Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Galip Munzam

Flaş: Neşed Üzel - Nabiy Ağcı Röportajı

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Perşembe günü Sabah Sabah köşesinde malum şahsın malum gazetede malum bir diğer şahıs ile yaptığı röportajdan çıkan diyalektik üfüryalizm teorisine ilişkin tespitlerimize devam edeceğimizi söylemiştik. Ne var ki soL'da konuya yeterince değinildiğinden bu röportajla ilgili başka bir gelişmeyi köşemize taşımayı uygun gördük.

Biz de soL'da Pazar sohbetleri bağlamında Gazeteci Neşed Üzel'in ülkemizin sayılı Marksistlerinden Nabiy Ağcı ile yapmış olduğu röportaja yer veriyoruz. Üzel, Nabiy Ağcı ile işletmecisi olduğu restoranda görüştü. Görüşme kaydının dökümünü yapmak bize düştü. (*)

Merhaba Sayın Ağcı, öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Ne demek, efendim. Zaman içinde biz de değiştik. Gelen röportaj teklifini geri çevirmemeyi öğrendik.

Evet, isterseniz vakit kaybetmeden sorularımıza geçeyim.

Tabii, buyurun...

Biliyorsunuz, Obama geldi...

Evet, bilmez miyim!? Sonra da gitti değil mi? Gelen her şey gider. Diyalektik gereği! Geldikleri gibi giderler! Diyalektiğin ikinci yasasıdır bu.

Obama ziyareti konusunda görüşlerinizi almamız mümkün mü?

Tabii... (Sessizlik olur)

Evet dinliyorum...

Pardon dalmışım. Ne diyorduk?

Obama...

Tabii... Hem teorik olarak hem de pratikte Obama'nın gelişi büyük önem taşıyor. Bir kere koskoca ABD Başkanı, boru değil!. Önce bunu saptamamız lazım. İstemese gelmezdi adam. Değil mi? Tabii bu önemli konuğun gelmesi ülkemizde de önemli gelişmelere neden oldu. Mesela, bizim bu mütevazı dükkânımızın yakınından geçeceği için belediye kaldırımları falan yeniledi. Yeni asfalt attı mesela Topbaş Başkanım buralara. Pırıl pırıl oldu. Biliyorsunuz altyapı üstyapıyı belirler. Topbaş Başkanım bunun çok farkında. Çok güzel yaptı altyapıyı, sağolsun.

Hemen üstyapıya da yansıdı bu tabii. Bizim normalde üstte aile salonu var. Hiç dolmaz orası. Ama tabii yollar kapandı Obama geliyor diye. Millet açlıktan yolda kıvranınca bizim mekâna doluştu.

Obama'nın gelişinin ekonomiye çok olumlu etkisi olduğunu hemen söyleyebilirim. Kriz, bence bitti.

(Burada Nabiy Ağcı garson ile konuşuyor... Mezeler seçiliyor, sipariş veriliyor.)

Bu kriz konusuna sonra dönelim isterseniz. Başka ne anlama geldi bu ziyaret?

Bir kere Türk misafirperverliğini kanıtlamış olduk. Bence o çok iyi oldu.

Bir de, biliyorsunuz, ABD Başkanı, siyahî... Kendisi Amerika'da asırlardır siyahların yaşadığı özgürlüğün bir simgesi. Magic Johnson, Michael Jordan ve en nihayetinde 50 Cent'e uzanan bir zincirden bahsediyoruz. Bütün dünyaya ama öncelikle bize önemli bir ders olması lazım bunun. Asırlardır, barış içinde bir arada yaşıyorlar. Sosyalizmde başaramadık bunu mesela. Sonuçta, Marx'ın da dediği gibi İrlandalılar siyahları hep rakip olarak gördü...

Hele ki, bizim gibi çok geri kalmış, uygarlıktan hiç nasibini almamış memleketlerde hiç olmuyor böyle şeyler. Misal, bir Kompela'yı yaşatmadılar burada. Pırıl pırıl bir beyin, sırf düşünceleri yüzünden barınamadı ülkemizde. Bir değerimizi daha böylece yitirmiş olduk.

(Nabiy Bey Garson'a sesleniyor: Oğlum, çek oradan iki acılı ezme ablanla bana... İki de şalgam aç.)

Öyleyse krize geçebiliriz. "Kriz aşıldı artık" diyordunuz. Gerçekten aşıldı mı?

Aşılmaz olur mu? Kriz, bitti. Talepler arttı. O kısmı anlattım az önce. Ama kriz neden olur? Kâr oranlarımın düşmesinden... Ben önce buradan üç garsonu çıkardım. Kriz var diye buranın kirasına da zam gelmedi. Kriz mriz kalmadı. Yüzümüz güldü, Allah seni inandırsın. Güleryüzlü kapitalizm geldi. (Gülüşmeler)

Krizler de iyi oluyor aslına bakarsan. İşini bilmeyen piyasadan çekiliyor. İşini bilen her durumda yolunu buluyor... Sonuçta, Marx'ın da dediği gibi herkes işini bildiği kadar.

Obama ile krizi aştığımıza göre Türkiye hızla ilerleyecek diyebilir miyiz?

Türkiye'nin önü açıldı. Yıldızı parlasın. Şimdi önemli olan Obama'nın verdiği desteğin kıymetini bilmemiz. ABD Başkanı, boru değil!. Önce bunu saptamamız lazım. İstemese destek olmaz adam. Ama Obama destek verdi diye yaymamak lazım. Ülkenin önünde önemli hedefler var.

Ne gibi hedefler?

Avrupa hedefini hiç küçümsemememiz gerekiyor. Bence bu sene şansımız çok yüksek. Hadise, Avrupa'nın tanıdığı, sesiyle kulaklara, fiziğiyle gözlere hitap eden bir kızımız. Kendisinden çok ümitliyiz bu yıl. Mekân olarak da Moskova'da olacak yarışma... Moskova, bizim Gorbi'den bu yana çok gelişti. Hakkımız yenmezse çok iyi bir derece ile dönebiliriz.

Avrupa hedefi derken AB diyorsunuz zannetmiştik...

AB de çok önemli tabii. Ama Örovizyon'da makûs kaderimizi yenebilirsek ben devamının geleceğine inanıyorum. Hepsini bir anda gerçekleştiremeyiz. Her şey aşama aşama. AB hedefine hemen ulaşmamız mümkün ve gerçekçi değil. Bizim ülkemizde Avrupalılık bilinci yeterince gelişmiş değil.

Benzer biçimde, Milli Takım'ın İspanya yenilgisinin bizi Avrupa hedefinden saptırmaması lazım. Üç puanlı sistemde her şey mümkün... Önümüzdeki maçlara bakmamız lazım. Avrupa'dan dünyaya açılacağız. Bunların hepsini iyice hesap etmemiz, adım adım gerçekleştirmemiz lazım. Bence olmayacak bir şey yok.

Anlıyorum... Avrupa gibi uzun ve zahmetli bir hedefte Türkiye'nin önünde nasıl engeller mevcut?

En büyük engel bence bir takım politik hesaplar. Bunları aşmamız gerekiyor. Örovizyon'da Varşova Paktı, COMECON, Sovyet uydusu ülkeler hep birbirine oy veriyor. Bu durumun üstesinden gelebilirsek, Hadise ile şansımız çok yüksek. Öte yandan geçenlerde iki tacımız verilmediği gibi bir penaltımız da es geçildi. Fatih Terim, tabii, Tayyip Bey misali mükemmel İngilizcesi ile müzakerelerde hakkımızı koruyor ama bir bütünlük olmadığı için zayıf profil çiziyoruz. Hakkımız yeniyor.

Ama bizim de suçumuz var. İç dinamik, dış dinamik bir bütün. Değil mi? Biz hâlâ Avrupa'nın önemini anlayamadık. Sonuçta, Marx'ın da dediği gibi Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor... Bak Arda'ya Avrupa takımıyla oynadığının farkında değil sahada hayalet gibi dolaşıyor...

Bu, Türkiye'ye vurulan bir darbedir.

Darbe derken "Ergenekon, futbolcular arasında da örgütlü" mü demek istiyorsunuz?

Ergenekon her yerde örgütlü, efendim. Türkiye'de her dakika bir darbe tehlikesi ile yaşıyoruz. Bizim arkadaşların briç oynarkenki Viyana darbelerini bir kenara koyuyorum. Daha önemlisi var. Sizce, ismi cismi nedir belli olmayan Melissa P.'nin Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi kitabının en çok satanlar listesinde senelerdir yer alması başka neyin göstergesi olabilir? Yazarın bu kitapta anlatmaya çalıştığı şey çok açık. Melissa P. aslında bir gerçeğe dikkatimizi çekmeye çalışıyor. Diyor ki, su uyur darbe ve darbeciler uyumaz. Sonuçta, Marx'ın dediği gibi Prusya hükümetinin politikalarıdır darbeye zemin hazırlayan...

Prusya derken Almanya destekli mi Ergenekon? Onu mu kastediyorsunuz?

Olabilir... Sonuçta, Marx'ın da dediği gibi Fransa-Prusya savaşı bir komplodur. Ergenekon bu işin içinde neden olmasın? Olabilir. Bir de unutmamak lazım ki biz hep Almanlar yenildiği için yenik sayılıyoruz. Demokrasimiz yenilmekten gelişemiyor. Bunun bir sebebi olmalı. O meseleye şimdi girmemiz mümkün değil. Ama darbelerden biraz daha bahsedebiliriz.

Dinliyoruz...

Burada müsaadenizle sıkıcı da olsa biraz teoriden bahsetmek zorundayım. Marksizmin ünlü teorisyenlerinden Andersen'in söylediği gibi darbeler ikiye ayrılır: Konulu darbeler ve konusuz darbeler... Biz bunu Marksistler olarak hiç anlayamadık, darbeciler daha iyi anladı. Türkiye solu da hala bu darbenin konusu yok diye itiraz edip, darbe karşıtı cephede yerini almıyor. Darbecilik yapıyor. Demokrasiyi sindiremediği için, Avrupa hedefini göremediği, Hadise ile gönül bağı kuramadığı için AKP'ye karşı çıkıyor. Türkiye'de solun biraz kendini aşması, değişmesi lazım. Buradan Türkiye soluna sesleniyorum. Çerçeve belli... İlerleyin artık... Çıkarın bu at gözlüklerini...

Andersen'i Türkiye'ye uyarlamamız lazım. Öyle mi?

Tabii. Darbelerin ne darbesi olduğunu iyice anlamamız lazım. Andersen'i ben en iyi Obama'nın anladığını, dolayısıyla en iyi onun uygulayabileceğini düşünüyorum. Obama, bana göre bunu yapabilir. Andersen'in yazdıklarını bize çok iyi anlatabilir. Biz de eğer can kulağıyla dinlersek, herkese de Andersen'in yazdıklarını Obama'nın ağzından dinletirsek amaç hâsıl olur. Bir kere koskoca ABD Başkanı, boru değil!. Önce bunu saptamamız lazım. İstemese anlatmaz. Değil mi? Can kulağı ile dinlemek lazım.

Sayın Ağcı, çok teşekkür ediyoruz. Son olarak söyleyeceğiniz bir şey var mıydı?

Ben teşekkür ediyorum bana bu fırsatı tanıdığınız için. Topbaş Başkanıma tekrar teşekkürlerimi, saygılarımı iletiyorum. Sonuçta, Marx'ın da söylediği gibi 1831'de çıkan belediye meclislerinin yetkisini kısıtlayan yasaya rağmen başkanım çok iyi çalışıyor. Allah razı olsun kendisinden.

(Kadehler tokuşturulur, gülüşmeler...)

--Kaydın sonu--

Neşed Hanım'ı soL sayfalarından uğurlarken biz de diyecek bir şey bulamıyoruz. Belki şöyle bir son söz bu bağlama uygun olabilir:

Haydariniz kalmasın, Neşed Hanım. Arkanızdan ağlar sonra... Paket yaptıralım isterseniz.

[email protected]

(*) Röportajın dökümünü yapmamıza yardımcı olan Emre Zeybek'e teşekkür ediyoruz.

Galip Munzam 'ın Son Yazıları