Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Galip Munzam

Yeni-Osmanlı Üzerine: Giriş

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - ABD yazılarıI

Yeni-Osmanlı bir ABD "projesi"nin adıdır. ABD'nin bölgesel varlığını sağlama alma ve hareket alanını genişletme yollarından bir tanesi budur. Kürt seçeneğinin Irak'ta artan İran/Şii etkisi nedeniyle zayıflamış olması, ABD gücünün verili sıkışıklığı, İsrail'in devletler sisteminin bütününün meşruiyetini sorgulatacak denli kontrol-dışı hareketi 2000'lerin başından bu yana gündemde olan "yeni-Osmanlı projesi"nin realizasyonunu hızlandırmıştır. Özetlersek yeni-Osmanlı çifte kazıktır: ABD'nin Ortadoğu'ya çaktığı kazık Türkiye iken, Türkiye'ye çakılan ABD kazığı da AKP'dir. Her iki kazık da bugünden yarına çakılmamıştır.

II

Yeni-Osmanlıcılık bir ideolojidir. Bir önceki yazımızda şunu yazmıştık: "ABD, uzun süredir muaf hissettiği rekabetle yeni adımlar atmaya çalışırken kuvvetli biçimde karşılaştığında nasıl tepki verecek? Sanırız ki, tepkilerinden ilki ve en önemlisi kimi köşeleri sağlama almak olacaktır. Emperyalizmin "köşeleri sağlama alma" yolu, işgal değilse, güdümlü-otoriter yönetimlerdir." Türkiye'deki söz konusu güdümlü-otoriter yönetimin ideolojisi yeni-Osmanlıcılıktır. Tarihsel arka-plan ve bölgesel pivot güç bu ideolojinin söyleminin temel öğelerini oluşturmaktadır.

III

Söz konusu ideoloji 1990'ların ilk yarısında sosyalizmin çözülüşü ile birlikte gündeme gelen "Büyük Türkiye", "Türk Dünyası", "Osmanlı Mirası" gibi Türkiye'nin bir bölgesel güç olma yolunda ilerlediği yönündeki iddialardan (*) farklıdır. Bu iddialar, Türkiye'deki "kifayetsiz muhteris" burjuva siyasetinin bir yansıması idi ve boşalan alanlara oynamayı esas alıyordu. Böyle bir ihtirasa devletler-arası sistemde "ben de varım diyecek" belli bir otonomi arayışının eşlik etmesi sürpriz değildi. Bu adımın çökmesi Özal-Demirel-Çiller çizgisinin beceriksizliği ile açıklanamaz. Türkiye, çok özgün bir konjonktürde ABD ile karşı karşıya kalmış, bu noktada burnu sürtülerek Türkiye'ye geri adım attırılmıştır. 1990'lar bu anlamda Türkiye'nin büyük dönemecidir. Kürt savaşının da etkisi ile söz konusu konumlanma çabaları 2000'lere damgasının vuran köksüz ve kendinde gerici "anti-Amerikancılığın" beslendiği zeminlerden biri olmuştur.

IV

Yeni-Osmanlıcılık ABD'nin bölgedeki ve dünya sistemindeki konumunu verili kabul etmektedir. Tanımı gereği emperyalizme uşaklığı içeren, demagojik düzeyde dahi "tam bağımsızlık", "göreli otonomi" içermeyen bu "icazetli" ideolojinin toplumsal taban bulması Türkiye için işaret ettiğimiz büyük felaketlerden biri olacaktır. Yeni-Osmanlıcılık toplumun ABD'nin polis köpeği olma durumuna rızası anlamına da gelmektedir.

V

Türkiye'nin içinden geçtiği 1990'ları 2000'lere bağlayan ve Türkiye'de burjuva siyasetinin kazığını Amerikancılığa çakan restorasyon döneminin ardından bu iki dönem arasındaki geçişte en önemli faktör 2003 yılının 1 Mart gününde gerçekleşen "kaza"dır. Türkiye'de sivil ve asker kifayetsizler ordusu kazara ABD çıkarlarına ters düşmüş gibi "objektiflere yakalanmış", fatura, geçtiğimiz beş sene içinde görülmüştür ki, çok ağır olmuştur. Bundan sonraki süreç "tımar" işlevi görmüştür.

Bush, "Erdogan is learning" (Erdoğan öğreniyor) demişti. Bugün Obama'nın "he has learnt" (öğrendi) diyeceğinden kuşkumuz bulunmamaktadır. Erdoğan "van minüt" demeyi öğrenmiştir... 1990'lar ile 2000'ler arasındaki fark bu noktada gözden kaçmamalıdır.

VI

Yeni-Osmanlıcılığın "Ergenekon" ile olan ilişkisi gözden kaçırılmamalıdır. Merdan Yanardağ'ın soL'da yayınlanan "Ergenekon ve Liberalizmin Sefaleti" yazısı bir kenara not edilmelidir. Ergenekon'un dış politika boyutu artık Savcı Öz yerine iddianame yazan kalemler tarafından açık açık yazılıyor. Ergenekon'un bir boyutunun da Türkiye 2000'lerin başındaki dönemeci alırken ortaya çıkan merkezkaç etkiyi toplamak olduğu artık açıklık kazanmaktadır. Yeni-Osmanlıcılık meselesinin görünür biçimde ortaya çıkmasına neden olan "vakayı van minüt"ün ertesinde Erdoğan'ın söylediği "monşerler" sözünü tümüyle patavatsızlıkla açıklayamayız. Türk dış politikasında büyük bir dönüşüm gerçekleşmektedir ve bu dönüşüm yeni bir etaba girmiştir. Bu etabın adımlardan ilki kaçak tercüman Egemen Bağış'ın başmüzakereci yapılmasıdır. "Vakayı van minüt"e eşlik eden "monşerler" söylemin ideolojik açıdan önemi nedir? Söz konusu dönüşüme eşlik eden söylem yine "devlet elitleri-halk çocukları" ikilemine oturmaktadır. Bu durum siyasetteki bu ikilemin yarattığı cenderenin gevşemeyeceğinin bir göstergesidir.

VII

Yeni-Osmanlıcılık için gerekli altyapısal dönüşüm de büyük oranda 2000'ler içinde gerçekleşmiştir. Kastımız yalnızca "Türk sermayesi"nin "yeşil"e dönen rengi değildir. Türkiye'deki uluslararası sermayenin yapısı da yakından incelenmelidir. "Yemyeşil sermaye"nin mevcut sermaye kompozisyonunda tuttuğu yerde gözle görülür bir artış söz konusudur. İçinde bulunduğumuz kriz için de çözüm olarak "Arap sermayesi"ne başvuracakları açıktır. Bu noktada belki şu sorular anlamlı olabilir: "Masmavi" Yahudi/İsrail sermayesi ile "yemyeşil" Arap sermayesi arasında bir ayrım yapabilir miyiz? Yapabilirsek nereye kadar yapabiliriz? Bu soruları da düşünmemiz gerekmektedir. Zira 60 yıldır süren savaş Arap ve İsrail egemen sınıflarını "peace business" işinde birbirlerine sıkıca kenetlemiştir. Arapların Gazze katliamına dönük sessizliği yalnızca İsrail korkusu değildir. Öte yandan "Türk sermayesi"nin bölgedeki yaygınlaşan etkinliğine dikkat edilmelidir. Bu noktada bir tekrara düşmemek imkânsız: Buradaki Arap sermayesine dönük artan ilgi ve bu sermayenin gerekliliği ile Türkiye'nin o bölgeye olan ilgisi Özal döneminkinden farklı ve daha yoğundur.

VIII

Bu girişten çıkarken bir soru yerindedir: Kemalizm ve yeni-Osmanlıcılık arasındaki gerilim nasıl çözülür?

20. yüzyılın başında imparatorluk düzlemindeki saltanat ve anayasa arasındaki gerilim ibre saltanat seçeneğini göstermeye başlamışken burjuva cumhuriyet düzlemine sıçrayarak anayasa lehine çözülmüştür. Bugün ise burjuva cumhuriyet zeminindeki Kemalizm ve yeni-Osmanlıcılık arasındaki gerilimden bahsetmekteyiz. Bu gerilimde ibre yeni-Osmanlıcığı işaret ederken böyle bir sıçramanın olasılıklar arasına girmesi tıpkı geçtiğimiz yüzyılda olduğu gibi iradi bir müdahaleye bağlıdır. 20. yüzyılın başındaki iradi müdahaleyi yoğuran faktörler, nesnel koşullar nedeniyle -söz konusu olan bu topraklar ise- fazlasıyla ekzojendir. Bugün, 21. yüzyılın başında ise bu yoğurma görevi mevcut uluslararası atmosferde fazlasıyla içeriye yıkılmıştır. İki deneyim arasındaki en önemli fark budur. Fark bu ise ve eğer böyle bir sıçrama gerçekleşecekse yeni sıçramanın karakterini sıçramayı hayata geçirenler verecektir.

[email protected]

Galip Munzam 'ın Son Yazıları