Ender Helvacıoğlu
Akıl, örgüt ve politika
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:02
Biz çapulcular veya genel anlamda sosyalistler ne kadar farkındayız bilmiyorum ama karşı taraf(lar) artık ağır ve bilinçli politika yapıyor. Eylül ayı ile birlikte Haziran’daki romantizmin sona erdiğini söyleyebiliriz. Haziran Ayaklanması ile Türkiye halkı ve biz, geri dönüşü olmayan bir adım attık ve durumun ciddiyetini kavramalıyız. Bir mahalleyi, bir meydanı, bir okulu korumakla uğraşmıyoruz sadece, konu Türkiye’dir, ülke iktidarıdır.
Türkiye’yi yönetme iddiasını kaybetmiş, kendi özgücüne ve devlet olanaklarına dayanarak halkına savaş açmış, iç savaş dahil her türlü yangını göze almış, utanmadan yalana dolana başvuran, iktidar süresini başka bir biçimde uzatma şansını yitirmiş, yani ipini koparmış, gözü dönmüş bir hükümetle karşı karşıyayız. Üstelik bu hükümet dış politikada da aynı saldırgan çizgiyi izliyor. Boyuna posuna bakmadan komşu topraklarda iç savaş örgütlüyor, komşularının içişlerine karışıyor, savaş kışkırtıcılığı yapıyor. Emperyalist taşeronculuğunda kraldan çok kralcı. Ülkeyi, tamiri çok zor sonuçlar doğurabilecek maceralara sürüklüyor.
Kısacası AKP hükümeti -ulusal ve uluslararası düzlemde- bir suç makinesine dönüşmüştür. Ancak suç işleyerek ayakta kalabilir.
İdeolojik hegemonyasını ve inandırıcılığını yitirmiş, elinde “zor”dan başka aracı kalmamış, dolayısıyla zayıf ama bir o kadar da tehlikeli bir iktidarla mücadele ediyoruz. Tek şansları var: Halkı sindirmek ve İslami-faşist bir rejim kurmak. İktidarını her yolu deneyerek korumaya kararlı, her türlü tuzağı kurabilecek bir iktidar vardır karşımızda. Bu, birincisi.
Öte yandan sistemin iç ve dış sahipleri de bu durumun farkında ve düzeni restore edecek yeni seçenekler üretilmeye başlandı bile. Toplum mühendisliğinin giderek hız kazanacağını tespit edebiliriz.
AKP bir zamanlar kartalken onunla iktidarı paylaşmış bazı kesimlerin, aynı kaderi paylaşmamak ve hatta yeni roller edinebilmek için hükümetle ve hükümetin başı ile araya sınırlar koymaya başladığını görüyoruz. Örnek vermek gerekirse: Gül ve Gülen.
AKP’nin düzen içi muhaliflerinde de bu partinin -yine bir zamanlar kartalken- başarıyla uyguladığı rollere taze bir aktör olarak soyunma, kendisini sistem sahiplerine beğendirme çabası görülüyor.
Yani çürümüş AKP iktidarından uzaklaşanlarla AKP’lileşen muhalifleri bir noktada buluşturarak yeni bir seçenek üretme girişimleri ile karşı karşıya kalabiliriz yakın dönemde. Henüz net değil belki ama böylesi seçeneklerin bir yerlerde yavaş yavaş ısıtıldığını tespit etmek gerekiyor.
Bu toplum mühendisleri AKP hükümetine karşı kabaran öfkeyi ve halk hareketini yedeklerine almayı da hedefleyeceklerdir. Bir yandan yeni seçeneğin tabanını genişletmek için destekler gibi yapacak, diğer yandan hareketi kendi denetimlerine almaya, farklı bir seçenek üretme potansiyeli taşıyan düzen dışı unsurları tecrit etmeye çalışacaklardır. Açık söyleyelim: Bu, halk hareketine el koyma harekatı olacaktır aynı zamanda. Bu da ikincisi.
Yani tehlike bir değil, iki. Birincisi halkı ezmekten ve sindirmekten başka çaresi kalmamış, dış maceralara teşne bir iktidar ikincisi de iktidarın başarısız olma ihtimalinde devreye sokulmak için ısıtılan yeni düzen seçenekleri. Bu iki tehlikeyi de dikkate alan bir mücadele örgütlenmelidir kısacası.
O halde: Sadece militanlık yetmez, akıl da gerekir. Sadece eylem yetmez, örgüt de gerekir. Sadece teori yetmez, politika da gerekir. Sadece muhalefet yetmez, iktidarı ufka almak da gerekir. Ve bütün bunlar için de güç gerekir! Bu tehlikeleri bertaraf edebilecek, en azından bertaraf etmeye girişebilecek çapta bir güç.
Ne demek istediğimizi -yanlış anlaşılmayı da göze alarak- açıklamaya çalışalım. İktidar ,hareketi kendi zeminine çekmeye, kendi istediği bir mücadele tarzına yöneltmeye, hareketi gençler ile polisin çatışması sınırı içinde tutmaya çalışabilir. Halk kitleleri ile devrimci gençler arasına kamalar sokmaya ve bu amaçla tertipler düzenlemeye girişebilir. Bütün bunları deneyecektir. Öte yandan düzen içi seçenekler üretmeye çalışan odaklar, hareketi yedeklemek amacıyla, “nerede hareket orada bereket” mantığını yaymaya ve bu hedefle sırt sıvazlamaya girişebilir. Bütün bu tuzaklı yollarda, politik ustalığa sahip akıllı bir örgütle yürünebilir ancak.
Müthiş bir halkımız ve gençliğimiz var. Bu güç, her türlü tuzağı ve provokasyonu ortaya çıkarmak ve alt etmek için bulunmaz bir manivela.
Akıl, örgüt ve politika… Bunların altı kalın kalın çizilmelidir bugün.
Eylemde ve militanlıkta bir sorun yok. Sorun, akıllı bir örgütün sağlam bir politik hatla devreye girmesi ve süreci yönetmesi. Ve Haziran ile birlikte ortaya çıkan muazzam gücü örgütleyip doğru hedeflere yöneltebilecek siyasal araçları yaratabilmesi.
Eylül, arada derede geçebilir. Ama Ekim’de ve kış aylarında bu yolda adım atmak gerekiyor.
Şunu bilelim: Romantizm bitti, Türkiye siyaset arenasının gerçekleri karşımızda. Ve biz de o arenadayız, istesek de istemesek de. Aslında, ne mutlu bize! Tehlikeler fırsat demektir çünkü…