Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Fatih Yaşlı

Fatih Yaşlı

Yeni Soğuk Savaş ve Türkiye

Türkiye yönetici sınıfı ise tıpkı bir öncekinde olduğu gibi yeni Soğuk Savaş’ta da Türkiye’nin jeopolitik konumunu bir fırsata çevirmeyi ve Türkiye’yi yeni Soğuk Savaş’ın da ileri karakollarından biri yapmayı hedefliyor, bunun karşılığında alacakları şeyin ise kendi siyasi ikballeri ve bekaları olmasını umut ediyorlar.

Yayın Tarihi: 04.11.2025 , 21:30 Güncelleme Tarihi: 05.11.2025 , 00:01

Soğuk Savaş, 2. Dünya Savaşı’nın bitiminin ardından ABD’nin Sovyetler Birliği’ni düşmanlaştırmasıyla başlayan ve iki ülke/iki ideoloji arasında uzun yıllar boyunca devam eden küresel hâkimiyet mücadelesine verilen isimdi. 

Sovyetler’in dağılması ve reel sosyalizmin sona ermesi ile birlikte Soğuk Savaş da bitti, hatta Fukuyama gibi kimi isimler liberalizmin sosyalizm karşısında mutlak bir zafer kazandığını ve bu anlamda tarihin sonunun geldiğini bile ilan ettiler. 

Peki aradan geçen yaklaşık 35 yılın ardından “yeni” bir Soğuk Savaş’tan bahsetmek, böyle bir döneme girdiğimizi söylemek mümkün mü? 

Belki kapitalizmle sosyalizmin mücadelesi anlamında değil ama küresel hâkimiyet mücadelesinin yeniden başlaması ve kolektif Batı’ya meydan okuyan güçlerin yeniden sahneye çıkışı anlamında evet yeni bir Soğuk Savaş dönemine girildiğini gösteren çok sayıda işaret mevcut.

Burada kutup başlarından birini yine ABD ve Atlantik ekseni oluştururken, diğer tarafta ise artık Çin var ve Çin’in yanına kolektif Batı kadar sıkı bağlara sahip olmasalar da Rusya ve İran adlarını da yazmak gerekiyor. 

Zaten Trump Amerika’sının esas hedefinin de Asya-Pasifik ve Çin olduğunu, atılan bütün adımların, kurulan yeni ittifakların, inşa edilen yeni ticaret yollarının, askeri yatırımların hepsinin eninde sonunda buraya çıktığını biliyoruz. 

Bu küresel hâkimiyet kavgasında Çin ABD karşısında giderek daha fazla alanda üstünlük kurarken, yakın zamanda bu üstünlüğü daha da artıracak bir gelişme yaşandı ve Çin’in teknolojik ürünlerin üretimi açısından kritik önemdeki nadir mineral yatakları açısından son derece zengin olduğu, ülkede devasa rezervlerin bulunduğu anlaşıldı. 

Bu ABD için zaten yeterince olumsuz bir gelişmeyken üstüne bir de Çin’in bu madenlerin ihracına yönelik kısıtlamalar getirmesi Trump’ı daha da kızdırdı ve o da buna elindeki en güçlü silah olduğunu varsaydığı gümrük vergileri üzerinden bir yanıt vererek Çin’in ABD’ye sattığı ürünler üzerindeki vergileri artırdığını açıkladı. 

Gerginliğin artması üzerine Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bir önceki Soğuk Savaş’ın merkez üslerinden biri olan Güney Kore’de buluştular, bu buluşmanın hemen öncesinde ise Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti bir füze denemesini başarıyla gerçekleştirdiğini açıkladı. 

Trump ile Şi Cinping arasındaki buluşmanın sonucunu bir “geçici ateşkes” olarak değerlendirebiliriz, avantajı ele geçiren taraf ise şu an için Çin’miş gibi görünüyor, çünkü Trump’ın bu ülkeye yönelik yaptırımlarda geri adım atmaya mecbur kaldığını görüyoruz. 

Belki de bunun etkisiyle görüşmeler sonrası Trump başka bir şey yaptı ve Pentagon’a Soğuk Savaş’ın bitişiyle birlikte durdurulan nükleer bomba testlerinin yeniden başlatılması talimatını verdi. Trump yaptığı açıklamada ABD’nin dünyada en çok nükleer silah sahibi ülke olduğunu, kendilerini Rusya’nın izlediğini, üçüncü sıradaki Çin’in ise birkaç yıl içerisinde Rusya’ya yetişeceğini açıkladı.

Trump nükleer testlere yeniden başlamanın gerekçesi olarak Rusya’nın nükleer silah denemelerini yeniden başlattığını öne sürse de Rusya bunu reddediyor ve yaptıkları denemelerin nükleer teknolojiyi içermekle birlikte nükleer bomba denemeleri olmadığını iddia ediyor. 

Bildiğimiz şey ise şu ki dünya, ABD ve Batı öncülüğünde yeni bir militarizasyon çağına giriyor, ABD’nin kuyruğuna takılmış olan Avrupa da hızlı bir şekilde militarist politikaları benimsiyor. 

Security Action for Europe (SAFE), yani Avrupa İçin Güvenlik Eylemi adlı program, “Rusya tehdidi”ne karşı Avrupa Birliği ülkelerinin 150 milyar dolarlık bir silahlanma fonu oluşturmalarını öngörüyor. Bu fonda toplanacak olan para 2030 yılına kadar ülkelere dağıtılacak ve 2045 yılına kadar da geri ödenecek. Aslında SAFE, daha büyük bir projenin, 2030 yılı hedefli “ReArm Europe” adı verilen Avrupa’nın yeniden silahlanması projesinin bir ayağını oluşturuyor. Yani artık retorik düzlemde bile barıştan söz edilmiyor, tıpkı Trump’ın savunma bakanlığının adını savaş bakanlığı olarak değiştirmesi gibi Avrupa ülkeleri de açıkça yeniden silahlanmadan bahsediyor. 

Avrupa silahlanmasının merkezinde tıpkı Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda olduğu gibi Almanya bulunuyor.  Soğuk Savaş’ın da Avrupa’daki merkez ülkesi olan Almanya, yeni Soğuk Savaş’ta da aynı rolü üstleniyor ve İngiltere ile birlikte başı çekiyor. Almanya şimdilerde tekrar zorunlu askerliği tartışmaya açarak halen 183 bin olan asker sayısını 2035 yılına kadar 260 bine çıkarmayı hedefliyor. Askeri harcamalarını da düzenli olarak artıran Almanya’da bu harcamaların 2029 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 3,5’ine ulaşması bekleniyor.

Peki Türkiye tüm bu hikayenin neresinde, yeni Soğuk Savaş’ta Türkiye yönetici sınıfının rolü ne olacak? 

Öncelikle bir benzetme yapmak gerekiyor. “Antikomünist Şebeke” adlı son kitabımda ayrıntılı bir şekilde anlattığım üzere, 2. Dünya Savaşı bittiğinde dönemin tek parti iktidarı yaşadığı hegemonya bunalımını çözmek için hızlı bir şekilde emperyalizme entegre olmuş, ABD’nin yeni dünya düzeninin bütün kurumlarına üyelik başvurusu yapmış, antikomünizmi de iç ve dış politikanın merkezine yerleştirmişti. 

İşte bugün de fiili tek parti rejimi bir hegemonya bunalımı yaşıyor, toplumsal rızayı üretmekte zorlanıyor, enflasyonu düşüremiyor, ekonomiyi büyütemiyor, topluma ve gençliğe herhangi bir gelecek vaadinde bulunamıyor ve bu krizi çözmek için de yeniden ve güçlü bir şekilde kolektif Batı’ya, yani emperyalizme hızlı bir şekilde ve özellikle askeri ilişkiler yoluyla entegre olmaya çalışıyor.

Tam da bu nedenle ABD’li sömürge valisi Barrack’ın “onlara istediği meşruiyeti vereceğiz” sözü hakikati anlatıyor, Barrack dürüstçe iktidarın meşruiyet arayışına ve aranan şeyi ancak kendilerinin vereceğine işaret ediyor.

Önce ABD ziyareti ve Trump’la verilen pozlar, ardından Gazze’deki Trump planı için üstlenilen rol, sonrasında ise İngiltere Başbakanı Starmer ve Almanya Başbakanı Merz’in Türkiye ziyaretleri neyin ne olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. 

Starmer Türkiye’ye satılan Eurofighter uçaklarının Rusya’ya verilen bir mesaj olduğunu söylerken haklı, çünkü İngiltere bir önceki Soğuk Savaş’ta olduğu gibi yine aynı coğrafyaya, yani Rus coğrafyasına yönelik saldırının koçbaşlığını üstlenmiş durumda. Yanında ise Almanya var ve o yüzden Starmer’dan sonra Merz’in Türkiye’yi ziyaret etmesi ve esas meselenin askeri ortaklıklar olması bir tesadüf değil. 

Türkiye yönetici sınıfı ise tıpkı bir öncekinde olduğu gibi yeni Soğuk Savaş’ta da Türkiye’nin jeopolitik konumunu bir fırsata çevirmeyi ve Türkiye’yi yeni Soğuk Savaş’ın da ileri karakollarından biri yapmayı hedefliyor, bunun karşılığında alacakları şeyin ise kendi siyasi ikballeri ve bekaları olmasını umut ediyorlar. 

Eğer seçimsiz bir Türkiye kurulacaksa, yani sandık formaliteden ibaret hale gelecekse, hatta şu aralar gündemde olduğu gibi iktidarın babadan oğula geçmesi hedeflenecekse, bunun için emperyalizmin desteği şart, o desteği almak için de emperyalizmin istediği her şeyi yapmak gerekiyor.

O halde bugün Türkiye’de bir kez daha halk egemenliğinin hedef alındığını, devletin bir “aile-devleti”ne dönüşümüne uygun bir şekilde fiili saltanat peşinde koşulduğunu ve bunun için de emperyalist güçlerden medet umulduğunu söyleyebiliyoruz. 

Bu ise halkın kendi kaderini eline alma mücadelesinin bir kez daha emperyalizmle de mücadeleyi gerektirdiğini gösteriyor; “bağımsız Türkiye” artık basitçe bir slogan değil, bir yol haritasının adı. 

Ya Türkiye halkı bağımsız bir ülkede bir arada yaşama iradesini gösterecek ya da burayı petrolsüz bir petrol şeyhliğine çevirmek için atılan adımlar daha da hızlanacak.

Fatih Yaşlı 'ın Son Yazıları