Ender Helvacıoğlu
Bir gaz odası ütopyası
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03
Geçenlerde “Sophie’nin Seçimi” adlı filmi yıllar sonra tekrar seyrettiğimde, birden aklıma geliverdi. Hani şu, Naziler tarafından çocuklarından birini gaz odasına yollamaya zorlanan annenin sonraki yaşamını anlatan film. Şimdi anımsayamıyorum, bir yerde okumuştum. Nazilerin insanları tıkıp zehirli gaz vererek öldürdükleri gaz odaları açıldıktan sonra, üst üste yığılan cesetlere bakıldığında çoğunda şöyle bir sıralama görülmüş: En altta çocuklar, onların üstünde yaşlılar, daha üstte kadınlar ve en üst sıralarda da güçlerine göre erkekler. Bilindiği gibi zehirli gaz aşağıdan yukarıya doğru yayılıyor.
Şimdi bir soru: Eğer siz o gaz odasında olsaydınız, cesedinizi nerede bulurlardı? Örneğin, çocukların üstünde mi, altında mı? Biliyorum, rahatsız edici bir soru. Yanıtı kolay değil.
O halde şu konuları irdelemek gerekiyor: Gaz odası nedir? Gaz odasındaki insan nasıl bir varlıktır? Gaz odasındaki insanlar, yoksa genlerine mi indirgenmiştir? (Aklıma Richard Dawkins’in Gen Bencildir adlı kitabı geldi…) Gaz odası psikolojisi nasıl bir şeydir? Gaz odasının toplumsal yapısı nedir? Veya orada bir toplumsal yapıdan söz edilebilir mi?
Bu sorulara yanıt aramadan önce, yine gaz odasına ilişkin birkaç kurgu yapalım. Vereceğimiz yanıtta derinleşebilmek için...
Şöyle bir deney kurgulayalım: Diyelim ki Naziler, insanlarla gorilleri (ayılar da diyebilirsiniz) birlikte gaz odasına tıktılar. İşlem tamamlandıktan sonra nasıl bir tabloyla karşılaşılabilir? Kim altta kalmıştır, kim üstte? Gaz odasında evrimin yönü nedir?
Veya şöyle bir kurgu yapalım: Naziler bu sefer de birbirlerini tanıyan kadınlı erkekli bir arkadaş topluluğunu gaz odasına tıkmış olsunlar. İçlerinde birbirleriyle çok iyi dost olanlar var, hatta birbirlerine aşık olanlar da. Bu durumda nasıl bir tabloyla karşılaşılır? Yine aynı tabloyla mı? Yani altta kadınlar, üstte de güçlerine göre erkekler? Gaz odasında dostluk ve aşk olabilir mi? Veya vicdan ve bilinç? Gaz odasında felsefe, bilim, sanat, siyaset, ahlak... bu büyük insanlık etkinlikleri ne durumdadır?
İtiraz edilebilir: Gaz odası çok uç bir örnektir böyle bir örnekten yola çıkılarak bir insanlık durumu analizi yapılamaz. Acaba öyle mi? Bugünkü Suriye nasıl bir yerdir? Veya Irak, Afganistan? Dört aydır nasıl bir yerde yaşıyoruz? Meydanlarımız, mahallelerimiz, sokaklarımız, hatta evlerimiz gaza boğulmadı mı? Cenazelerini defnetmelerine bile izin verilmeyenler? Bunlar da mı uç örnekler?
Ya cezaevlerimiz, ağırlaştırılmış müebbet hücrelerimiz? Daha çok da dışarısı. Birer cangıla dönmüş kentlerimiz, varoşlarımız? Üç kuruş para için insanların aşağılandığı, alçaldığı televizyon programları? Liselerimiz, üniversitelerimiz, sınavlarımız, işyerlerimiz? Evlerimiz, mutfağımız, yatak odamız? İlişkilerimiz? Ya tarihimiz? Toplumsal tarihimiz veya kişisel tarihimiz?
Yoksa dünya giderek koskocaman bir gaz odasına mı dönüştürülüyor? Hepimizin yaşamı, gaz odasında birkaç dakikaya sıkıştırılmış sürenin çok daha uzun bir zamana yayılmış biçimine mi benzetiliyor?
Peki, gaz odasında nasıl devrim yapılabilir? Gaz odasında bir ütopya geliştirilebilir mi? Olanaksız mı? Belki de tam tersi! Devrimler gaz odalarının eşiğinde yapılır ütopyalar gaz odalarının eşiğinde geliştirilir.
Bir ütopyam var: Bir gün bir gaz odası açılacak. En altta yaşını almış komünistler, geleceği en fazla isteyenler, en deneyimliler, en bilinçliler ve en güçlüler. Omuz vermişler, sırt vermişler gençlere. Ve en üstte de çocuklar, geleceğimiz. Ve bu bir insanlık anıtı olacak tüm faşistlere inat!
31 Mayıs akşamı, küçücük bir parkta en temel haklarını savunan gençlere yapılan hunharca saldırıya karşı isyan ederek ülkenin tüm meydanlarını devralan ve iki ay boyunca geri vermemekte direnen milyonlar bir ütopyayı gerçekleştirmeye başlamışlardır. Haziran Ayaklanması bir gaz odası ütopyasıdır.
Ethem, Mehmet, Abdullah, Mustafa, Medeni, Ali İsmail, Ahmet ve Hasan Ferit’e atfedelim bu yazımızı. Onların sırtında yükseliyoruz.
Onlara bir ütopya borcumuz var!