Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ender Helvacıoğlu

İki nokta arası...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Atalarımızın pek sevemediğim bir sözü var: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar”. Bu söz bana, yorulmuş aydınların, yorgunluklarının faturasını halka çıkarma çabası olarak görünmüştür hep. Onlar halk için çok mücadele etmiş, çok bedel ödemişler, hep doğru yolu göstermişlerdir, ama halk onları bir türlü anlamamıştır… Artık buraya kadardır, ne halleri varsa görsünlerdir…

Bu atasözü hep kovulanlar açısından yorumlanmıştır, ahlaya vahlaya... Bir de kovanlar açısından baksak duruma. Belki de onlar haklıdır!

Dokuz köye gidip dokuzunda da terslenen bir doğruyu, biraz gözden geçirmek gerekmez mi? İnsan burnundan kıl aldırmayı bilmeli, ayıp değil... Ne malûm o doğrunun doğru olduğu? Dokuz sınava girmiş, hepsinden çakmış…

Matematiği derleyip toplayan Öklit Usta, “iki nokta arasındaki en kısa yol bir doğrudur” diye buyurmuş. Hem de demiş ki, “bu bir aksiyomdur” yani kanıta gerek duymayacak kadar açık bir doğru. İnsanlık iki bin yıl bu doğru ile idare etmiş. Sonra fırlamanın biri çıkıp demiş ki, “iki nokta arasındaki en kısa yol bir eğridir”. Niye ki? Çünkü iki nokta arasında bir doğru çizemeyiz. Ya havle, niye ki? Çünkü ortam eğri! Hadi bakalım… Şimdi anlaşıldı mı bir türlü eğrisini doğrusuna denk getiremeyişimizin nedeni.

Yani en açık doğrular bile gün gelip yanlışlanabiliyor, sen dokuz kere terslenen doğrunda hâlâ ısrar ediyorsun üstelik bir de sitem ediyorsun.

Aslında bizim bilge halkımız, matematikçilerin iki bin yıl sonra fark ettikleri şeyi -belki onlar gibi formüle edememiş ama- hissetmiş. Demiş ki: “Doğruluk minarede kalmış, onun da içi eğri”. Müthiş bir özdeyiş! Minarenin dosdoğru dikilişine hemen kapılma, içine de bakmak gerek…

Halkımızın, kendinden menkul doğrularla köy köy dolaşanların kulağına küpe olası bir sözü daha var: “Eğri bilinmeden doğru bilinmez”! Minare doğrusu bile eğrile eğrile çizilmemiş mi?

Doğrular, damıtılmış yanlışlardır aslında. Eskilerden bir filozofa sormuşlar “Ne kadar doğrusun?” diye “Yaptığım yanlış kadar” demiş. Yani: Ne ka yanlış o ka doğru…

Doğruya yanlışımızı damıtarak varıyorsak eğer, o vardığımızın da mutlak olmadığını bilmek gerek. Yani damıtma işlemi sonsuz bir süreç. En büyük yanlışlar da damıtılmayan doğrulardan kaynaklanıyor. Doğrusunu damıtamayan, o güzelim doğruyu yanlış yapmanın da ustasıdır! İşte dokuz köyden kovulanlar böyleleridir. Doğrusuna fazla güvenmemeli insan, her an yanlışa dönüşebilir dolayısıyla damıtma işlemine devam etmeli.

Peki, doğrunun neden sürekli damıtılmaya ihtiyacı var? Çünkü ortam eğri! Bir ortamda damıttığın doğrunun her ortamda geçerli olduğunu sanma. Bir kere damıttım diye damıtmaktan vazgeçme. Evren o kadar geniş ki, evrensel olmak çok zor. Bu nedenle gittiği her köyde doğrusunu yeniden sınamalı ve yeniden bulmalıdır kişi. Ne demişti büyük usta Herakleitos? Aynı doğruyu iki kere kullanamazsın! Çünkü her şey akar...

Dokuz köyden kovulanlar, mutlak doğruyu bulduğunu sanan ukalalardır. En ukalasının bile onuncu köyde aklı başına gelir.

Kısacası: Yanlışına güveneceksin, doğruna asla! Hadi fazla abartmayalım: Doğrunu sına!

Öte yandan ille doğru yapacağım diye de kendini fazla kasmamalı insan. Atalarımızın bu noktada da son derece pratik bir çözümü var: “Doğru, eğri, bir şey eylemeli”. Bu da halkımızın 11. Tezi. Yani en yanlışı bir şey eylememek. Eylersen, doğruya yakınlaşırsın.

Şimdi okur soracaktır: Bu bir araba lafı niye ettin? Son haftalarda dönüp dolaşıp lafı Sol Cephe’ye getiriyoruz ya, kusura bakılmasın yine öyle yapacağız.

Bu Sol Cephe, bir “mevcut doğrular koalisyonu” olacaksa eğer, vay halimize yanlışın en büyüğü yapılmış olur. Bizi dokuz değil, on dokuz köyden kovarlar! Mevcut doğrularını damıtma cesareti gösterenlerin örgütü olacaktır Sol Cephe. Yeni bir örgüt olacaktır damıtılmış bir örgüt… Haziran Ayaklanmasının tezgâhında damıtılmış bir örgüt…

İki nokta arasındaki en yanlış yol, bir doğrudur. Çünkü ortam Haziran…

NOT: Dokuz köyden kovulan doğrudan daha yanlış tek bir şey var: Dokuz köyde de kabul gören doğru. Bu da başka bir yazının konusu olsun, yerimiz kalmadı.

Ender Helvacıoğlu 'ın Son Yazıları