Çağdaş Gökbel
Türkiye’nin Amerikancılardan, NATO’culardan ve halk düşmanlarından acilen kurtulması gerekiyor
Yayın Tarihi: 06.01.2026 , 00:14 Güncelleme Tarihi: 09.01.2026 , 16:12
Roma senatosu tarafından bir kişinin halk düşmanı (hostis) ilan edilmesi ne anlama geliyordu? Bu oldukça tehlikeli ve ucu adeta bir kılıç gibi keskin olan yasa, cumhuriyetin en büyük alametlerinden biriydi ve cumhuriyet yıkıldıktan sonra da bir imparatora karşı da kullanılabildi. Bu tür bir karar, senatonun nihai iradesini gösteriyordu. Böylesi bir kararla karşı karşıya kalan ve ülkeye ihanet eden birisinin tüm vatandaşlık hakları elinden alınırdı. Elbette vatandaşlık-yurttaşlık hakkı elinden alınan birisinin en temel haklarına ilişkin koruma halesi de doğal olarak ortadan kalkardı. Kısacası bu kişinin mallarına el konur ve yaşama hakkı elinden alınırdı.
Halk düşmanı ilan edilen birinin, yurttaşlar tarafından görüldüğü yerde yakalanması ya da yetkililere ihbar edilmesi bir yurttaşlık ödeviydi. İşte ancak böylesi bir yasa yüreklere korku salabiliyor ya da imparator Nero’yu tahtından indirebiliyordu. Öyleyse zorbaların kendisine örnek aldığı bu Roma mucizesinden devrimcilerin de öğreneceği çok şey vardır. Fransız Devriminin aydınlık yüzleri, cumhuriyetin erdemlerinden ve yasalarından çok şey öğrendi. Bir kez halk düşmanı ilan edilen bir kişinin, yurt toprakları üzerinde kaçıp saklanabileceği bir yer yoktur...
Yeni bir kolonyalizm çağına tanıklık ediyoruz. Tüm kusurlarına rağmen işleyen ve 1945 sonrasında inşa edilen uluslararası hukuk düzeni artık tamamıyla ilga edildi. Elbette bu bir günde gerçekleştirilmedi. Soğuk Savaş döneminde en büyük düşman Sovyetler Birliği geri adım atmaya zorlandıkça, askeri terör rejimi adımlarını daha cüretkar atmaya başladı. Napalm bombalarının atılmasından hatta Kore Yarımadasında nükleer silah kullanılmasının teklifine kadar, terör rejimi SSCB’nin varlığına rağmen akla hayale gelmeyecek kıyımlar planladı ve nükleer saldırı dışında her seçeneği mazlum halkların üzerinde test etti. Asya kıtasında milyonlarca komünist ideolojik soykırımdan geçirildi. Elbette devrimi hayal eden ama komünistlikle alakası dahi olmayan yoksullar da bu kıyımdan nasibini aldı. Dünya "komünizm vebasından" arınıyordu. Gerçekte olan ise adım adım halkların kontrol altına alınmasıydı. Şimdi, SSCB’nin olmadığı bir dünyada artık tüm frenler ortadan kalktı. Amerika’daki sağ akımlara göre, bu günlere gelmek için geç bile kalınmıştı. Bu doğru olabilir, komünizm ya da Bolşevizm korkusu terör rejimi sahiplerini öylesine esir almıştı ki şimdilerde Trump’ın yaptığı gibi cüretkar davranamamışlardı.
Bugün, Trump’ın takındığı tüm tutum bize Nazizmin gerçekte doğduğu yerin Amerika olduğunu açık bir biçimde gösteriyor. Almanya’da olanlar, ABD’de icat edilenin Bolşevizm hayaletine karşı kullanılmasından ibrettir. Nazilerin hukuk düzenini, Amerika’daki ırk temelli yasalardan alması tesadüf değildir. Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı'ndaki en büyük propaganda yüzü, tankları adeta bir kuklacı gibi oynattığı iddia edilen general George S. Patton, safkan bir antikomünistti. Almanlarla savaşmanın büyük bir hata olduğunu düşünecek kadar ileri gidiyordu. Savaş biter bitmez elde kalan Alman kuvveti ve subaylarıyla yayılan ve genişleyen komünizm tehdidine karşı savaşmayı planlıyordu. Bu eğilimi Patton’un kişisel maceracılığına indirgemek çok büyük bir hata olur. Patton ile benzer endişeleri paylaşan bir kişi daha vardı Winston Churchill. Churchill, daha savaş bitmemişken kurmay takımına Sovyetler Birliği’ne askeri saldırı planları hazırlatmıştı. ABD’nin askeri ve siyasi eliti böylesi bir maceracılığı sakıncalı buldu ve Nazi subaylarını Patton gibi değil ama NATO ve CİA aracılığıyla soğuk savaşta kullanmak üzere ölümden kurtardı. Toplama kamplarındaki mazlum insanları gördüğünde büyük asker George S. Patton, onlarla empati kurmak yerine onlardan tiksinmişti. Medeni ve temiz Almanlar dururken ülkesinin tüm bu pis, bir deri bir kemik kalmış vahşi insanları neden kurtardığını idrak edemiyordu. Patton’un Nazi kodları ağır basıyordu ve ideolojik heyecanını frenlemeyi başaramıyordu. Erkenci öten bu horozun başı şüpheli bir kazada uçuruldu. ABD ise tüm bu çılgınlıklara karşıymış gibi görünse de Patton’un yoluna çıkmak için başka tali yolları kullanmayı tercih etti. Bugün, artık o yolun başarılı olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu başarıyı SSCB’nin tarih sahnesinden silinmesi olarak değerlendirmeliyiz. Yoksa henüz tüm dünyayı esir alamadılar. Şimdi bunu gerçekleştirmek üzere saldırıya geçiyorlar.
Venezuela lideri Nicolás Maduro’nun esir alınma biçimi tüm dünya halklarına açık bir mesaj içeriyor. Bu mesaj sadece Latin Amerika ülkeleri ile sınırlı değil. ABD’de yönetimi ele geçiren Nazi kliği, Adolf Hitler’in hayalini paylaşıyor. Yani tüm dünya halklarının köleleştirilmesi. Benzer bir hayalin kaynağı, çok öykündükleri Roma İmparatorluğu. Bu yüzden Maduro’yu tıpkı Galya’nın mağlup kralı gibi New York sokaklarında gezdirdiler. Muhtemelen Trump kendisini Sezar gibi görüyor. Halkları kuşatmak, ekonomilerini çökertmek ve onları açlıkla dize getirmek tam da Sezar gibi kana susamış sömürgenlerin yapacağı türden işler. Her şerde bir hayır vardır derler. Nicolás Maduro’nun dünya kamuoyunda paylaşılan fotoğrafları yoksulların katında istenilen propaganda etkisini doğurmuyor. Tersine yoksulların katında öfke ve tiksinti katlanarak artıyor. İnsanlar gelen saldırının ciddiyetini, medya denen yüksek teknolojili zihin iğfal şebekelerinin varlığına rağmen idrak ediyor. Ve herkes birbirine dönüp: “Şimdi, sıradaki kim?” diye soruyor. Bu soruyla alay eden yüksek eğitimli teknokratlarımıza cevabı Trump veriyor: Meksika, Küba, Kolombiya, Grönland! Bunu duyan eğitimli ve Amerikancı güzide insanlarımız geride kalır mı? Özgür Demirtaş, Kanada, Meksika, Venezuela ve Kolombiya, ABD’nin dört yeni eyaleti oluversin diyor ve X’teki paylaşımını bir süre sonra siliyor. Neyse ki ekran görüntüleri alındı ve bu açık halk düşmanlığı belgelenmiş oldu.
ABD’nin Venezuela hamlesi, tüm rezilliklerin aniden ortaya dökülmesiyle sonuçlandı. Artık ehemmiyet vermedikleri propaganda makinesine taş kaçıyor ve makine gürültüler çıkarmaya başlıyor. Özgürlüklerin biricik temsilcisi olduğunu iddia eden AB, bu konuda yaptığı açıklamayla uluslararası hukuka ne kadar saygılı olduğunu gösteriyor. Aslında ayyuka çıkan şey, komünist partileri bir bir yasaklayan ve bunu bir özgürleşme hamlesi olarak pazarlamaya çalışan AB’nin Nazifikasyon sürecini hızla tamamlamaya yaklaşmasıdır. İlke yok, yasa yok ve elbette ahlak yok.
Türkiye’de de NATO ve ABD sevdalıları televizyonlara dolduruldu. Venezuela üzerine uzun bir ihtisas geçmişi olduğunu söyleyen ve Halt TV’de konuşan İbrahim Kahveci, Venezuela’nın Chavez’den itibaren takip ettiği politikalarla ülkenin orta sınıfını nasıl kemirdiğini, insan kaynağının nasıl uçup gittiğini ve koca ülkenin nasıl çöktüğünü yine en bilmiş uzman edasıyla savundu. Amerikancılığın örtülüsü ya da örtüsüzü yok! Bir insanın eline doğrudan silah almıyor oluşu, onun ateş etmediği anlamına gelmiyor. Her dakika televizyonlardan zihinlerimize ateş ediyorlar! A-Haber’den kaçtığını düşünen zavallı muhaliflerimiz kendilerini doluya tutulurken buluyor. Venezuela uzmanı Kahveci, neden ülkeye uygulanan ABD ambargosundan bahsetmiyor? Neden Chavez’in geldiği günden beri ABD’nin işlediği tüm suçları ağzına almıyor. Enflasyonun ve yoksulluğun sebebini Bolivarcılığa bağlayan İbrahim Kahveci’ye cevabı yapay zeka versin. Gerçekten bu türden bir alçalma haliyle insanın uğraşası dahi gelmiyor. Televizyonlara doldurulan tüm bu halk düşmanı koro, Venezuela’nın altınlarına ve tüm varlığına haydut ABD ve müttefikleri tarafından el konulduğunu bir kez olsun dillerine dahi almıyorlar. Sözcü TV’de ise emperyalist saldırı altında inim inim inleyen ülkenin nasıl bu kadar kainat güzeli çıkardığına akıl sır erdirilemiyordu. İşte muhalif ahaliye layık görülen ucubelik bu!
“Venezuela'nın altınlarına ve yurt dışı varlıklarına el konulması süreci, özellikle 2019 yılının başından itibaren Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere gibi ülkelerin Juan Guaidó'yu "geçici başkan" olarak tanımasıyla hız kazanmıştır.
Bu süreçteki kritik tarihler ve olaylar şöyledir:
- Altın Rezervleri (İngiltere): Venezuela Merkez Bankası'nın İngiltere Merkez Bankası (Bank of England) nezdindeki yaklaşık 1 milyar dolar değerindeki (31 ton) altın rezervine erişimi, Ocak 2019'da İngiltere hükümetinin Maduro'yu meşru başkan olarak tanımayı bırakmasıyla engellenmiştir. Bu konudaki hukuk mücadelesi yıllarca sürmüştür.
- ABD Varlıkları ve CITGO: ABD hükümeti, 28 Ocak 2019 tarihinde Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA'ya yaptırım uygulayarak şirketin ABD'deki tüm varlıklarını ve banka hesaplarını dondurmuştur. Bu kapsamda PDVSA'nın ABD'deki iştiraki olan rafineri devi CITGO'nun gelirlerine el konulmuş ve bu kaynakların yönetimi Guaidó yönetimine devredilmiştir.
- Kapsamlı Varlık Dondurma: Ağustos 2019'da dönemin ABD Başkanı Donald Trump, bir icra emri çıkararak Venezuela hükümetinin ABD'deki tüm mal varlığını tamamen dondurmuştur.
Bu el koyma ve dondurma işlemleri, Venezuela'da Nicolas Maduro hükümetini ekonomik olarak izole etme ve siyasi bir değişim zorlama stratejisinin parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”
Yapay zekaya bile başvurduğunuzda emperyalistlerin televizyonlara çıkardığı profesyonel katillerden daha doğru bilgi alabiliyorsunuz. Tabii bu henüz böyle. Yapay zekanın başına da bir Özgür Demirtaş bulur geçirirlerse bilginin yönü ideolojik biçimde değişecektir. Böylece mazlumlar kolaylıkla zalim olabilir. Artık açık Amerikancılık yapanları "halk düşmanı" ilan etmenin ve teşhir etmenin zamanıdır. Aksi takdirde hep birlikte sıramızın gelmesini bekleyeceğiz. Dilimizdeki o özgün sözle ifade edecek olursak, kurbanlık koyun gibi sıramızı beklemeye hiç niyetimiz yok. Türkiye’deki rejimin tüm zorbalığına rağmen, emperyalist bir ülkenin gelip ülkemize müdahale etmesini isteyecek kadar alçalmadık ve halk düşmanı olmadık. Kendimden örnek verecek olursam; Selçuk Bayraktar ile davalık olmam ve onun zenginliğini sorgulamam başka bir mesele, emperyalist ülkelere gelin bu işi çözün demek başka bir mesele. Yurtseverler gücünü yoksul halktan alır ve başka hiçbir güce dayanmaz. İktidarla dişe diş kavga edebilir, hapse düşebilir hatta idam da edilebiliriz. Bir kişinin adına bu tür konularda fikir beyan etmek tehlikelidir ama akla hayale gelmeyecek nedenlerle tutuklanan Enver Aysever’i bu noktada hatırlatmam gerekiyor. İktidarla ne yaşanırsa yaşansın, ülkemizin düşünen ve sorgulayan insanları asla ülkemize birilerinin hele hele emperyalistlerin müdahale etmesini istemez. Türkiye’nin önündeki en büyük sınav, NATO üyeliği ve ABD üsleridir. İktidar sahiplerine karşı mücadelemiz, bu işgal güçlerinin ülkemizden çıkmasına dönüktür. Türkiye, derhal NATO’dan çıkmalıdır. Aksi takdirde emperyalist bir müdahalede güzel ülkemizin işi daha zordur.
Ülkenin savaş sanayisini kritik bir biçimde elinde tutan Selçuk Bayraktar’ın ABD savaş gemisinde neden gülümseyerek poz verdiğini ise elbette soracak ve sorgulayacağız. Tüm bu siyasi kavga ve sorgulamalar haydut bir ülkenin gelip ülkemizi işgal etmesi için değildir. Tersine, Türkiye’nin bu haydutlara karşı daha güçlü olabilmesi için bu siyasi iradeye ihtiyacımız var. Yazıyı bitirmeden bir not da Rusya ve Çin’den ülkemize havadis ulaştıranlara olsun. Burada da maalesef propagandanın aptalcı yönleri etrafımızı kuşatıyor. Bu ülkelerde yaşayan ya da bağları olan insanlar da koro halinde bu ülkelerin nasıl güçlü, nasıl kudretli olduğunu aktarıp duruyor. Tüm bu gürültüde bu ülkelerin gerçek yüzleri maskeleniyor. Benzer anlayışla gazetecilik yapan Avrupa’da tonla insan var. Onlara haklı olarak kızarken, Çin hakkında neden kof propaganda tüketmek zorunda bırakılıyoruz. Bize görev ve sorumluluk olarak biçilen şeyler, Rusya ve Çin’den havadis bildiren insanlar için geçerli değil midir? Bizler AB’ye hele ki şu ortamda açık açı Nazi diye seslenirken yoksa enayi miyiz? Onlar kadar akıllı mı değiliz? Çin’in ekonomik olarak AB ve ABD’ye bağlı olduğunu bilmeyen yok. Bu bağ sanıldığının aksine çok güçlü ve belki de Çin’in en büyük kabusu mevcut küresel düzenin yıkılması olabilir. Bunu anlatması gerekenler, elbette bir zahmet bu konuda yetkin olduğunu söyleyenler. Yoksa geriye kalan tek şey "En büyük Putin, başka büyük yok!" edebiyatından öte bir şey değil. İrlanda cennet diye pazarlanırken, bu gazetede yine bu sütunlarda ülkedeki evsizlerden, yoksullardan ve kamusal hizmetlerin rezilliğinden açık açık bahsettik. Öyleyse bizim alnımız açık, başımız dik.
Başa dönecek olursak. Fransa’da devrim, işgalci güçler tarafından tehdit edilirken ve feodalizmin askerleri Paris’e dayanırken devrimciler cumhuriyetin erdemli ışığını takip etti. Halk düşmanları yakalandı ve adalete teslim edildi. Öyleyse Türkiye’de de yapılması gerken şey açıktır. Emperyalizme sınırsız güç vehmedenlerin ve mazlum halklar aleyhine çalışanların halk düşmanı ilan edilmesidir! Roma’nın çözümü oldukça işlevseldir. Zira halk düşmanları sadece mallarını kaybetmez, ortak hafızada yaşama hakkını da kaybeder. Tüm bu çirkin insanları hafızalarımızdan silelim.