"Hrant'ın Arkadaşları"

25/01/2011 Salı
"Hrant'ın Arkadaşları"

“Hrant’ın arkadaşları”ndan biri, Oral Çalışlar, 18 Ocak günü yazdığı yazıda, başbakanı ertesi gün Hrant Dink için yapılacak yürüyüşe davet ediyordu. Liberallerle hükümetin arasının çok da iyi olmadığı bir dönemden geçiliyordu ve belki de Dink anması yeniden barışmak için bir vesile olabilirdi.

Hrant Dink cinayeti, dört yıl önce, liberallerin AKP’ye kayıtsız şartsız biat etmelerini sağlamıştı liberaller ülkeyi Ergenekonculardan, darbecilerden, vesayet rejiminden sadece ve sadece AKP’nin kurtarabileceğine inanmışlar ve Erdoğan’ın arkasında saf tutmuşlardı. Şimdi ise Oral Çalışlar bir kez daha Dink’ten medet umuyor, Dink’in ölümünün dördüncü yılının hükümetle aralarını düzeltmeye vesile olabileceğini düşünüyordu.

Sadece Oral Çalışlar mı, “Hrant’ın arkadaşları”ndan birçoğu Dink cinayetinin üzerinden geçen dört yıl boyunca, bu cinayeti, AKP’yi ve AKP eliyle yürütülen dönüşüm sürecini desteklemek ve meşrulaştırmak için kullandılar, Dink’in öldürülmesini adeta istismar ettiler.

Dink’i öldüren zihniyeti, sağcılığı ve gericiliği sorgulamaksızın, cinayeti “statüko” ya da “vesayet rejimi” gibi bir hayaletin, ya da Ergenekon gibi var olup olmadığı dahi belli olmayan bir örgütlenmenin üzerine yüklemeye çalıştılar. Üstelik tüm bunları Dink cinayetinin asıl sorumlusunun, yani sağcılık ve gericiliğin yayın organlarında, gazetelerinde, televizyonlarında yaptılar. “Hrant’ın arkadaşları” Dink’in anısına açık bir şekilde ihanet ettiler.

Örneğin “Hrant’ın arkadaşları”ndan Baskın Oran, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün ardından, katıldığı bir televizyon programında, “eğer öldürülmeseydi benim de aralarında bulunduğum bir grup aydınla İzmir’in Şirince ilçesinde bir araya gelecekti” diyerek Yazıcıoğlu’nun tam demokrasi hidayetine erecekken öldürüldüğünü ima edebildi.

Üstelik bununla da yetinmedi ve sonrasında Radikal 2’de yazdığı bir yazıda bu görüşmeden söz ederek, Yazıcıoğlu’nu, Mümtaz Soysal, Sabih Kanadoğlu ve Vural Savaş’la karşılaştırıp, “Buyurun, iki tarafı mukayese edin. Kim bu ülke için yeni çözümler araştırıyor, hangi taraf daha ‘ilerici’, karar verin. ‘Ulusalcılık’ nedir, daha iyi anlarsınız “ diyebildi.

Oysa Dink’in katili Ogün Samast’ın da, azmettiricisi Yasin Hayal’in da BBP bağlantıları bilinmekteydi. “Hrant’ın arkadaşı” Oran, ellerine geçmişte de solcu kanı, devrimci kanı bulaşmış bir siyasi geleneği ve liderini demokrasi adına sahipleniyor, o geleneğe ilericilik atfedebiliyordu.

Hrant’ın başka bir arkadaşı, Etyen Mahçupyan, bundan bir süre önce Taraf gazetesinden Zaman gazetesine geçti ve orada yazmaya başladı. Oysa dönemin Trabzon Emniyet Müdürü olan ve cemaatle organik bir bağı bulunduğu devlet raporlarında iddia edilen Ramazan Akyürek’in Dink cinayetinde nasıl bir rol oynadığı kocaman bir soru işareti olarak ortadaydı ve Mahçupyan’ın yazdığı gazete, cemaatin yayın organıydı.

Zaman gazetesi, hala daha bugün Dink cinayetinde polisin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını ispatlamak adına haberler yapmaya, “Hrant’ın arkadaşı” Mahçupyan da Zaman’da yazmaya devam ediyor.

“Hrant’ın arkadaşları”nın birçoğunun yazdığı Taraf gazetesinde, cinayetin üzerinden geçen dört yıl boyunca, Dink’in ölümünde sağcı, gerici güçlerin, BBP’nin ve cemaatin rolü üzerine tek bir satır yayınlanmadı.

Gazete, Yazıcıoğlu’nun helikopterinin, NTV binasından Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır’ın yolladığı telefon sinyalleriyle düşürüldüğünü dahi haber yaptı ama Dink cinayetinin ardındaki gerçekleri bir bir ortaya çıkaran Nedim Şener’in ulaştığı bulgulara gözlerini kapamayı tercih etti. Cemaatçi polislerin köşe sahibi olduğu bir gazeteden, “Hrant’ın arkadaşları”yla dolu olsa da, aksini beklemek çok doğru olmazdı zaten.

Hrant’ın arkadaşlarından birçoğu, 12 Eylül referandumunda “yetmez ama evet” diyerek otoriter bir rejime doğru gidişin önündeki son engellerin de kaldırılmasına yardımcı oldular. Bunu yaparken, hayırcıları, ulusalcılıkla, milliyetçilikle hatta faşistlikle suçladılar. Saadet Partisi ve BBP gibi partilerle kol kola girdiler, “Hrant’ın arkadaşları”, 12 Eylül referandumunda, Hrant’ın katilleriyle birlikte demokrasicilik oynadılar.

Hrant’ın arkadaşları, Trabzon’da bir parka Muhsin Yazıcıoğlu adını veren, önümüzdeki seçimlerde BBP ile ittifak yapmayı düşünen, Dink’i öldüren zihniyeti bu ülkenin kılcal damarlarına yerleştirmek isteyen AKP’yi, iktidara geldiğinden bu yana desteklediler, söz konusu zihniyetin Dink’in ölümündeki rolünü bilerek yaptılar üstelik bunu. Bu ülkeye giydirilmiş bir deli gömleği olan sağcı zihniyetin son 50 yıllık sicilini aklayarak, mütedeyyin kitlelerdeki “demokratik bilinci” ve sağ partilerdeki “ilerici damarı” keşfederek yaptılar.

Hrant Dink’e ve anısına ihanet ettiler, Dink’i öldüren zihniyetle proje ortağı oldular.

Dink cinayeti kuşkusuz siyasal bir cinayetti ama üzerinden geçen dört yılın ardından çok daha siyasi bir niteliğe kavuştu. Cinayetin ardındaki güçlerin gerçekte kimler olduğunu sormak, cinayetin Türkiye’nin dönüştürülmesi projesiyle olan bağlantılarını açığa çıkarmak, cinayetin Türkiye’deki siyasal ve toplumsal atmosferin belirlenmesinde nasıl bir önemi olduğunu anlamaya çalışmak, cinayetin yeni rejim inşasına nasıl bir katkı yaptığını ortaya koymak, başlı başına siyasi mücadelenin bir parçası artık.

Kendini liberal faşizmin karşısında konumlandıran her siyasal özne, Dink cinayetini doğru bir şekilde anlamak ve anlatmak zorunda.