Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

NATO’dan çıkılması fikrinin yaygınlaşması için çok uygun bir zaman değil mi?

Bu katillere mahkûm olmadığımıza inanan bir toplumsal hareketlilik tüm ülkenin kimyasını değiştirir.

Yayın Tarihi: 18.07.2025 , 19:23 Güncelleme Tarihi: 19.07.2025 , 00:01

NATO, Türkiye halkı için sadece düşünce düzeyinde ele alınması gereken değil, aynı zamanda duygusal bir konudur.

NATO Türkiye’yi emperyalizme bağımlı hale getirmiş, Türkiye’yi yozlaştırmış, insanlarının düşünce yapısını bozmuş, Türkiye’de kurduğu iç savaş örgütü nedeniyle binlerce evladının katledilmesine, onlarca değerli aydınının öldürülmesine yol açmış bir yapıdır.

Bu nedenle bırakın Türkiye’nin NATO üyeliğinin sürmesini ona karşı nefretle doluyuz.

Ancak Türkiye’nin NATO’ya kabul edildiği 1952’den bu yana halkımızın çoğunluğu bu görüş ve duyguda değildir. NATO hakkında olumsuz olanlar bile NATO’dan çıkılamayacağını düşünür genellikle.

Çünkü NATO mevcut düzendir ve düzenin değişeceği konusunda umudu olmayanın NATO’dan çıkma fikri ile işi olmaz.

Ancak içinden geçtiğimiz dönemde NATO karşıtlığı fikrinin hızlı bir şekilde yayılma olasılığını ele alacağız bu yazıda. Bunun birçok nedeni var, biz yazının izin verdiği kadar üç madde altında tartışalım konuyu:

1-NATO eskisi gibi güçlü değil, ABD büyük bir açmaz içinde

20. yüzyılın ikinci yarısında, hatta bu yüzyılın başında NATO başa çıkılması çok zor güçlü bir örgüttü. NATO’nun askeri, siyasi, ideolojik üstünlüğü insanları yıldırıyordu. Çünkü NATO’nun arkasında ABD liderliğinde emperyalist ülkelerin oluşturduğu düzen şöyle ya da böyle bütünlüklü ve büyüyen bir kapitalizme yaslanıyordu.

Oysa şimdi halen emperyalist düzenin tepe devleti olan ABD’ye baktığımızda giderek sürdürülemez hale gelen bir iktisadi, sosyal sistem görüyoruz.

ABD yakın zamana kadar iflas etmeyeceği varsayımı ve doların rezerv para olması nedeniyle çok kolay borçlanan ve borç faizlerini yeniden aldığı borçla çeviren bir işleyişe sahipti. Ancak günümüzde bu döngü sürdürülemez hale geliyor. Faiz gideri/borç oranının yüzde 50 civarına ulaşması kritik bir çizgi olarak kabul ediliyor.

Eğer bir ülkede gelirlerin beşte biri sadece borçların faiz ödemesine gidiyorsa durum fena demektir ki ABD bu oranı geçmiş bulunuyor.

Trump yönetiminin çılgınca davranması kişisel bir davranış bozukluğundan çok bu açmazlardan kaynaklanıyor.

ABD bir emperyalist ülke olarak orta sınıfları koruyamıyor. Korkunç bütçe açığını Trump yönetimi sosyal kesintiler yaparak azaltmaya çalışıyor, bu ise toplumsal eşitsizliği daha da büyütüyor. Toplumun yüzde 10’unun servetin yüzde 70’inden fazlasını kontrol ettiği dünyanın muhtemelen en eşitsiz ülkesi durumunda ABD.

Son anketler sadece bu yılın Mayıs ayında ABD vatandaşlarının yüzde 15,6’sının gıda bulma sıkıntısı yaşadığını ve bu oranın 2021’e göre iki kat olduğunu ortaya koydu.

Trump’ın getirdiği sosyal kesintiler nedeniyle 12 milyon civarında emekçinin sağlık sigortası dışında kalabileceği söyleniyor.

Ve artık ABD halkı çok sık ayaklanıyor. Hükümet geçen Mayıs ayında başlayan ayaklanmayı bastırmak için deniz piyadelerini görevlendirmek zorunda kaldı.

Öyle günler gelir ki deniz piyadeleri de taraf değiştirir.

Ordudaki en gizli bilgilerin bile sıklıkla sızması bir inanç ve motivasyon eksikliği olduğunu gösteriyor.

ABD ve Avrupa devletleri arasındaki gümrük tarifeleri nedeniyle yaşanan gerilimi eklemeliyiz bu zafiyete.

ABD’nin içine girdiği kısır döngüler bir çarpan etkisi yaparak ilerliyor.

Dolayısı ile NATO sonsuzdan gelmedi, sonsuza gitmeyecek. Aksine uzak olmayan bir tarihsel dilimde tasfiyeye uğrayacak gibi gözüküyor.

2-Bu zaaflara karşılık NATO hızla savaşa hazırlanıyor

Türkiye’de NATO’dan çıkma fikrinin zayıf olmasının bir nedeni NATO olmazsa Türkiye’nin başına belalar geleceğine ilişkin inançtı.

Oysa bakıldığı zaman NATO’nun Türkiye’yi de peşinden sürüklemek üzere büyük bir hızla savaşa hazırlandığı anlaşılıyor.

Trump’ın baskısıyla geçen dönem NATO üyesi devletler ulusal gelirlerinin yüzde 2’sini askeri harcamalara ayırmaya teşvik edilmişler ve bunda çoğu devlet zorlanmıştı. Şimdi ise son yapılan NATO Zirvesi’nde bir iki devlet hariç hep birlikte askeri harcamaları önümüzdeki yıllar içinde ulusal gelirlerinin yüzde 5’ine çıkarma kararı aldılar. Türkiye dâhil.

NATO Genel Sekteri, başka bir deyişle Batı emperyalizmin Savaş Bakanı Rutte “… daha ölümcül bir NATO’nun temellerinin atıldığını” bildirdi.

Ve bu kararla birlikte daha önce askeri açıdan iddiasız bir konuma çekilmiş olan Almanya çılgınca silahlanmaya başladı. Almanya binden fazla tank ve zırhlıyı envanterine katma hazırlığı yapıyor.

Görüldüğü gibi NATO’da kalmak bırakın güven sağlamayı dünyanın en güvensiz pozisyonunu sunuyor bugün.

3-Türkiye’nin siyasi, toplumsal iklimi NATO’dan çıkma fikrinin yaygınlaşmasına uygun hale geliyor

Yazının başında belirtmiştik, düzen dışı bir ufkunuz yoksa NATO sabitiniz olur.

Şimdi halkımız daha çok düzeni sorgulamaya başlıyor.

Daha önce sanılıyordu ki, usul olarak Hükümet’e, Parlamento’ya dilekçe verilecek NATO’dan çıkılsın diye, onlar da toplanıp kabul edecekler.

Bu sanki Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 1919’da Padişaha Sevr’den dönülsün diye dilekçe vermesine benzemiyor mu? Bu saçmalığa yeltenmediler tabii ve bir devrimi örgütlemek üzere Anadolu’ya geçtiler.

Bugün düzen partilerinin ve parlamentonun tümü NATO’cudur. Burada çözümlenecek hiçbir şey bulunmuyor.

Usul; emekçi halkın düzen dışı ufkunu geliştirmesine, bağımsızlıkçı ve yurtsever bir program dâhilinde örgütlü hale gelmesine dayanıyor. NATO’dan çıkılma fikrinin yaygınlaşmasından kastettiğimiz bu süreçtir.

Kastettiğimiz Avrasyacılık değil tabii, anti-emperyalist olabilmek için kapitalist düzene karşı olmanız gerekir. Avrasyacılık önünde sonunda Türkiye’yi başka bir NATO’ya götürür.

Peki, neden zemin bu fikir için güçleniyor?

Batı emperyalizminin zayıflaması ve hızla yaklaşan savaş tehdidinin yanı sıra;

AKP-MHP-PKK arasında varılan anlaşmanın ilk kez bu kadar Türkiye’yi Lozan’da kabul edilen sınırların değişmesine ve Türkiye’nin meşruiyetinin sorgulanmasına yaklaştırdığı seziliyor.

Emekçi halkın önemli bir kesimini tutan CHP’nin yaşanan komplo karşısında acizliği, bir toplumsal harekete öncülük edememesi ve düzenin parçası olarak rakipleriyle uzlaşma eğilimi halkın düzen dışına yönelişi için zemin sunuyor. CHP’nin mutlak NATO’culuğu da daha göze batar hale geliyor.

Halkın asalak bir sınıfın egemenliğinde sürekli yoksullaşma ve dışlanma eğilimi insanları arayışa itiyor.

Savaştan azade ve “orta sınıf olma”ya dönük konformizm çözülüyor.

Kemalist çevrelerin bir kısmı sermaye düzenini radikal bir şekilde sorgulamaya başlıyor.

Her şeyin başı geleceğe dair umutlu olabilmekte. 

Bu katillere mahkûm olmadığımıza inanan bir toplumsal hareketlilik tüm ülkenin kimyasını değiştirir.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları