Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Galip Munzam

Amerikan Rüyası 1: “ABD’de Milliyetçilik Yok…”GALİP MUNZAM (ABD)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

"Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim."

Türkçe'nin büyük şairi
Fazıl Hüsnü'nün anısına saygıyla

Geçtiğimiz hafta arka arkaya işittiğimiz ve benzer yönler taşıyan iki yorum bu yazıyı tetikledi. Daha doğrusu bu yorumlar soL'da pek sevilmeyen bir adımı atmaya üç bölümden oluşacak bir dizi-yazı yazma kararını vermemize neden oldu. Bu yazı söz konusu dizinin ilk yazısı.

Bu açıklamadan sonra söz konusu yorumların ne olduklarını açıklayabiliriz. Yorumlardan ilki ABD'de bir şekilde ırkçılığın ortadan kalktığı yönündeki bir gözlemi içermekteydi. Diğer yorum ise Kürt sorunu üzerine yapılan bir sohbette (evet ABD'de de!) Kürt sorunun ABD tarzı bir çeşit "ulus-dışı" modelle çözülebileceğini söylüyordu.

Tabii hemen aklımıza Metin Çulhaoğlu'nun, soL'daki 27 Eylül tarihli "örümcek ağı" yazısı geldi. Çulhaoğlu, o yazısında şu soruyu soruyordu: "İnsanlar gerçekleri görüp kavrayamadıkları için mi belirli ideolojik koşullanmalar içine girerler, yoksa belirli ideolojik koşullanmalar içinde oldukları için mi gerçekleri görüp kavrayamazlar?"

Meselenin özü gerçekten bu sorunun içinde gizlidir. Sorunun "doğru" yanıtı ne gördüğümüzün, daha doğrusu neyi nasıl ve ne kadar gördüğümüzün ideolojik koşullanmalar tarafından belirlendiği idi. Şimdi yazacaklarımız o nedenle Çulhaoğlu'nun çizmiş olduğu soyut çerçevenin içinde basit bir örnek olarak da okunabilir.

ABD'de milliyetçilik yok mu? Elbette var. Birazdan detaylarına değineceğimiz milliyetçiliğin, görünmez kılınması bir ideolojik koşullanmanın neticesinde gerçekleşmektedir. Bu ideolojik koşullanmanın adını da koymamız gerekiyor: Amerikan rüyası.

Genel intiba ABD'de dünyanın pek çok bölgesinden gelmiş insanların birlik ve beraberlik içinde ABD vatandaşlığı üst kimliği altında barış ve huzur içinde yaşadıkları, bu nedenle Birleşik Devletler sınırları içinde aslında bir Pax-Americana'nın yaşandığı doğrultusundadır. Oysa ABD'de keskin çizgileri olan bir milliyetçilik hüküm sürmektedir. Amerikan rüyasının sırtını yasladığı en önemli unsurlardan bir tanesi budur. Oysa, bu "harikalar diyarı"nda milliyetçilik vardır ve çok özel bir biçimde sınıf kavramı ile iç içe geçmiş durumdadır.

Hem de nasıl!

ABD'deki iktisadi işbölümünü takip ederek bu keskin milliyetçilik konusunu daha net biçimde gözler önüne serebiliriz.

ABD'ye ilk adımınızı attığınız andan itibaren söz konusu milliyetçilik kendisini gösterir. ABD'ye uçak yoluyla intikal edenlerin karşılaşacakları ilk manzarada yani havaalanlarının çeşitli bölümlerinde yük taşıyan, yemek taşıyan, getir götür işleri yapan, siz pasaport kontrolüne giderken size yol gösteren, bazen de yol gösteren tabelaları düzenleyen kişilerin velhasıl daha geniş bir biçimde söyleyecek olursak hizmet sektöründeki emekçilerin ortak özelliği vardır. Bu emekçilerin ortak özellikleri "beyaz" olmamalarıdır. Bu emekçilerin hemen hemen hepsi siyahî (afroamerikan) ya da Brezilya dizilerindeki aktör ve aktrisler gibi yanık tenli Latin insanlardır. Bir bölümünün ise gözleri çekiktir. Elbette bu bir tesadüf değil.

Sokaklara çıktığınızda gördüğünüz manzara da bundan farklı değildir. Günlük hayatta beyazların "hakir" gördüğü pek çok iş tam da söylediğimiz gibi değişik etnik kimliklere havale edilmiştir. Beyazların hepsi mi güllük gülistanlık içinde yaşamaktadır? Elbette hayır. Ancak en aşağıdakilerden oluşan büyük tablo içinde ağırlıklı unsuru oluşturmadıkları hemen gözlemlenebilmektedir. Beyazlardan bu grupların içinde yer alanlar "loser"dır (mağlup). Ellerindeki şansı değerlendirememişlerdir. Özgür iradeleri ile yaptıkları şeçimler kendilerini buraya yönlendirmiştir.

Bu söylediklerimizi afakî bulmuş olanlar olabilir. O zaman daha "materyal" bir örnek bulmalıyız.

Başka bir örnek ise ABD'de yaşanmakta olan ve sürecin başlangıcında adlandırıldığı biçimi ile "mortgage" krizinden verilebilir. Çalışmaları ile ülkemizde artık solculukları kalmayan liberallerin baskın durumda oldukları iktisat tarihi alanında Marksizmin çok kuvvetli bir alternatif olduğunu ispat eden ve yeni çalışmalarını beklediğimiz Orhan Kurmuş'un internet üzerinden bize ulaşan kısa bir çalışmasında (ne yazık ki e-posta ile gelen bu bilgiye ancak bu şekilde kaynak gösterebiliyoruz) göstermiş olduğu ilginç bir "tesadüf" sanıyoruz pek çok şey anlatmaktadır.

Kurmuş'un çalışmasından almış olduğumuz iki kroki ABD'nin Cleveland kentine aittir. İlkinde bu kentteki siyah ailelerin dağılımı vardır:

Tahmin edilebileceği üzere renk açıktan koyuya gittikçe siyah ailelerin yoğunluğu artmaktadır.

İkinci krokide ise Deutsche Bank'ın Cleveland'da el koyup satışa çıkardığı evlerin dağılımı gösterilmektedir:

Siyah ailelerin bulundukları yerler ile kredilerini ödeyemeyip el konulup satılığa çıkarılan evler arasındaki çakışmayı gerçekten tesadüf saymayacaksak ya da bu durumu Deutsche Bank'ın ırkçılığına yormayacaksak, ortada krizin iktisadi faturasının kimlere kesildiğine ilişkin çok belirgin bir gösterge vardır.

Bu tarz sınıf ile iç içe geçmiş ve gölgelenmiş bir milliyetçiliğe kapitalizm muhtaçtır. Başka bir biçimde söyleyecek olursak, herhangi bir kapitalist ülkede etnisite, toplumsal cinsiyet gibi evrenselliklere başvurulmadığı iddia edilirse bu iddianın arkasında bir ideolojik koşullanma aramak mecburiyetindeyiz.

Çünkü bu evrensellikler kapitalizmin işleyişine içkin hale gelmiştir. Daha açık söylersek ABD kapitalizmi böyle bir iş bölümüne gitmeden ayakta duramaz. Bu sayede hem belli iş kolları &mdashgeçişkenliği olmakla birlikte&mdash belli etnik kimliklere havale edilerek emekçilerin ücretleri baskılanmakta hem de Sınıf'ın etnik kimlik içinde eriyip gitmesi sağlanmaktadır.

ABD'de yoğun bir şekilde hissedilen ve Taraf gazetesinin uyarlamak (aşırmak) suretiyle Türkiye'de politik jargona yerleştirmeye çalıştığı bir kimlik vardır ve bu kimlik etnisiteyi de içermektedir: WASP (White [Beyaz], Anglo Sakson, Protestan). Bu kimliğe toplumsal cinsiyeti de hesaba katarak erkeklik öğesini ekleyebiliriz.

WASP olmak "yukarılar"a tırmanmak için gerekli koşuldur ancak yeterli değildir. Şimdilik meselenin bu kısmını bir tarafa bırakalım. Ancak bu genelleme türlü sorular ortaya çıkarmaktadır. Burada akla gelen sorulardan bir tanesi bu hiyerarşinin üst sıralarına tırmanan siyahları, Latinleri, Asyalıları ve kadınları nereye koyacağımız olmalı. Örneğin, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice WASP-erkek kimliğinin önemli unsurları ile çelişir görünmektedir. Beyaz değildir, Anglo Sakson değildir, erkek değildir. Protestan olup olmadığı konusunda bir malumatımız olmamakla beraber bu tekil örnek açıklanmayı hak etmektedir.

Rice'ın Türkiye'yi birkaç sene evvelki ziyaretlerinden biri esnasında TKP'li Öğrenciler imzalı bir afişte Rice'dan "ucube" diye bahsediliyordu. Bu yakıştırmanın Amerikanca deyişi ile üniversitelerde "politically correct" olmaya çalışan pek derin solcularımız ve demokratlarımız arasında bir dalgalanmaya neden olduğunu hatırlıyorum. Kendileri söz konusu yakıştırmayı Rice'ın siyah kimliğinden dolayı yapıldığı izlenimi edinmişlerdi her nedense. O dönem kendileri ile konuştuğumuz (!) bu "politically correct" arkadaşlara şunu anlatmaya çalışmıştık:

Rice'ın temsil ettiği bütün içerisinde herhangi bir ezilmiş kimliğin yer almasının imkânı yoktur. Rice, kimliğinde yer alan bütün bu öğeleri reddettiği için ABD Dışişleri Bakanı olabilmiştir. Seller altında siyahların can vermesini sadece seyreden bir hükümetin üyesidir Rice. ABD askerlerinin Irak'taki kadınlara tecavüz edişinin altında Rice'ın imzası bulunmaktadır. Rice kadın ve siyah olma kimliğini zaten gerisinde bırakmış, bunu "kariyeri" boyunca defaten kanıtlamıştır. Zaten Rice, kadın iken erkek gibi yaptığı, siyah iken beyaz gibi yaptığı, jeneolojisinde ezilmişlik varken ezen olduğu için ucubedir.

O zaman anlatabilmiş miydik bilmiyorum ama anlatmaya devam etmek gerektiği bu yazıya ilham veren yorumlar ile yeniden ortaya oldu.

Bu noktada söz konusu tabloda Rice'ın "yukarılar"a çıkabilmesine bir neden daha eklemeliyiz. Görünür siyah ve görünür kadın Rice'ın "yukarılar"da bulunmasının ABD rüyasının devamı açısından da önemi büyüktür. Egemen sınıflar, emekçi sınıflara "nazar etme ne olur çalış senin de olur" mesajı vermektedir.

ABD, bu şekilde etnik kimliklerden, dini inançlardan bağımsız bir meritokrasi görünümü çizmektedir.

Şimdi ABD, rüyanın kâbusa dönmeye yazdığı bir dönemde Obama ile bir makyaja hazırlanmaktadır. Önümüzdeki dönem ABD arkasını toplamaya çalışırken nelerin olacağı bir süredir yazdığımız gibi büyük önem taşımaktadır.

Yazının başında Çulhaoğlu'ndan aktardığımız sorunun yanıtında yer alan "ideolojik koşullanma" koşulunun sürüp sürmeyeceği uzun vadeye kalmadan orta vadede hallolacağa benzemektedir.

[email protected]

Galip Munzam 'ın Son Yazıları