nın Venezuela’ya yaptığı burjuvazinin belli kesimleri ile anlaşma ya da siyasi koalisyon çağrılarıyla hükümetin yönelimi arasında bir uyum olabilir mi?

Lula bir süredir Venezuela’ya Brezilya modelini örnek alan dönüşümlere gitmesini salık veren konuşmalar yapıyor.

Brezilya’daki “Lula modeli” geniş emekçi oylarıyla iş başına gelen halkçı iktidarın ülke burjuvazisiyle sosyal demokratik bir yönetim temelinde koalisyonunu esas alıyordu. Halen devam eden bu modelde burjuvaziye kazançlarına halel gelmeyeceği garantisi verilir, hatta devlet kredi ve teşviklerle önlerini açar, uluslararası alanda güçlenmelerine ön ayak olur. Hükümet ise ilerici, antiemperyalist söylemini sürdürür. Mümkünse geçmişte işçi lideri ya da sol örgüt üyesi olan biri tarafından yönetilir ve devletin kaynaklarının bir kısmını toplumun en yoksul kesimlerine ayırır.

Lula’nın Venezuela’da kendi ülkesine benzeyen bir siyasi modelin işleyiş kazanmasına dönük arzusunun elbette kendine yontan bir boyutu var.

Venezuela’nın sınırsız zenginlikleri karşısında Brezilya sermayesinin kabaran iştahı ancak sermayeyle didişmeyi bırakmış bir hükümetin varlığında daha fazla tatmin edilebilir.

Eğer iş buralara varırsa, Venezuela’da sosyalizme yürüyüş sokaklardaki zibidilerin eylemlerinin yarattığı kaotik ortamda şekillenen bir darbeyle değil hükümetin kendi içindeki liberal eğilimlerin ağırlık kazanması ile durdurulacak demektir.

Tabii ucundan da olsa sosyalizmin tadına varmış olan Venezuelalı emekçiler duruma el koymazsa...

ÖNCEKİ YAZILARI