Galip Munzam
"ABD'de Demokrasi Var..." GALİP MUNZAM (ABD)
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
AMERİKAN RÜYASI 2
Dizinin ikinci kısmına kazasız belasız gelmiş bulunuyoruz. Kazasız belasız demek durumundayız zira ülkenin uzaktan görünen manzarası "her an her şeyin olabileceği" doğrultusunda.
Malumunuz geçen hafta ABD'deki milliyetçilik meselesine değinmiştik. Bu hafta da ABD demokrasisine değineceğiz.
Geçtiğimiz hafta Kürt illerinde ortaya çıkan olayları okyanusun öte yakasından takip edebilmek amacıyla hemen tüm gazeteleri elden geçirirken Milliyet gazetesinde ilginç ve bu hafta yazmayı planladığımız konu ile ilgili bir okuyucu yorumu gözümüze çarptı. Kürt düşmanı bu yorum şöyle diyordu: Bunlar ABD'nin Irak'a getirdiği demokrasiden istiyorlar...
ABD'yi hep dünyanın başka yerlerine, "geri kalmış" bölgelerine "demokrasi" götüren bir "demokrasi havarisi" olarak biliyoruz da acaba ABD'de demokrasi nasıl bunu biliyor muyuz? Bu sorunun yanıtının sol için dahi kolay olmadığı kanaatindeyim. Zira ne olursa olsun ABD'ye ilişkin yargı şöyle bir inanışa dayanıyor: "Abi, adamlar çözmüş!" Daha düzgün ifade edecek olursak: ABD'ye ilişkin yapılan değerlendirmelerin en başında dışarıda ne kadar zalim olursa olsun, ABD'nin kendi içinde bir demokrasi ve özgürlükler ülkesi olduğu yer almaktadır.
Türkiye akademyasında bulunabilecek en solcu bilim insanlarının bile yeri ve zamanı geldiğinde gözlerini kırpmadan ABD akademyasının demokratik nimetlerinden dem vurmaya başlamalarının kökeni işte bu "abi adamlar çözmüş..." basitliğinde gizlidir.
Kimi zaman da demokrat ABD karşınıza "federalizm" savunusu biçiminde çıkmaktadır.
Bu düşünce kökünden yanlıştır. Kökü, dediğimiz gibi Amerikan rüyasında!
Bu bizi hemen hepimizin bir şekilde aşina olduğu bilmiyorsa bile dönüp üzerine düşünmesi gereken bir hikâyeye getiriyor. Rosenberg çiftinin hikâyesi.
Yanlış anlaşılmasın ABD'deki McCarthy döneminin cadı avına gönderme yaparak ABD'nin ne denli anti-demokratik olduğunu ispata çalışacak denli çaresiz durumda değiliz. Bu hikayede ortaya çıkan yeni gelişmeler ABD'deki demokrasi anlayışını resmeder nitelikte.
Bilmeyenler için kısa bir özet yapacak olursak Ethel ve Julius Rosenberg çifti 1953 yılının 19 Haziran günü şafağında elektrikli sandalye vasıtasıyla idam edilmişlerdir. Sebebi Sovyet ajanı oldukları yönündeki kuvvetli işaretlerdir.
Sovyetlerin atom bombası konusunda sanılandan çok daha hızlı yol alması, 1949 yılında ilk nükleer denemesini yapmış olması ve dolayısıyla ABD'nin askeri hâkimiyetinin düşünülenden kısa sürmesi gözleri içeriye çevirmiştir. Günah keçisi Rosenberg çiftidir.
Bu idama konu olan işaretler o denli kuvvetlidir ki idam kararı ve infaz hâlâ tartışılmaktadır!
Gelelim esas mevzuumuza ABD'nin ne denli demokratik olduğu Eylül ayının sonlarına doğru yeniden ortaya çıktı. Rosenberg çiftinin başından belli idam kararının görülmüş olduğu hukuksuz duruşmalar esnasında Rosenbergler lehine tanıklık yapan Morton Sobel isimli 91 yaşındaki "tanık" kendisinin de Rosenberglerin de Sovyet ajanı olduğunu iddia edişi ABD'nin hemen tüm önemli gazetelerinde törenlerle karşılandı.
Meseleyi ilk duyuran New York Times (NYT) "Babam bir ajan, Oğlu, meseleyi utanç içinde sonuca bağladı" başlığı ile verdi bu önemli haberi. NYT'ın haberi anne-babaları öldürüldüklerinde biri 6 diğeri 10 yaşında olan iki insanın tamamen psikolojik değerlendirmelerine dayanıyordu. Yaşamlarını anne-babalarının suçsuzluğunun ispatına adamış bu iki kişi haliyle Morty diyecek kadar samimi buldukları 91 yaşındaki "teyzelerinin" gazetelere yapmış olduğu ani açıklamalar karşısında şaşırmıştı. "Eğer durum böyle ise" diye başlayan cümlelerle durumu anlamaya gayret ediyorlardı.
Los Angelos Times (LAT) konuyu "Dava Kapandı: Rosenbergler Sovyet Ajanı" başlığı ile verdi. Aslında dava zaten kapanmış ve yalnızca ajan oldukları için değil "A-bomb" yani atom bombasının bilgilerini Sovyetlere verdikleri için idam edilmişlerdi Rosenbergler ama olsun.
LAT'ın haber-yorum yazısı şu ifadelerle olayı "bütün çıplaklığı ile" açıkladı: "Solun kinci kültürünü ayakta tutan bir sütun param parça oldu. Rosenbergler gerçek ve tehlikeli Sovyet ajanlarıydılar. Şimdi solcuların ABD'nin dün ve bugün gerçek düşmanları olduğunu ve onları bulup yargılamanın baskının bir kanıtı olamayacağını kabul etmelerinin tam zamanı." LAT böyle demektedir zira ABD'de önemli sayıda --LAT'ın deyişi ile-- "anti anti-komünist" entelektüel Rosenberg davasını ve şu anda 10. yılına ulaşan Küba Beşlisi davasını canlı tutmak için mücadele etmekte ve kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır.
ABD'nin sola ve sol değerlere tahammülü bu kadardır. Sol ve solcular, komünistler ve Sovyetler Birliği meselenin içinde ise idam dâhil her şey mubah görülmektedir. Dün olduğu gibi bugün de...
Bu esnada söylemeden geçmememiz gereken bir tesadüf var. 91 yaşındaki Morty teyze henüz ajanlığı kabul etmeden birkaç gün evvel Washington Post'ta (WP) yayınlanan konu ile ilgili haber burada söz edilmeye değer nitelikte.
WP'un haberinde Ethel Rosenberg'in kardeşinin (ki kendisi de 10 sene hapis yapmıştır bu konudan ötürü), kendisini ve karısını ABD'deki komünist avının daha ileri sonuçlarından koruyabilmek adına duruşmada önemli kanıtlar sayılan daktilo edilmiş notların (Ethel sekreterdir) kardeşine ait olduğunu uydurduğunu ve kendi ifadesinin tümüyle yalan olduğunu söylediği anlatılmıştı. Sanırız, Rosenbergler lehine değişen bir ifade, Morty ninenin "zaten hepimiz ajandık canım" ifadesi ile dengelenmeye çalışılmıştır.
ABD, tarihsel haksızlığını örtbas etmek için halen büyük uğraş içindedir.
Pekiyi şimdi daha derinlikli bir soru soralım: Demokrat ABD mümkün mü?
Burada izninizle iki yazara gönderme yapmak durumundayım. Bunlardan ilki Yalçın Küçük. Küçük, görece yeni çalışmalarından biri olan Tekeliyet'te ve sonradan basılan magazin kısmı temizlenmiş Devlet ve Hürriyet'te demokrasiden bahsederken "sığınak teorisi"ni geliştirmektedir. Kitap şu anda yanımızda olmadığından en yalın biçimde söyleyecek olursak Küçük'e göre demokrasiden bahsedilebilmesi için bir sığınaktan söz edebilmemiz gerekmektedir. Bugün ise nasıl adlandırırsak adlandıralım piyasa ya da tekeller toplumun en küçük noktasında dahi sızmış ve herhangi bir sığınak bırakmamışlardır.
Bu sığınak teorisine şu da eklenebilir: Toplumdan söküle söküle koparılarak ortaya çıkarılan "birey" öylesine çırılçıplak kalmıştır ve öylesine içeriksizleşmiştir ki bu bireyin bir sığınak olsa bile bunu bulup bulamayacağı tartışmalıdır. Bu bizi Küçük'ün kavramsallaştırması ile Korsakoff-yurttaş'a getirmektedir. Bu iki kavramın da soL'da çokça işlenen çürüme ve çözülme çözümlemelerine işaret ettiği ve bu çözümlemeleri zenginleştirme potansiyeli açık olsa gerek...
Birinci nokta budur: ABD'nin bugün lokomotifliğini yaptığı kapitalist sistem özellikle 1990 sonrasına sığınağı ve yurttaşı ortadan kaldırmıştır.
İkinci nokta için Ellen Meiksins Wood'a başvuracağız.
ABD, zannedildiği gibi demokrasinin zirvesi olarak tarih sahnesine çıkmamıştır. Türkçe'ye nasıl bir çeviri hatası olduğunu anlayamadığımız biçimde kitabın içeriğine olan göndermeyi yok ederek "Kapitalizm Demokrasiye Karşı" biçiminde çevrilen Democracy against Capitalism kitabında Ellen Meiksins Wood şöyle demektedir:
"Öncesine nazaran şimdilerde daha fazla kabul ediliyor: ABD demokrasisi daha temellerinden kadınların dışlanması, kölelerin ezilmesi ve yerli halka dönük soykırımcı sömürgecilikle derin biçimde sakatlanmıştır. Bu derece kendini belli etmeyen şey ise anti-demokratik ilkelerin "Kurucu Babalar" tarafından tanımlanan biçimiyle demokratik yurttaşlık anlayışının kendisine içkin olmasıdır." (Ellen Meiksins Wood, Democracy Against Capitalism, Cambridge: Cambridge University Press, 1995, sf. 214)
Wood'un söylemek istediği şudur: ABD'de demokrasinin tanımı başından politik kurumların kurgulanış biçimi ile sakattır. Zira bu organizasyon şekli, halk egemenliğinin tamamen önü kesilmiştir.
Üzerine Soğuk Savaş deneyimini eklememiz gerekiyor. Her savaş gibi taraflarını bozan Soğuk Savaş, Sovyetleri içerden çürüttüğü kadar ABD'nin çürük olan demokratik temellerine de iyiden iyiye sarsmışa benzemektedir. 1990 sonrasında ise dünyayı yeniden tanımlama uğraşı demokrasiyi pratik biçimde yalnız dünyanın geri kalan bölgelerinde değil, ABD'nin içinde de imkânsız hale getirmiştir.
Amerikan rüyasının önemli bileşenlerinden "demokrasi" teknik, pratik ve teorik olarak mümkün değildir.
Ezcümle şöyle denebilir: ABD, kendi yarattığı felaketten bağışık değildir.