Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Fatih Yaşlı

Fatih Yaşlı

Türkiye Mısır olur mu?

CHP geri dönmemek üzere sokağa çıkar mı çıkmaz mı bilinmez ama bildiğimiz şey Türkiye’nin temel meselesinin yani derinleşen emek-sermaye çelişkisinin bir türlü siyasetin esas belirleyeni haline gelememesidir.

Yayın Tarihi: 08.07.2025 , 23:57 Güncelleme Tarihi: 09.07.2025 , 00:00

Türkiye süreklileşmiş ve çoklu bir kriz konjonktüründen geçmeye devam ediyor, üstelik bu kriz adım adım Türkiye kapitalizmin yapısal krizine doğru evriliyor. İstanbul Sanayi Odası bir süre önce Türkiye kapitalizminin en büyük 500 şirketine dair verileri paylaşmış, tablonun büyük şirketler açısından pek de parlak olmadığını ortaya koymuştu. Pazartesi günü, ikinci büyük 500 şirkete dair veriler de yayınlandı ve onların da benzer bir durumda olduğu görüldü. Korkunç derecede yoğun bir emek sömürüsüne rağmen 2024 yılında zarar eden şirket sayısı 157’ye çıktı ve 1997’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ise yüzde 80.9’a yükseldi  

Talebi düşürme hedefli Şimşek programı her şeyden önce emekçi halkın boğazını sıkıyor bu doğru ama düşük değerli döviz-yüksek faiz ikilisi üzerine kurulu politikalar sanayi burjuvazisinin de canını sıkıyor; çünkü çarkları yavaşlatıyor, kârları düşürüyor. Uluslararası piyasalarda sadece fiyat rekabeti ile ayakta kalabilen şirketler dolar kurunun yapay bir şekilde düşük tutulmasıyla bu rekabetten mahrum kalıyor; bu kadar yüksek faiz ise borçlanma maliyetlerini artırıyor, burjuvazi krediye ulaşmakta zorlanıyor. 

Öte yandan sıcak paraya inanılmaz yüksek faizler verilmesine rağmen istenilen ölçüde sıcak para Türkiye’ye girmiyor, giren de elbette ki bir hukuk devleti ya da demokrasi talebi olduğu için değil ama karşısında öngörülebilir bir Türkiye göremediği için kolaylıkla çıkıp gidiyor. 19 Mart sonrası kaçan para hala geri gelmiş, Merkez Bankası’nın erittiği rezervler hala yerine konulabilmiş değil. 

Türkiye kapitalizminin krizi ve kısıtlılıkları, belki tek başına değil ama başat diyebileceğimiz bir şekilde iktidarın seçimsizleştirme siyasetinin sınırlarını da belirliyor. Eğer 19 Mart operasyonuna halk direnmese ve sokak siyasete dâhil olmasa, yani daha “yumuşak” bir geçiş söz konusu olsa belki o kadar para Türkiye’den kaçmayacak ve sadece İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla yetinilmeyecek, İBB’ye kayyım da atanacak ve CHP kurultayı da iptal edilecek, yani topyekûn bir tasfiye operasyonuna girişilecekti. 

Ancak sokağın direnişi Türkiye’de parametreleri değiştirdi ve sermaye krizin daha da derinleşeceğini görerek hızlıca Türkiye’den kaçtı. Bu kaçış Şimşek programının yol haritasını alt üst etti ve ekonomideki kırılganlığı daha da artırdı, iktidarın muhalefetsiz ve seçimsiz bir Türkiye adına yapacağı topyekûn tasfiye operasyonunu durduran ve zamana yayılmasını sağlayan da bu oldu.

30 Haziran’daki CHP kurultayı davası tartışması bunun bir örneğiydi. Davanın ertelenmesinin gerisinde çeşitli nedenler vardı elbette; Kılıçdaroğlu’na parti kadrolarından ve tabanından yeterince destek bulunamamıştı, Özel-İmamoğlu-Yavaş üçlüsü bütünlüklü bir tutum sergilemişti, partinin bölünebileceğine dair bir emare ortaya çıkmamıştı vesaire. Ama öte yandan, Haziran’da İsrail-İran savaşı nedeniyle yapılamayan faiz indiriminin Temmuz’da yapılabilmesi için davanın ertelenmesi şarttı; aksi takdirde hem yine Türkiye’den çok büyük bir para çıkışı olacak hem de sermayenin faiz indirimi beklentisi karşılanamayacaktı.

İktidar kurultayı iptal edemedi ama işi alfabetik sırayla operasyon pervasızlığına getirecek şekilde Adıyaman, Adana ve Antalya belediyelerine operasyon düzenledi, belediye başkanlarını gözaltına aldı. Bu yazı yazıldığı sırada, yani Salı günü Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek tutuklanmış durumdaydı; Abdurrahman Tutdere için kontrollü serbestlik istenirken, Zeydan Karalar için ise tutuklama talebinde bulunulmuştu. 

Bu operasyonların devamının geleceğini şimdiden öngörebiliriz, daha önce de defalarca belirttiğimiz üzere iktidarın seçimsizleştirme siyaseti rakip cumhurbaşkanı adayını tasfiye etmenin ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini fiilen ortadan kaldırmanın ötesine geçerek belediyeleri de kapsayacak bir şekilde bütüncül bir karakter kazandı. 

CHP kurultayının iptaline dair davadan nasıl bir sonuç çıkacağını, 8 Eylül günü nasıl bir karar verileceğini ise başta ekonominin durumu, iktidarın neyi göze alabileceği ve muhalefetin nasıl bir tutum sergileyeceği gibi sayısız faktör belirleyecek; ancak iktidar açısından 8 Eylül’ün CHP’ye ve Özgür Özel’e verilmiş bir “düşünme mühleti” olduğunu söyleyebiliriz.

Özel’in de belirttiği gibi iktidarın “İmamoğlu’nu unut, sokaktan çekil, Ankara’ya dön” çağrısı o koltukta oturabilmesi için kendisine verilmiş bir rüşvettir. Rejim, CHP’ye “benim çizdiğim kırmızı çizgiler içerisinde siyaset yaparsan anlaşabiliriz” mesajı vermektedir. Bahçeli’nin geçen haftaki açıklamasındaki “CHP 8 Eylül’e kadar aklını başına alsın” minvalindeki sözleri de bununla ilgilidir. 

Öte yandan Özgür Özel’in hafta sonu düzenlediği basın toplantısında söyledikleri, önümüzdeki süreçte yaşanabilecekler açısından bir kırılma niteliği taşıyor olabilir. Çünkü Özel iktidarın teklifini bir kez daha reddetmekle kalmamış, “sandıksız Türkiye istiyorlar” diyerek iktidarın seçimsizleştirme siyasetinin adını net bir şekilde ortaya koymuş ve dahası buna nasıl direneceklerini Mısır örneği üzerinden açıklamıştır. 

Özel ve CHP bunu yapar mı yapmaz mı henüz bilemiyoruz ama Özel’in verdiği örnek, Mübarek rejiminin devrilmesine giden Tahrir Meydanı direnişidir; Özel daha önce de “bir daha dönmemek üzere sokağa çıkma”dan bahsetmişti ve muhtemelen yine aklındaki örnek Mısır’ın Gezi’si olan Tahrir’di. 

Dediğim gibi bunun sadece sözde kalıp kalmayacağını, basit bir gaz alma hamlesi olup olmadığını bilmiyoruz, hiçbir düzen siyasetçisine güvenmeyeceğimiz gibi kefil de olmayız. Ancak, Özel’in son söylediklerinin iktidar katında ciddi bir etki yarattığını ve bir tür endişeyle karşılandığını söyleyebiliriz. Bahçeli’nin Özel’i darbecilikle suçlaması da “sokağa çıkın da boyunuzun ölçüsünü alın” diyerek hareketin tarihsel misyonunu hatırlatması da bununla ilgilidir. “Geri dönmemek üzere çıkılacak sokak” iktidarın en büyük korkusudur ve seçimsizleştirme sürecini durdurabilecek tek şey de sokağın asli faktör olarak siyasi denkleme dâhil olmasıdır. 

CHP geri dönmemek üzere sokağa çıkar mı çıkmaz mı bilinmez ama bildiğimiz şey Türkiye’nin temel meselesinin yani derinleşen emek-sermaye çelişkisinin bir türlü siyasetin esas belirleyeni haline gelememesidir. CHP meseleyi otoriterleşme-demokrasi ikiliğinin ötesine taşımamakta, Şimşek programının karşısına alternatif bir programla çıkmamakta, asgari bir sosyal demokrat talepler manzumesini dahi siyasi stratejisinin merkezine yerleştirmemektedir. Sosyalist solun da nesnel ve öznel sınırlılıkları nedeniyle emek merkezli bir siyasi hattı ete kemiğe büründürememesi buna eklenince, esas konu, yani işsizlik, açlık, yoksulluk bir türlü esas konu haline gelememektedir.

İktidarın seçimsizleştirme siyasetinden geri adım atmayacağı, atacağı adımları Türkiye ekonomisinin kırılganlığı ile birlikte muhalefetin tutumunun belirleyeceği, herhangi bir normalleşme sürecinin söz konusu olamayacağı açık bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Özellikle Eylül ayı geldiğinde PKK’nin silah bırakma süreci de sorunsuz bir şekilde halledilmiş olursa, iktidarın süreci daha da derinleştireceğini ve tasfiye operasyonuna topyekûn bir karakter kazandırmak isteyebileceğini söylemek kehanet anlamına gelmeyecektir.

Bu süreci durdurabilecek tek doğru strateji meseleyi otoriterleşme-demokrasi ikiliğinin ötesine geçirip emek-sermaye çelişkisine taşıyabilmek, bu çelişkiyi siyasetin merkezine yerleştirebilmektir. Türkiye’de ekmek meselesi siyasetin ana konusu haline gelmezse, ekmeği küçülen milyonları siyasete taşımak mümkün olmayacaktır. Sadece iradesi değil ekmeği de elinden alınanların iradelerini ve ekmeklerini savunacak şekilde siyasete dâhil olması ise iktidarın en çok korktuğu şeydir. Mesele bu korkunun ete kemiğe nasıl bürüneceği meselesidir.

Fatih Yaşlı 'ın Son Yazıları