Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ender Helvacıoğlu

Atalarımızdan ‘sıcak sonbahar’ mesajları

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

Kırkından sonra azanı teneşir paklarmış. Peki, ellisinden sonra köşe yazarı olanı ne paklar bunu da gazetemizin yöneticileri düşünsün…

Dediler ki, haftada bir yazacaksın. Ben de dedim ki: “Bilim-milim yazmam. Zaten 20 yıldır bilim dergisi çıkarıyorum, burada politika yazacağım.” Ama haftalık devirle de güncel politika yazılmaz ki, hele bizimki gibi bir ülkede, hele “sıcak sonbahar”ın eşiğinde. Bırak haftada biri her gün yazsan bile, sabah yazdığın akşama kalmıyor. Teorik takılsan, onun da yeri burası değil.

O zaman ikisi arasında dengeli bir hat tutturmak gerek. Bu da kolay bir iş değil. Çünkü bu ikili, teori ve politika, düşman kardeştirler. Sürekli birbirlerini yerler. Politika teoriyi yediğinde, yenilgi kaçınılmaz. Teori politikayı yediğinde de yenilmiyorsun bile. Teorinin fazla kirlisinden de politikanın fazla temizinden de sakınmalı kısacası politika teorinin kurdu, teori politikanın freni olmamalı. Velhasıl aralarındaki diyalektiği bir tutturabilsek devrimi yapacağız ama beceremedik bir türlü… Aslında bu sorunun çözümü arazide sanırım günü de yaklaşmakta.

“Sıcak sonbahar” dedik. Aslında Türkiye’de sonbaharlar kendimi bildim bileli sıcak geçer ama bu yıl bir farklılık var. Bu yılın sıcaklığı yeni bir gücün siyaset arenasına abanmasından geliyor: Türkiye’nin emekçi halkı ve gençliği.

Bizim “tanrı”mız emekçi halktır. O evinde uyudu mu, bizde de bir laf ebeliği başlar. Söylediklerimizle eylediklerimiz arasındaki açı açılır da açılır. Öte yandan aramızdaki açı da büyür. Lafta bölünmek kolaydır, laf bölücüdür eylem ise birleştirici, yapıştırıcı… Ama tanrımız bir ayağa kalktı mı, zihnimiz tıkır tıkır işlemeye, elimiz kolumuz oynamaya başlar. Teorisyenimize bir cesaret gelir, derin sulara açılır çekinmeden. Pratisyenimiz uçar, halk dalgalarının üzerinde sörf yapar.

İşte böyle bir döneme giriyoruz, bir devrimci yükseliş dönemine ortamın sıcaklığının ve nabzımızın hızlı atmasının nedeni bu. Yakın tarihimizde belki de ilk kez lafımızı eyleyebilme, yani gerçek politika yapma fırsatı duruyor önümüzde. Politika güçle yapılır ötesi lafı güzaf. Yaz sıcağında sokaklara çıkmış, gündemi belirlemiş, iktidara korku salmış bir halkla giriyoruz yeni döneme. Politikayı iştahla yapmanın ve bunun araçlarını ivedilikle yaratmanın zamanıdır.

“Allah bilir ama kul da sezer” demiş ata(ana)larımız. Dinsel düşünce ile bilimsel düşünce arasındaki farkı ortaya koyan güzel bir söz. Her şeyin bilindiği yer öte dünyadır, saygılar selamlar olsun. Biz sezgiler dünyasında at koşturuyoruz. Bilinen ile bilinmeyenin sınırında eylemenin, yani keşfetmenin tadına varıyoruz. Bizim dünyamızda gök kubbenin altında henüz pek bir şey söylenmedi.

Halkın bastırıldığı koyu gericilik dönemlerinde ihtiyatlı ataların öne çıkması doğaldır. “Acele işe şeytan karışır” derler, “Ağır git ki yol alasın” derler, “Ayağını yorganına göre uzat” diye uyarırlar. Yüzyılların deneyiminden damıtılmış haklı uyarılardır bunlar.

Halkın ayağa kalktığı dönemlerde ise daha deli dolu atalara kulak verilebilir. Evdeki bulgura vurgu yapanlardan çok Dimyat’taki pirinci hedefleyenlere örneğin… Dimyat’taki pirinci evdeki bulgur yapma fırsatımız vardır çünkü. Kaldı ki, o evdeki bulgur da bir zamanlar Dimyat’taki pirinçti. Kolay kolay riske sokulamaması da bu yüzdendir. Bulgur-pirinç diyalektiği...

Bakın bu “çapulcu” atalar neler der: “Akacak kan damarda durmaz”, “Akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer”, “Belâsız bal olmaz”… Bu da bir Çin çapulcusundan: “Bin bıçak darbesi yemeyi göze alamayan imparatoru alaşağı edemez”… İhtiyatlılar 99 kere doğru, bir kere yanlıştır. Çapulcular ise 99 kere yanlış, bir kere doğru. Hangisinden devrim çıkar?

“Ayağın sığmayacağı yere baş sokulmaz” demiş atamız. Ama Tayyip’in de yakındığı gibi ayakların baş olduğu bir döneme girmiyor muyuz?

Yanılıyorsak, akılsız başın cezasını ayaklar çekecek, ne yapalım. Tersi de doğru: Ayarsız ayağın cezasını da başlar çekecek.

Ama ya tutarsa… Ayaklı-başlı yürürüz iktidara.

Ender Helvacıoğlu 'ın Son Yazıları