Fatih Yaşlı
Epstein’ın adası ve tekno-faşist distopya: Palantir
Yayın Tarihi: 10.02.2026 , 23:40 Güncelleme Tarihi: 11.02.2026 , 00:10
Epstein adası merkezli sarsıntı Batı siyasetini vurmaya devam ederken, bunun en güçlü hissedildiği ülkelerden biri İngiltere oldu. Adında “işçi” sözcüğü geçen ama aslında İngiliz sermaye sınıfının has partisi olan hükümetteki İşçi Partisi ve başındaki Keir Starmer zor günler yaşıyor. Starmer henüz istifa etmiş değil ve koltuğunu korumaya çalışıyor ama önce Starmer’ın Özel Kalem Müdürü Morgan McSweeney, ardından da İletişim Direktörü Tim Allan istifalarını vermek zorunda kaldılar.
Bu sıkışmışlığının ve yaşanan istifaların merkezinde ise İngiltere’nin eski Büyükelçisi Peter Mandelson bulunuyor. Her ne kadar geçtiğimiz Eylül ayında görevden alınmış olsa da Başbakan Starmer’ın “Karanlıklar Prensi” olarak anılan Mandelson’ı Epstein’le olan ilişkisini bildiği halde Trump’la iyi geçinebilmek için Washington’a atadığı belirtiliyor ve Starmer’ın da istifası isteniyor.
Sahiden de Epstein belgelerine bakıldığında özellikle Mandelson’ın Ticaret Bakanı olarak görev yaptığı dönemde, yani 2008’de, ikilinin defalarca yazıştığı ve Mandelson’ın Epstein’a İngiliz ekonomisine dair son derece kritik bilgiler verdiği, birtakım sızdırmalar yaptığı, Epstein’ın pedofili fuhuş ağının ortaya çıktığı yıllarda da ilişkilerini koparmadıkları görülebiliyor.
Bu bilindiği halde 2025 yılının Ocak ayında büyükelçilik görevine atanan Mandelson’ı ABD-İngiltere ilişkileri açısından önemli kılan ise Palantir isimli ABD merkezli bir şirket. Mandelson’ın atanmasından yaklaşık bir ay sonra Starmer ABD’ye bir gezi düzenliyor ve bu gezide Mandelson’la birlikte şirketin tepesindeki isimlerle bir görüşme gerçekleştiriyor. Yaklaşık yedi ay sonra da İngiltere ile Palantir arasında çok büyük meblağlı anlaşmalar imzalanıyor.
Alex Karp ve Peter Thiel tarafından kurulan ve “veri madenciliği” yapan Palantir, adını Yüzüklerin Efendisi’ndeki sihirli taşlardan alıyor; bu taşlarla geçmişi ve geleceği, uzağı ve yakını, her şeyi görmek mümkün. Palantir de topladığı verilerle, izleme-gözetleme teknolojileriyle ve yapay zekâ aracılığıyla her şeyi bilmeyi, her şeyi görmeyi, her şeyi izlemeyi hedefliyor, dünyadaki tüm insanlara ait tüm bilgilere, tüm verilere sahip olunan bir gözetim kapitalizminin, tekno-faşizmin peşinde koşuyor.
Palantir 11 Eylül saldırıları sonrası ortaya çıkan konjonktürde kuruluyor ve doğrudan CIA tarafından finanse edilip ona casusluk teknolojilerinde taşeronluk hizmeti sunuyor. Şirketin tarihçesine baktığımızda ise yine karşımıza Epstein çıkıyor, şirketin kurucusu Peter Thiel’in adı Epstein belgelerinde 2 bin kereden fazla geçiyor ve Epstein defalarca görüştüğü Thiel’in Palantir’ine milyonlarca dolar aktarıyor.
Peter Thiel sıradan bir şirket sahibi, sıradan bir zengin değil; sergilediği performansla dijital çağın peygamberlerinden biri, bir filozof olarak görülüyor, kendisinden “son yirmi yılın en önemli sağcı entelektüeli” söz ediliyor. Thiel de tıpkı Elon Musk gibi Güney Afrika’da doğuyor ve ABD’ye taşındıkları 10 yaşına kadar burada yaşıyor; “beyaz üstünlükçü” dünya görüşünün oluşmasında çocukluk yıllarının ve babasının büyük etkisinin olduğu söyleniyor.
Thiel filozof/peygamber rolüne uygun bir şekilde geçtiğimiz sene “Deccal” başlıklı bir dizi özel konferans verdi ve kendi misyonunu Armageddon savaşını başlatacak olan Deccal’in gelişini geciktirmek, Deccal’le savaşmak olarak belirledi.
Thiel her ne kadar ilhamını ünlü liberal Ayn Rand’dan alsa da tüm bu konferansların dayandığı isim en az Rand kadar değer verdiği Carl Schmitt’ti. Siyaset felsefesi çalışmalarında Thomas Hobbes’un 20. yüzyıldaki temsilcisi olarak anılan Schmitt, Hitler Almanya’sının ve Nazizm’in en önemli hukuk teorisyenlerinden biriydi ve özellikle 2000’lerin başında çalışmaları yeniden moda haline gelmiş, yeniden okunmaya başlamıştı.
Thiel, Schmitt’in fikirlerini Hıristiyan teolojisiyle, tüm bu fikirleri de teknolojinin mutlak hâkim olduğu bir dünya düzeniyle birleştiriyor, “Deccal kim olabilir” sorusuna ise kesin bir yanıt vermese ve bir kişiye değil “tek dünya devleti”ne işaret etse de yine de Greta Thunberg’in en büyük adaylardan biri olduğunu düşünüyor; çünkü inanışa göre Deccal’in 33 yaşından küçük olması gerekiyor.
Thiel’in teknolojik ütopyası, insanlık için bir tekno-faşist distopya anlamına geliyor. Thiel 2010’da yaptığı bir konuşmada demokrasiye inanmadığını, “çok küçük bir azınlık olduğumuz için belirli şeylere dayanarak asla seçim kazanamazdık, ancak belki de insanları sürekli ikna etmeye, yalvarmaya ve rica etmeye gerek kalmadan, teknolojik araçlarla dünyayı tek taraflı olarak değiştirebilirdik. İşte bu noktada teknolojinin siyasete inanılmaz bir alternatif olduğunu düşünüyorum” diye anlatıyor.
Küçük bir azınlığın teknoloji aracılığıyla bütün bir insanlığı yönettiği bir dünya…
Peter Thiel ve Palantir’in misyonunu "batıyı ve Amerika Birleşik Devletleri'ni desteklemek, gerektiğinde düşmanları korkutmak ve hatta bazen öldürmek" olarak tarif eden ortağı Alex Karp’ın hayali tam olarak bu.
Üstelik Thiel ve Karp Silikon Vadisi merkezli tekno-politik bir oligark şebekesinin parçası olarak hareket ediyor. Thiel, 2004’de Mark Zuckerberg’e ait Facebook’un ilk dış yatırımcısı oluyor ve şirketin yüzde 10 hissesini alıyor, o günden beri de arkadaşlıkları devam ediyor. ABD’li milyarder Larry Ellison’a ait Oracle ile Palantir 2024 Temmuz’unda askeri teknoloji odaklı bir yapay zekâ ortaklığı anlaşması yaptılar. Thiel, OpenAI’ın kurucu ortaklarından biri olan Sam Altman’ın akıl hocası ve destekçisi olarak biliniyor. Thiel ve Musk arasında da 2000’lerin başına uzanan ortaklık ilişkileri var, PayPal’in kuruluşunda birlikte hareket ediyorlar ve Thiel Musk’ın şirketlerine önemli yatırımlarda bulunuyor.
(Geçerken not edelim, PayPal’in kuruluşunda yer alan ve aralarında Thiel’in bulunduğu, sonradan devasa teknoloji şirketlerinin sahibi olan isimler “PayPal Mafyası” olarak anılıyorlar.)
Yazının başında İngiltere ile Palantir arasında imzalanan anlaşmadan söz etmiştik. Palantir’le İngiltere arasındaki ilk anlaşmalar eski başbakan Boris Johnson zamanında imzalanıyor, devamı ise Mandelson ve Starmer’la birlikte geliyor. Öte yandan Thiel’ın İngiliz Faşist Birliği’nin kurucusu Oswald Mosley’nin torunu Louis Mosley’le ve İngiliz faşist hareketinin liderlerinden Nigel Farage’la da dostane ilişkileri bulunuyor.
Mesele elbette ki İngiltere’yle sınırlı değil; Trump’ın ilk dönemine şüpheyle yaklaşan Silikon Vadisi mensupları, yani dev teknoloji şirketleri, ikinci döneminde hızla ona yanaşırken Thiel ve Palantir en başından itibaren Trump’ın yanında yer almıştı. Thiel yaklaşık on yıldır Trump’ın MAGA (Make America Great Again) ideolojisinin en büyük bağışçılarından biri olma unvanına sahip; son seçimlerde Trump’ın yardımcısı ve MAGA’nın en önemli ideologlarından olan JD Vance’in kampanyasına 15 milyon dolarlık bir bağış yaptı ve Vance belki de Trump sonrasında ABD başkanı olarak görev yapacak.
Palantir’e gelince… Bir veri madeni/veri toplama şirketi olan Palantir son yıllarda İngiltere devleti ile yüz milyonlarca sterlinlik anlaşmalar yaptı. Başta İngiliz Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) olmak üzere çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarıyla yapılan bu anlaşmalarla tüm İngiliz yurttaşlarını kapsayan bir veri tabanı oluşturulması, yani dijital çağa uygun bir “her şeyi gören göz” kurulması hedefleniyor. Ancak mesele bununla da sınırlı değil, İngiltere Savunma Bakanlığı’yla Palantir arasında geçen Aralık ayında 240 milyon sterlinlik “kritik stratejik, taktiksel ve canlı operasyonel karar alma süreçlerini destekleyen” bir veri analizi anlaşması yapıldı. Yani Palantir İngiliz savunma sanayiinin en önemli ortaklarından biri artık.
Palantir geçen yıl ABD’de de ICE’la, yani Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı ile bir anlaşma imzaladı ve göçmenlerin hem sınırdan geçişlerinin önlenmesi hem de ülke sınırları içerisine girenlerin yakalanması konularında sahip olduğu teknolojik gücü ICE’ın hizmetine sundu. Böylece Trump’ın Gestapo gücü gibi hareket eden ICE’ın şiddetiyle Palantir’in yapay zekâ üzerine kurulu gözetleme ve veri teknolojileri birleşmiş oldu.
Palantir, Lübnan’da Hizbullah üyelerinin çağrı cihazlarının eş zamanlı olarak patlatılmasının gerisindeki teknolojiyi ürettiği gibi, Gazze’deki hedeflerin ve HAMAS komutanlarının yerlerin tespit edilmesinde ve İsrail ordusunun bu hedefleri vurmasında da büyük rol oynadı. Artık MOSSAD’a da çalıştığı ortaya çıkan Epstein’ın Palantir’i dönemin İsrail başbakanı Ehud Barak’a sunduğu biliniyor. Bugün de Palantir sadece Gazze’de değil, İran, Rusya ve Çin gibi Batı’nın hasım olarak gördüğü coğrafyalarda emperyalizmin en önemli enstrümanlarından biri olarak yoluna devam ediyor.
Geçtiğimiz haftaki yazıda “Epstein’ın adası”ndan bahsederken “o ada boşlukta ortaya çıkmamıştır, tarih ya da sınıflar üstü bir mekân değildir. İçinde yaşadığımız dünyanın maddi gerçekliği, maddi ilişkileri tarafından belirlenmiş, kendisini o ilişkilerin içerisinde var etmiştir ve o maddi gerçekliğin adı da kapitalist üretim tarzı ve kapitalist üretim ilişkileridir” demiştik.
Thiel ve Palantir örneğinin gösterdiği üzere, Epstein’den yola çıkarak mercek altına aldığımız tek bir isim ya da tek bir şirket bile bunun böyle olduğunu gösteriyor. Yirminci yüzyılda romanı yazılsa ya da filmi çekilse hayretler içerisinde okuyacağımız ya da izleyeceğimiz faşizme evrilme arzusundaki kapitalist bir distopyanın tam ortasına düşmüş durumdayız. Karşımızda insanlığa savaş açmış ve şirketlerden oluşan bir makine, dijital bir savaş makinesi ve bir tekno-faşizm arayışı var.
İşte tam da bu noktada geçmişe dönüp klasik faşizmin neden ortaya çıktığını ve kim tarafından, nasıl durdurulup yenildiğini hatırlamamız ve faşizmin bu yeni tekno sürümü karşısında insanlık olarak nasıl savaşacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Çünkü insan türünün yeryüzündeki varlığını bildiğimiz anlamda devam ettirmesinin yolu bu savaşı kazanmasından geçiyor.