Fatih Yaşlı
Sokak tokadı
Yayın Tarihi: 06.05.2025 , 23:39 Güncelleme Tarihi: 07.05.2025 , 00:00
19 Mart günü Beyazıt’ta başlayan fırtına şimdilik dinmiş gibi görünüyor. Siyaset yine kendi mecrasında hızlı bir şekilde akmaya ve olağanüstü bir karakter taşımaya devam ediyor, hatta ana muhalefet partisinin lideri güpegündüz ve kameralar önünde saldırıya uğruyor ama buna rağmen 19 Mart atmosferinde değiliz.
Anlaşılacağı üzere “19 Mart’ta Beyazıt’ta başlayan fırtına” derken sokağın yeniden siyasi denkleme dahil oluşundan ve dengeleri ciddi ölçüde sarsmasından söz ediyorum. 19 Mart günü İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatı yıkıp geçmesiyle birlikte Türkiye’nin dört bir yanında başını gençlerin çektiği büyük sokak eylemleri başlamış, bu eylemler hem içerik hem biçim itibariyle İmamoğlu ve CHP destekçiliğinin ötesine uzanmıştı.
Eylemleri sönümlendiren ilk neden zamanlama oldu; bayram tatilinin sadece iki günü hafta içine denk gelmesine rağmen dokuz günlük resmi tatil ilan edildi ve eylemlerin başını çeken üniversite öğrencilerinin evlerine, memleketlerine gitmelerinin önü açıldı. Okullar dokuz günün ardından yeniden açıldığında aynı kitleselliğe ulaşılmak için gösterilen çaba ise işe yaramadı, elbette ki 19 Mart öncesindeki sessizlik yoktu ama 19 Mart’tan bayram arasına kadar devam eden kitlesellik de artık söz konusu değildi.
Eylemlerin sönümlenmesinin ikinci nedeni, CHP’nin kitleyi Saraçhane’den çekmesi ve buna paralel olarak diğer kentlerdeki kitlesel eylemlerin de sona ermesiydi. Elbette ki ilanihaye insanlar Saraçhane’ye çağrılamaz ve aynı atmosfer yaratılamazdı ama yerine ikame edilecek şeyin ne olacağı konusunda daha isabetli davranılabilirdi. Her hafta bir şehirde ve İstanbul’un bir ilçesinde miting planı, Yozgat’taki traktörlü halk tepkisi ayrı tutulmak üzere istenilen etkiyi yaratmadı.
İkinci dalga operasyon sonrası yaşananlar gidişatın nereye doğru olduğunu göstermesi açısından önemliydi. Bu operasyonla İBB bürokrasisi felç edildi, belediyeye adeta fiilen kayyım atandı ve yeni dalgaların önü açıldı ama buna ciddi bir tepki verilemedi. İktidar da yeni operasyonlar öncesi CHP’nin ve genel olarak muhalefetin nabzını yoklamış, adımlarını neye göre atacağını belirlemiş oldu.
Üçüncü neden ise eylemlerin ekonomi-politik arka planını yoksulluk ve işsizlik oluşturmasına rağmen, sokağa emeğin ve ekmek kavgasının damgasını vuracak bir iradenin bulunmamasıyla ilgiliydi. CHP, meseleyi seçme seçilme hakkının ötesine taşıyacak ve örneğin Şimşek programının karşısına alternatif bir ekonomik programla çıkacak bir tutumu benimsemedi. Sendikaların emekçileri alanlara taşıyacak gücü de iradesi de zaten yoktu, sosyalistler ise işçi sınıfıyla bir türlü buluşamamanın getirdiği zayıflık nedeniyle gidişata müdahale etmekten son derece uzaktı.
Buna 1 Mayıs’ta bir kez daha tanıklık ettik; 1 Mayıs meydanları geçtiğimiz yıllarla kıyaslandığında katbekat dolmuş değildi ve emekçilerin, çalışanların denkleme dahil olacağına dair herhangi bir işaret vermiyordu, yeni ve elbette tek güzel olan şey ise öğrencilerin ve gençlerin uzun yıllar sonra ilk kez ciddiye alınması gereken bir ölçekte gösterilere katılmasıydı.
Giderek sönümlense de 19 Mart’ta ortaya çıkan tablo iktidarı son derece endişelendirdi; tüm o “bizi sokağa dökmek istiyorlar” palavralarının ötesinde iktidarı esas kaygılandıran şeyin siyasetin sokakla ve sokağın siyasetle buluşması olduğu görüldü. Bahçeli’nin açıklamalarının alt metnini okuma uzmanları pek tevessül etmese de o açıklamalar net bir şekilde sokaktan duyulan korkuyu ve kaygıyı dile getiriyor, aba altından tüm muhalefete sopa gösteriliyordu.
İşte tam da 19 Mart’tan 1 Mayıs’a uzanan dönem kapanacak ve yeni bir döneme girilecekken, eski dönemin kapanışı ve yenisinin açılışı bir tokat aracılığıyla söz konusu oldu. Sırrı Süreyya Önder’in cenaze töreninde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e tokat atıldı ve eğer isteseydi saldırganın Özel’i öldürmesi işten bile değildi. Bu saldırının münferit, kendiliğinden ve plansız, programsız olma ihtimali ise Türkiye tarihini bilenler için son derece düşük bir ihtimaldi, saldırı çok net bir mesaj veriyordu: “sokaktan çekilin, bu faslı tamamen kapatın.”
Saldırgan verdiği ilk ifadede “CHP’nin gençleri sokağa dökmesinden rahatsız oldum” diye zaten kendisi söylemişti, Bahçeli’nin yaptığı açıklamada CHP’nin ve Özgür Özel’in adını anmak ve geçmiş olsun dilemek yerine “bir siyasi kurumun yöneticisi” gibi bir ifade kullanması ise hem tuhaftı hem de olan biteni anlamlandırmak için bize ciddi bir ipucu veriyordu.
Özel saldırıya dair yaptığı ilk açıklamada, saldırının Sırrı Süreyya Önder’in cenaze töreninde gerçekleşmiş olmasından yola çıkarak “barış konuşulmasın diye birileri yol verdi” diyecek, Cumhurbaşkanı’nın geçmiş olsun telefonunu ise “telef sözünün geri alındığını düşünüyorum” diye yorumlayacaktı.
Oysa ortada ne barışı sabote vardı, ne de telef konusunda herhangi bir geri adım; eğer öyle olsaydı önce Bahçeli avaz avaz bağırır ve kendi “barış”ını koruma altına alırdı, onun yerine Özel’den “siyasi bir kurumun yöneticisi” diye bahseden buz gibi bir açıklama yapması ise son derece bilinçli bir tercihti.
Saldırının verdiği mesaj çok net bir şekilde sokağa dairdi ve sönümlenmeye yüz tutmuş haliyle bile sokağın siyasi denklemdeki mevcudiyetinden duyulan rahatsızlığı gösteriyordu. İktidarın rejim inşasında yeni bir aşamaya geçmek adına izlediği “seçimsizleştirme” sürecine halk ciddi bir direnç göstermişti ve o direncin mutlaka kırılması gerekiyordu.
Tam da bu nedenle, pazar günkü saldırıyla Özel şahsında tüm topluma, tüm muhalif kesimlere sopa gösterilmiş oldu; yargı sopasının herkese sallanmasından ana muhalefet liderine “isteseydik öldürürdük” de denilecek şekilde tokatlı saldırı aşamasına geçildi yani.
Özgür Özel ilk başta değilse de kısa sürede bu mesajı aldı, dün İsmail Saymaz’a verdiği röportajda saldırının arkasındaki güçler için “Sokaktan çekilin, miting yapmayın, yeni dönem yaptığınız muhalefeti, attığınız adımları gözden geçirin, yoksa… Üç nokta koydular” demesi bunu açık bir şekilde gösteriyordu. Ardından TBMM’deki grup toplantısında da benzer bir şekilde “Ona bunu yaptıranlar 'Sokak çağrın, bu mitingler devam ederse, sokakta mücadele edersen seni uyarıyoruz' diyorlar. Bu mektup böyle okunur” diyerek saldırının mesajını net bir şekilde ortaya koydu.
Peki bundan sonra ne olacak? Bu mesajın alınması, mesaja karşı direnileceğinin garantisi mi, yoksa ilk açıklamalarda verilen sinyallerdeki gibi uzlaşı, pazarlık arayışına mı girilecek, geri adım mı atılacak?
Henüz bu sorulara net cevaplar verebilecek durumda değiliz. Özel, Meclis’teki konuşmasında meydan okuyan bir tavır sergiledi ama daha önceden planlanmış mitinglerin dışında yeni bir yol haritası ortaya koymadı. Bugün yapılacak Beyazıt mitingine gençliğin dinamizmi ve coşkusunun damgasını vuracağını söyleyebiliriz ama bu rutinleşmiş eylemlerin 19 Mart’ın sönümlenmesi anlamına geldiğini de biliyoruz.
Daha önceki yazılarda da sıkça tekrar ettiğimiz şeyi tekrar ederek bitirelim yazıyı: Sokağın siyasi denklemdeki yeri mutlaka muhafaza edilmeli, bunun için yaratıcı eylemlilik biçimlerine başvurulmalı, eylemlerin öğrencilere doğru daralmasını engellemek için adımlar atılmalı, toplumun farklı kesimlerinin sokakta yer alması için inisiyatif alınmalı, öğrenci hareketinden emek hareketine uzanan yollar açılmalı.
Tüm bunlar için esas inisiyatif alması gereken ise sosyalistler, eğer CHP’nin yapabileceklerinin sınırını biliyorsak o sınırları genişletecek olanların kimler olduğunu da biliyoruz demektir çünkü.