Galip Munzam
Bir Değerlendirme: ABD Zorda Ama GALİP MUNZAM (ABD)
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
McCain'in herhalde yaş ortalamasını ve vitrini kurtarmak için başkan yardımcısı adayı yaptığı "edalı işveli köylü güzeli" Alaska Valisi Sarah Palin ile Obama'nın başkan yardımcısı adayı Joe Biden geçtiğimiz hafta seri tartışmalar kapsamında karşı karşıya geldiler... Başkanların tartışmaları kadar ilgi çekmeyen bu tartışmada 90 saniye ile sınırlanan yanıt sürelerinde ABD'yi kurtarmaya çalışan kelli felli bu insanların içlerinde bulundukları durum bizim zamanımızda ilkokullarda yapılan hızlı okuma yarışlarındaki bizlerin hallerine benziyordu.
Ertesi gün gazete ve internet sitelerinde yayımlanan anket verilerine göre Palin, Biden karşısında hezimete uğradı. Bilindik saçmalığı yineleyecek olursak: "ABD seçmeni büyük çoğunlukla senatör Biden" dedi. (CNN/Opinion Research: Biden - %51, Palin - %36, CBS, Biden - %46% Palin - %21, Fox Biden - %61, Palin - %39, Forbes.com Biden - %73, Palin - %23, MSNBC Biden - %78.6, Palin - %18.9)
Yani tartışmanın ertesi günü Milliyet gazetesinden Sami Kohen'in yazdığının aksine Palin işi kıvırabilmek şöyle dursun iyice batırmışa benziyor. Pelin Abla'nın gençliğinde Alaska güzeli seçilmişken çekilen resimlerinin ortaya çıkması da kâr etmemiş gibi görünüyor. Tartışmadaki Palin şoku henüz atlatılamamışken cumhuriyetçilerin "sosyalist devrim" korkusu ile "yırtma planının" masada bir hafta daha beklemesi neticesince Obama'nın oyları % 50'nin üzerine çıkmış görünüyor.
Sonuç: Demokrasi tıkırında görünüyor ABD'de...
Obama'nın oylarının 50'li seviyeleri görmesi yani başkanlık yarışının çok büyük bir sürpriz olmazsa sonucunun yavaştan kestiriliyor olması, Türkiye'de lügate yeni girmiş biçimi ile söyleyecek olursak "siyasi belirsizliğin ortadan kalkması" meseleyi çözüyor mu?
Yanıt kocaman bir hayır!
Zira ABD'de piyasa darbesi olmuş durumda (darbenin her türlüsü oluyor piyasanın nesi eksik). Dow Jones'un haftanın son günkü açılışının ilk dakikasında 700 puan birden düşmesi ile birlikte siyasi rahatlamadan medet uman hava da kısa sürede dağıldı. Bu esnada krize yeni kılıflar aranıyor. Bu kriz kapitalizmin krizi değilmiş de finansal sektörde olan yönetişim krizi imiş. Gerçekten kapitalizm kevgir gibi, tava gibi yahut daha büyüğünden söyleyelim buzdolabı gibi evimizin mutfağında duran bir aksesuar olsa dediklerini doğru sayabilirdik ama söylememiz gerekiyor ki BUNDAN BAŞKA KAPİTALİZM YOK. Pek sevdikleri biçimde söyleyecek olursak alternatif yok!
Şimdi korkudan altlarına pisleyen küçük Hayekler, küçük Popperler, pislerken çıkardıkları sesi bastırmak için yaygara koparıyorlar: "Marx bunu öngörememişti". "Marx'ın öngördüğü şey bu değildi". Marx, kapitalizmin krizini öngörmüştü. Bugünlerde başvurulan deyişi ile sermayenin kendisinin kapitalizmin en büyük yapısal kısıtı olduğunu söylemişti Marx. Ama Marx'ı da Lenin'i de bir kenara bırakalım, onların öngörüp görmemeleri bir açıdan hiç bir şeyi değiştirmiyor. Esas örtbas edilmeye çalışılan mesele krizin kökenine ilişkindir. Marx'ta istediklerini bulamayanlar ve buradan kapitalizme içkin olmadığını iddia edenler için Minsky'i tavsiye edebiliriz. Minsky'in spekülatif finansal kriz analizleri bugünü çok net biçimde açıklıyor.
Yani küçük Hayekler, Popperler, von Missesler diyelim sesi bastırdınız kokuyu ne yapacaksınız?
İster kapitalizmden kaynaklanıyor desinler ister demesinler. ABD'den bütün dünyaya kapitalizme dönük güvensizlik pompalanıyor. Son günlerde otomotiv sektöründen gelen kötü haberlerle birlikte, "ABD kapitalizmi otomotiv ile doğdu otomotiv ile son bulacak" yorumları gazeteleri süslüyor. Bu önemlidir ve değerlendirilmelidir.
Bu esnada gazeteleri süsleyen bir başka nokta ise krizin nerelere satılabileceği başka bir deyişle krizin en çok nereleri etkileyeceği hususu. Washington Post'un haberinde en riskli bölgeler Doğu Avrupa ve Türkiye gibi gelişen piyasa ekonomileri (emerging market economies) biçiminde anlatılıyor.
TÜSİAD'ın yakın zamanlardaki çırpınışlarının boşuna olmadığı görülüyor. Kamu sektörünün yağmasından pay almak için birbiri ile yarışan zenginlerimiz dolarla borçlandıklarından şimdi kurdaki yükselişin bir süredir aşırı değerlenen Türk Lirası'nın değerini belli bir düzeyin altına çekmemesi için dua ediyorlar. Tabii gece Arzuhan Hanım'ın yatağa girmeden evvel "Rabbim, ya Rabbim, işit şu kulunu! Kur pek yükselmesin. Hadi borçları ödüyoruz diyelim ama ya faizle burada tuttuğumuz yabancı sermaye çekip giderse?" diye yakardığı da duyumlarımız arasında. Unakıtan'ın bir an evvel yabancı sermayeye bağlama büyüsü yapması gerekiyor.
Yalnız tablonun bir de şu anda geri planda kalmış kısmı var. ABD'de kriz var, seçim var ama ABD boş durmuyor. Yeni dönem için son hazırlıklara girişilmiş durumda.
Yeni döneme girilirken Türkiye'de çözülüş dinamiklerinin çarkları ABD'nin "Büyük Ortadoğu"da kurduğu ve daha hızlı döneceği anlaşılan düzeneğe daha sıkı perçinleniyor.
Meselenin bir boyutu soL'un dünkü manşetinde işleniyordu. Bir süredir dile getirdiğimiz teorik olarak kuvvetli işaretleri bulunan, ancak politik zeminde bir türlü belli bir düzeyin ötesine geçemeyen Barzanistan-Türkiye yakınlaşması hayata geçmiş durumda. Tampon bölge yaygarası ile birlikte düşünüldüğü zaman ABD'nin çekilme olasılığının güçlendiği ve hala kendisi için bir bataklık olan Irak'a Türkiye daha sıkı biçimde bağlanmış oluyor.
Meselenin ikinci boyutunu Bush yönetiminin ayrılmadan evvel atacağı düşünülen bir adım oluşturuyor: Suriye'nin tımar edilip, İsrail'in hareket alanının genişletilmesi. Suriye ve İsrail arasındaki görüşmelerin "mimarı" olan Türkiye'ye bu konuda daha önemli taleplerin gelmesi bekleniyor.
Bu ikisi birlikte düşünüldüğünde bir süredir dillendirdiğimiz İsrail-Türkiye-Barzanistan ekseninin somut biçimde ortaya çıktığını söyleyebiliyoruz.
Diğer taraftan Türkiye'nin Azerbaycan, Gürcistan ve nihayetinde Ermenistan ile olan ilişkileri ABD için önümüzdeki dönemde hayati öneme sahip. Hrant Dink'in cenazesinde en ön safta yürüyen Ross Wilson'ın bu ilişkilerin belli bir olgunluğa erişmesindeki payını göz ardı edemeyiz. Sabık elçi Türkiye'ye atandığı zaman Türkiye'nin Kafkasya'ya yöneleceğini soL dergisinde yazmıştık.
Boş zamanlarında askeri üniforma ile gezmeyi huy edinmiş yeni ABD elçisi James Jeffrey'in özgeçmişinin gösterdiği şey ise Türkiye'nin bir de Balkanlar'a bağlanacağıdır. Giden ve gelen elçiler arasındaki en önemli benzerliğin ise her ikisinin de kariyerlerinin bulundukları ülkeyi yıkmak üzerine kurulu olduğunu söylemeden geçmeyelim. Merak edenler özgeçmişlerine bakabilir.
Geriye İran ve Rusya kalıyor... Bu iki ülke konusunda da Türkiye'nin verdiği "kötü sınavlar" neticesinde muhtemelen ABD'nin daha doğrudan müdahalesine tanık olacağız.
Fuller'in "Yeni Osmanlı" senaryosu Türkiye için yürürlüktedir.
Görüldüğü üzere ABD zorda da olsa boş durmuyor. Nedeni çok basit: ABD, yol almazsa gerileyeceği bir döneme girmiş durumdadır. ABD'nin uygulamaya soktuğu "zenginler için sosyalizm, yoksullar için daha fazla kapitalizm" formülü bir yere kadar derdine deva olabilecektir.
Bu iyi bir şey midir?
Bu sorunun yanıtı bir büyük bir mücadelenin konusudur. Yakında uygulamaya konması kuvvetle muhtemel olan Keynesyen politikalar dibe gidişi durdursa bile su yüzüne çıkmayı sağlamadığında yani uzun süreli durgunluğu aşmaya yetmediğinde göreceğiz ki dünya soluksuz kalan emperyalizmin hırçınlığın kol gezdiği bir sürece girecektir.
Türkiye'de ve bütün dünyada sol bu nedenle tetikte olmalı ama beklememelidir. Kapitalizmin bu prestij kaybı iyi kullanılmalı, zaten barbarlığın kol gezdiği dünyamızda daha büyük bir karanlığa müsaade edilmemelidir.
Karanlığa müsaade etmemenin yolu hep daha fazla aydınlıktan geçmektedir.