Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ender Helvacıoğlu

Deli deli, partili

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03

İki haftadır yazdığım yazılarda ısrarla aklı vurgulamama deliler içerlemişler. “Ne yani, bize akılsız mı demek istiyorsun?” diye mesaj yolladılar. Haşa, ben hiç delilere saygısızlık eder miyim? Tam tersine birçok deli arkadaşım vardır ve çoğu kişiye göre ben de onlardan biriyimdir. O yazılarda eleştirdiğim deliler değil, “aklı evvel”lerdi. Ama madem yanlış anlaşıldık, delileri kızdırdık, o halde bu yazıyı da yaşamımda karşılaştığım delilere ayırayım.

* * *

İki tane deli arkadaşım vardı. Daha doğrusu onlar ikisi arkadaştılar, ben de zaman zaman yanlarına gider onları gözlemlerdim. Yaşça benden büyüktüler çömezleri sayılırdım, en azından delilik konusunda. Aslında biri delirmişti, diğeri ise çıldırmıştı bunlar farklı durumlardır.

İkisi de felsefe mezunuydu. Felsefe ile delilik arasında bir ilişki kurduğum sanılmasın, tamamen tesadüftü. Ama felsefecinin delisi de farklı bir kategori oluyor doğrusu… Bir araya geldiklerinde ağır felsefe yaparlardı, pek bir şey anlamazdım. Bir keresinde an-süreç ilişkisini tartıştıklarına şahit oldum. Uzun uzun söyleştiler ama anlaşamadılar. Aslında genellikle anlaşırlar ve huzur bulurlardı. Ama bu kez anlaşamadılar. Tartışmanın epey ileri bir safhasında, çılgın olan birden ayağa kalktı, pencereye doğru koştu ve tam atlıyordu ki, diğeri onu kolundan yakaladı (nedense deliler çok seri ve çok güçlüdürler acaba korkusuzluklarından ve kararlılıklarından mıdır?) Kalakalmıştım. “Atlama” dedi deli çılgına, “burası ikinci kat, ölmezsin, dama çık!” Ve sanki tartışma son buldu. Birer kitap aldılar, huzur içinde okumaya daldılar. Anlaşmışlardı. Meseleyi çözümlemişlerdi anlayamayan bendim. “Sonuç?” diye soracak oldum. “An, zıtların mücadelesidir” dedi çılgın. “Süreç, zıtların birliğidir” dedi deli. “Peki, hangisi belirleyici, hangisi diğerini belirliyor?” diye sordum. Yanıt vermediler, daha doğrusu tavırlarından anladığım kadarıyla, galiba cahilliğime verdiler. Üsteleyemedim. Kafamda pis bir soru çıktım gittim.

Yıllar sonra duydum ki bu iki arkadaş bir gün çıkmışlar dama, el ele atlamışlar aşağıya. Bu acı olayı anımsadığımda nedense aklıma hep Galilei’nin Pisa Kulesi deneyi gelir. Aynı anda düşmüşler yere… Biri çılgın, biri deli… Biri an, biri süreç… Biri kopar, biri tutar… Biri mücadele, biri birlik iki zıt… Peki, hangisi belirleyici? Aynı anda düşmüşler yere, bizim gibi cahillere (pardon, akıllılara) inat!

* * *

“Her köyün bir delisi vardır” derler. Doğrudur. Köyün delileri saygın kişilerdir. Köyün sakinleri, delilerine büyük saygı gösterirler.

1991 yılı başıydı, Zonguldak’taki büyük madenci yürüyüşüne katılmıştım hani şu gözünü Ankara’ya dikip yollara düşen on binlerce çapulcunun yürüyüşü. En önümüzde bir deli yürüyordu. Yerli yersiz bağırıp çağırıyor, bazen kendini dağlara vuruyor, bazen ağaçlara tırmanıyordu. Yürüyüşün liderlerinden birkaçını tanıyordum. Onlara, bu delinin en önde yürümesine neden izin verdiklerini sordum. “Yürüyecek” dediler, “o bizdendir”. Sonra kısaca öyküsünü anlattılar. Meğerse o deli bir zamanlar aklı başında bir adammış. Bir grizu patlamasında yanındaki bütün arkadaşları ölmüş, o kurtulmuş, ama o gün bugündür aklını yitirmiş. İşte bunun için “o bizdendir”. Sustum… Politikanın yaşama çalım atamayacağını o gün kavradım.

Üç gün sonra yürüyüş iktidarın barikatına toslayıp madenciler dönmek zorunda kaldığında, dönüş yolunda o deliyle tekrar karşılaştım. Yere kapaklanmış hüngür hüngür ağlıyordu. O sahne gözümün önünden gitmez. Bizim deli (üç günün sonunda artık ben de “bizim” diyebilirdim), hepimizin yapmak isteyip de yapamadığını yapabilme özgürlüğüne sahipti. Deliler bu anlamda özgürdürler ve saygın kişilerdir.

* * *

Deliliğin “genç işi” olduğu sanılır, bir yanılgıdır. Delikanlılık ile deliliği karıştırmamak gerek. Kanın kaynaması geçicidir. Aslolan delikanlı değil delibeyinli olunmasıdır ki, bu çok ciddi birikim ve deneyim ister. Maceracılığın hası yaşlılıkta yapılır. Çünkü zaman ve seçenek azaldıkça, delilik potansiyeli artar (tabi bu devrimciler için geçerli). Eylemsel değil siyasal delilikten söz ettiğim anlaşılmıştır. Genç devrimciler eylemsel riske eğilimlidirler, yaşlı devrimciler ise siyasal riske. İlkinde ölüm tehlikesi bile var ama genelde biraz gaz, biraz sopa yersin. Diğerinde ise ya başarı ya ağırlaştırılmış müebbet!

* * *

17 yaşımdan beri örgütlüyüm. Fazla örgüt de değiştirmedim, istikrarlı sayılırım. İkincisinde pek yeni olduğum için, şimdilik 1,5’tan 2 diyelim. Deneyimlerimden çıkardığım bir sonuç var: Partideki deli sayısıyla partinin devrimciliği arasında doğru orantı vardır. Ama partideki akıllı sayısıyla partinin devrimciliği arasında da doğru orantı vardır. Peki, bu iki önermeden ne sonuç çıkar? Hani, akıllı-deli diyalektiği açısından…

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, bize deli de gerek akıllı da… Bu ikisinin sentezini yapan kazanır. Ve bu sentez ancak üst düzey bir laboratuarda gerçekleştirilebilir. Toplumbilimlerinin laboratuarı da örgüttür.

İster deli ol ister akıllı ama mutlaka örgütlü ol.

Ender Helvacıoğlu 'ın Son Yazıları