Galip Munzam
Ne Yalan Söyleyeyim ABD Sola Dönmüyor Ama… GALİP MUNZAM (ABD)
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Türkiye'deki Obamacılara hemen duyuralım: ABD sola dönmüyor. *
Ama ilginç şeyler oluyor.
Cuma günü ekranlara gelen McCain-Obama kapışması Türkiye basınında da yer aldı. Aynı zamanda bu kapışmayı âlicenap Türk basınına bırakmayıp ekranlarının karşısına geçip izleyenlerin de olduğu kanaatindeyim.
Obama'nın etkileyici ses tonu, ikna edici duruşu ve üslubu ile McCain'in kendinden emin olmayan hamasi söylemi ve her fırsatta "şehitlerimiz" edebiyatına başvurması demokratlar ve cumhuriyetçiler arasında gerçekten niteliksel bir fark olduğu izlenimi uyandırıyor.
Bizim değinmek istediğimiz kısımlar açısından tartışmanın özellikle ilk bölümü oldukça ilginç özellikler taşımaktaydı.**
Tartışmanın ilk bölümünü ABD ekonomisi oluşturuyordu. ABD'nin çok net biçimde hissettiği finansal krize ilişkin sorularda Obama'nın duruşu ile McCain'in duruşu arasında çok önemli bir fark vardı. McCain, devletin müsrif harcamaları ile uğraşa dursun Obama derinlemesine düşünüldüğünde çok ilginç önerilerde bulundu. Bugünkü iktisadi problemlerin nedenlerini ve kendi çözüm önerilerini şöyle ifade etti.
-Bugünkü sorunun kaynağında piyasanın kendi kendine işleyeceğine dayanan saçma ideoloji yatmaktadır. Piyasa böyle bir şey değildir. Katı biçimde düzenlenmelidir.
-Var olan sistemde vergi adaletsizliği mevcuttur. ABD'ye yatırım yapan iş adamları yüksek miktarda vergi ödüyor gibi görünseler de onlara dönük süreç içindeki kimi teşvikler düşünüldüğünde ABD dünyanın en ucuza yatırım yapılan ülkelerinden biri durumundadır. Yatırımcılar üzerindeki vergi yükü artırılmalı ve --Obama'nın sözleri ile-- öğretmenin, hemşirenin, polis memurunun --orta ve alt sınıfların diyelim--(vergi mükelleflerinin %95'i) ödediği vergi azaltılmalıdır.
-Herkese temel sağlık güvencesi sağlanmalıdır.
-Üniversite masraflarını sıradan Amerikalının karşılayabileceği bir düzeye çekmek gerekmektedir.
-ABD bilimsel yatırımlar konusunda Çin, Güney Kore gibi ülkelerin gerisinde kalmaktadır. Bu da iktisadi büyüme açısından çok büyük tehlike yaratmaktadır.
İtiraf etmek gerekir ki bu söylenenler ilginçtir.
1970'lerden bu yana "devlet müdahalesi" ifadesinin olduğu sayfayı tümden sözlüklerden yırtan kapitalist sistem bir şekilde "yanlış yaptık" demektedir. Unutulan halkın şu ya da bu şekilde hatırlanması da önemlidir.
Bakmayın şimdi farklı şeyler söylediğine McCain'in de yapabileceği farklı fazla bir şey yok gibi görünüyor.
Denebilir ki "Ne yapsınlar? Kriz oldu mecbur kaldılar." Meselenin bu kısmı doğrudur ancak bu doğru olan biteni anlamlandırmak konusunda bizim elimizi kolumuzu bağlamamalıdır. Hürriyet gazetesi bizdeki Merkez Bankası'nın muadili ABD Federal Bankası'nın önündeki acil durum planından bahsederken cumhuriyetçilerin kullandığı ifadeyi haberin başlığına çıkardı: Sosyalist Darbe... (Buna ilişkin geçtiğimiz hafta soL'da Korkut Hocamız çok güzel bir yazı yazmıştı zaten.)
Peki bunlar neden önemlidir?
Açıkçası böyle açılımların dünyada yeni bir "refah devleti" dönemi açacağı söylentisine inanmak güç. Refah devleti iktisadi motiflerden daha fazla politik motiflerle ortaya çıkmış bir proje idi. Refah devletini ortaya çıkaran tarihsel koşullar mevcut değil. Üstüne üstlük refah devletini ayakta tutan kurumlar da bulundukları yerden kazınmış durumda.
Fakat, ABD ekonomisinin 30 yıldır uyguladığı politikalardan büyük bir patırtı ile vazgeçmesi ya da 30 yıl sonra yeniden büyük oranda düzenleyici önlemlere başvurmasının sonuçları ilginç olabilir.
Tarihsel bir örnek üzerinden gidelim:
İlm-i iktisat ile antropoloji ve tarihi harmanlayan 20. yüzyılın özgün bilim insanlarından Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm isimli çalışmasında 19. yüzyıl uygarlığının çöktüğünü "müjdelerken" bu uygarlığın köklerini ve çöküşün kökenlerini inceler.
Polanyi'ye göre 19. yüzyıl uygarlığı dört kurum üzerinde yükselmektedir:
-devletler-arası kuvvetler dengesi,
-uluslararası altın standardı,
-kendi kendini düzenleyen piyasalar ve
-liberal devlet
Bu bileşim içinde sistemin kaynağı ve kaidesi kendi başına işleyen piyasalardır. Fakat çöküş iktisadi sistemin çökmesi, Almanya'nın altın standardından çıkması ile başlamıştır.
Polanyi'ye göre iktisadi zemin çöktüğünde uluslararası politik sistemin ve kurumlarının da ayakta kalması mümkün olmamaktadır.
Polanyi, İngiliz hegemonyasından ABD hegemonyasına geçişi, arada faşizmin yükselişini, bu esnada sermayenin farklı kesimlerinin değişen rollerini incelerken bir başlangıç noktası olarak "altın standardının çöküşünü" alıyor.
Altın standardının geçerliliğini yitirmesi ile başlayan çöküş, iki savaş arası dönemde geleneksel uluslararası parasal ve bütün olarak iktisadi sistemin düzenlemelerle yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılması ile hepten alt üst oluyor. Birinci Savaş sonrasında güçler dengesinin tümden ortadan kalkması ve Bolşevik Devrimi sistemin politik olarak varlığını sürdürmesini de olanaklı kılmıyor. Bu ortamda liberal devlet yaşayamaz hale geliyor. Sosyalizm ve faşizm bu koşullarda yükseliyor. (Polanyi bir adım öteye giderek Stalin'in attığı adımları da bu sistematik içinde ele alıyor) Sonuç İkinci Savaş...
Polanyi'nin gelecek projeksiyonunu burada tartışmayalım ve günümüze dönelim.
Bugün Polanyi'nin incelemiş olduğu gelişmeler 1991 sonrasında ağır çekim biçiminde yeniden vuku buluyor diyebiliriz.
Sovyetlerdeki karşı-devrim sonrasında dünyada güçler dengesinin tümüyle ortadan kalktığı artık herkesin söylediği bir genel kültür bilgisi durumunda.
Parasal sistemin birliğini temsil eden "Dolar standardı" ise 1971'de Bretton Woods sisteminin çöküşü ile son bulurken, ABD para biriminin en büyük sıkıntısı Avro'nun Dolar karşısında beklenmedik biçimde güç kazanması ile oldu. Avro, özellikle ABD ile siyasi ilişkileri gergin olan ya da gerginleşme potansiyeli taşıyan bir dizi ülke tarafından ABD'ye karşı koz olarak da kullanılıyor ve Dolar uluslararası para birimi olma özelliğini büyük oranda yitiriyor. Çin, Rusya, İran bu açıdan tetikte bekliyor. Rusya ve Asya ekonomilerinin altın stokları merkez kapitalist ülkelerinkini geride bırakalı bayağı oluyor...
ABD'deki finansal kriz ile birlikte kendi kendine işleyen piyasalar anlayışının en azından kısa vadede terk edileceği ve devlet müdahalesine geri dönüleceği anlaşılıyor. Deregülasyon berhava oluyor. Yalnız peşinden gelecek düzenlemelerin bir biçimde olumlu sonuç vereceği çok tartışmalı. Yukarıda da söylediğimiz gibi müdahale ve düzenleme her daim düzeltmiyor.
Şimdi soru şudur: Bu durumda neo-liberal devlet soluk alıp vermeyi sürdürecek midir?
İşte ABD'de olan biteni ilginç kılan kısım budur yani "dünya bir sistemik dönemece mi giriyor" sorusudur.
Belki şimdi de bu konu hakkında uzun uzun yazan Giovanni Arrighi'ye kulak vermekte fayda var: Arrighi, ABD hegemonyasından sonra gelecek sistemin emek gücünün yeniden üretim maliyetini içselleştirilmesi gerektiği konusunda ısrarcıdır. Bu ise bugün Doğu Asya'yı özellikle günümüz Çinindeki modern kölelik sistemini çağrıştırmaktadır.
Daha ötesini söylemek ise bir köşe yazısının hele Pazar günü çıkacak olan ABD ile ilgili bir yazının sınırlarını fazlaca zorlamak olur.
Bu meseleler uzun uzadıya kafa yorulmayı beklemektedir.***
Geçtiğimiz yıl bir arkadaşa "şu fani ömrümüzde hegemonik geçiş görebilecek miyiz" diye sormuştum. O dönem "hangi geçiş" demiştik...
Bu soru hâlâ karşılığını tam olarak bulmazken neo-liberal devlet soluk alıp vermekte güçlük çekiyor.
Ve fakat, ABD seçimlerini ister Obama kazansın ister McCain, dünyayı siyasal ve iktisadi açıdan yeni bir dönem bekliyor gibi görünüyor...
Haydi hayırlısı!
* Bu köşeyi yazmam teklif edildiğinde köşenin üst başlığının "dünya sola dönüyor" olduğu birden aklımdan çıkmış... Dünya sola dönüyor köşesine ABD'den katkı sağlamak nasıl olacak hep birlikte göreceğiz...
** Obama, tartışmanın ikinci bölümünde Irak'tan çekilme planının Afganistan ve Pakistan üzerinde daha büyük askeri basınç oluşturmak ve orada ABD kuvvetlerini defansif pozisyondan kurtarmak için olduğunu söyleyerek emperyalist güdü konusunda altta kalmadığını ayan beyan ortaya serdi.
*** Geçtiğimiz hafta içinde bir gün büyük düşünür Emre Aköz, Sabah'taki köşesinde her şeyi bildiğini ispat etmek için kapitalist üretim tarzı yazıp (üretim tarzını tırnak içine alarak) "kapitalizm çöküyor mu" sorusuna internet baskısında yaklaşık 20 satırda yanıt aramış ve "yok öyle geçiş meçiş ulan" sonucuna ulaşmıştı...