Çağdaş Gökbel
Ermeni Soykırımını İrlanda Meclisi tanımalı mı?
Yayın Tarihi: 28.07.2025 , 23:56 Güncelleme Tarihi: 29.07.2025 , 14:16
Geçtiğimiz hafta çarşamba günü, Kardan Önce İnsan (People Before Profit) hareketinden Dublin Milletvekili Paul Murphy, X hesabı üzerinden ilginç bir açıklama yaptı.1 Murphy, yaptığı açıklamada: İrlanda meclisinin Osmanlı’nın işlemiş olduğu "Ermeni soykırımını" kabul etmesi ve tartışması gerektiğini ve bunun için gerekli olan tüm girişimleri yapacağını duyurdu. Dünyada bir sürü sorun varken, hali hazırda Gazze’de süren soykırım sona ermemişken ve sorumlular hesap vermek için adalet karşısına çıkarılmamışken nereden çıktı bir anda bu Ermeni soykırımı meselesi?
İrlanda’nın sorunları ve İrlanda işçi sınıfının sıkıntıları katmerlenirken, insan böyle bir açıklamayla karşılaştığında küçük bir şok yaşamıyor değil. Mevzu Anadolu’daki Ermeni halkının yaşadığı acıları görmezden gelmek ve sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmak da değil. Bu konuda bir "Türk" konuşmaya başladığında sanki insanlığa karşı girişilen tüm cinayet eylemlerini onaylıyormuş gibi bir yaftalamaya girişmek yanlış. Fikirleri ve tarihsel tartışmaları kimlikler üzerinden okumayı alışkanlık haline getirmiş liberal sosyalist solun anlayamayacağı ve kavrayamayacağı genişlikte tartışmalar bunlar. I. Dünya savaşına ‘soykırım’ çerçevesinden bir kere bakmaya başladığınızda sökülen ipliğin ucunun nereye varacağı belli değil. Burada imparatorlukların çöktüğü ve halkların emperyalist kışkırtmalar yüzünden birbirine acımasızca saldırdığı organize bir cinayet girişiminden söz ediyoruz. Bu girişimi ilk gören ve mahkûm eden kişi Lenin’in ta kendisidir. Ne gariptir ki Lenin’in yolundan yürüdüğünü iddia eden popülistler tarihi gerçekleri kenara iterek doğrudan hükümler vermekte acele etmektedir.
Tüm bu karmaşaya, geçmişin acı dolu kapışmalarına dönmemize sebep olan şey Türkiye’nin geriye gidişidir. Oysa Osmanlı’dan hesap soracak tek millet Ermeniler değildir. Osmanlı’dan ve onun maceradan maceraya koşmaya hevesli askeri bürokrasisinden hesap soracak kocaman bir yoksul Osmanlı tebaası vardır. Elbette bu topluluğun en başında askerlik ve serflik dışında yaşama imkânı bulamayan Türk milleti yer almaktadır. Türk milletinin Osmanlı ile olan hesaplaşması tamamlanmış ya da kapanmış bir hesaplaşma değildir. Devrim tam da bu hesaplaşmayı gerçekleştirmek için yapılmış, geçmişle olan kopuşu sağlamlaştırmak için saltanatı ortadan kaldırmıştır. Avrupalı kibri tam burada devreye giriyor. Doğulu adamın devrim yapabileceğine, cumhuriyet gibi erdemli ilkelerin peşinden sürüklenebileceğine bir türlü ikna olamıyor. Bunda maalesef sömürgeci ana akım düşüncenin büyük bir etkisi var. Doğu halklarına biçilen paye ya Avrupa emperyalizminin askeri olmak ya da üretim gücü için köle olmaktır. Kürt, Türk, Ermeni ya da başka bir halkın kültürel sorunları çok da umurlarında değildir. Evet, buna sosyalist kimliği taşıdığını iddia edenler dahildir. Paul Murphy, iyi konuşuyor, hoş konuşuyor ama boş konuşuyor. 1915’te yaşananların tek sorumlusunu Osmanlı olarak görmek ya da tariflemek tarihi gerçekleri görmezden gelmektir. İrlanda’nın, Avrupa Birliği içindeki en büyük ortağı kimdir? Doğal olarak Almanya. Almanya, yıkılmaya yüz tutmuş Osmanlı imparatorluğunu esir almıştır. Evet, komplekse girmeden açıkça söyleyelim Osmanlı adeta Almanya’nın müstemlekesi konumundadır. Osmanlı’nın modern askeri sistemi inşa etmesinde kilit aktördür. Bazı Alman tarihçilerin dürüst biçimde ifade ettikleri gibi, Ermenilerin yurtlarından sürgün edilmesinin askeri planlarını da büyük oranda Alman askeri bürokrasisi hazırlamıştır. Öyleyse basit adi bir suçtan söz etmediğimize, soykırımdan söz ettiğimize göre işin ucu Almanya’ya kadar uzanmaktadır. Ancak ne hikmetse bu konuda Almanların payı görmezden gelinmekte tek kelime dahi edilmemektedir. Anadolu’da gerçekleşen acı trajedilerin sorumlusunu gerçekten bulmak istiyor muyuz? Öyleyse bugün yaşananlara bakacağız. Bugün, halklara karşı soykırımlara ve savaşlara kim girişiyor? Irak, Suriye, Libya ve Filistin’de olanların sorumlusu kim? Gelibolu’da ölen gencecik insanların ölümlerinin hesabını Winston Churchill ve onun bugün temsil ettiği kralcılık yalakası İngiliz hükümetinden sorabiliyor muyuz? Tüm bu defterler açılırsa eğer, elbette Osmanlı İmparatorluğu’nun işlemiş olduğu suçların defteri de açılmalı. İnsanlığa karşı girişilen tüm suçları soruşturabilecek devrimci irade, bilimsel tarihsel akıl ortaya çıktığında ve önce varsıllık ve yoksulluk belasını başımızdan def ettikten sonra elbette halkları birbirine düşman eden gerçekler konuşulmalı ve halklar arasında barış sağlanmalıdır…
Almanların bu konudaki sorumluluklarını bir kenara bırakırsak; itilaf devletlerinin Anadolu’yu parçalama planlarına, Türklerin ve Kürtlerin azınlık kabul edilemeyecekleri bir bölgede Ermenistan devleti kurma girişimlerini bir kışkırtma olarak kabul etmeyecek miyiz? Avrupalı akıl burada da devreye girip bunun bir resmi tarih paranoyası olduğunu yumurtlayabilir. Oysa Yunanların büyük bir kışkırtmayla Ege’ye çıkmasını nasıl açıklayacağız? Anadolu’da yaşayan Müslüman ahali büyük bir işgal, yağma ve talan korkusuyla karşı karşıyadır ve bu korku hiçte temelsiz bir paranoya değildir. Savaşın sonunda İngilizlerin başını çektiği yağmacılar Anadolu’yu kendi akıllarınca çoktan parsellemiştir bile. Kurtuluş Savaşı’nın bir şekilde örgütlenebilmesinde yaşama dair bu hakiki gerçekler yatmaktadır. Elbette popülist milletvekili ağzına bu emperyalist işgali ve halkları birbirine düşman eden o dahiyane projeleri almamaktadır.
Şimdi, gelelim bu tartışmalardaki son perdeye. Türkiye’nin İrlanda konsolosluğunun internet sitesine girdim ve Paul Murphy’nin açıklamalarına ilişkin bir tepki verilmiş mi diye kontrol ettim. Bu konuya dair herhangi bir açıklama en azından ben bu yazıyı kaleme aldığım sıralarda göremedim. Türkiye dışişleri paradigma değişiminin belli ki kurbanı olmaktadır. Koca konsolosluğun ki tek işi İrlanda olan bir konsolosluktan bahsediyoruz böyle bir açıklamayı görmezden gelmesi inanılmaz bir durum. Aynı durum Türkiye’deki medya kuruluşları için de geçerli ancak onların yurt dışında muhabir istihdam edecek takatleri kalmadı. Medyanın rezil bir bok çukuruna dönüştüğünü kabul ettik zaten. Elçiliğin nasıl oluyor da böyle bir konuyu görmezden geldiğini akıl çerçevesinde anlamlandırmak zor görünüyor. Belki de açıklama yapılmaması hayırlara vesiledir. Çünkü, yeni rejimin ki kendisini Osmanlı ile özdeşleştiren ve tersine bir ivme ile Cumhuriyetten uzaklaşan bir kafanın yapacağı açıklamanın Anadolu’da yaşayan yoksul insanlara ne kadar katkısı olabilir bilemiyorum. Zira o açıklama şöyle bir açıklama olmayacak: “Dublin Milletvekili Paul Murphy’nin Ermeni soykırımına ilişkin açıklamaları Osmanlı ile tüm tarihsel ilişkilerini kesmiş ve o dönemle hesaplaşan cumhuriyetimizi bağlamamaktadır. Bu açıklamaların bugün ne Ermenistan da yaşayan yoksul Ermenilere ne de Anadolu’da yaşayan halklara herhangi bir katkısı vardır.”
Elbette değişen bir rejimin ve giderek meşruiyetini Osmanlı’dan alan bir rejimin dışişlerinin böyle bir açıklama yapması mümkün değil. Öyleyse uyaralım! Türkiye’nin geriye gidişinin bedeli çok ağırdır. Dünya yeni bir paylaşım kavgasının içerisindeyken büyüme rüyalarına kapılan ve cumhuriyetin erdemlerinden uzaklaşan bir ülkenin karşılaşacağı felaketler büyüktür. Paul Murphy, öncelikle İngiltere’nin büyük kıtlık döneminde İrlanda’da uyguladığı politikaları soykırım olarak gündeme getirme cesaretini göstermelidir. Emperyalizmden hesap sorulmadan halklara karşı girişilen tüm cinayet ve soykırımlardan hesap sorulamaz. Ayrıca bizim de Osmanlı’dan soracağımız hesap maalesef yarım kalmıştır. Saltanat ve ailesinin yine İngilizler tarafından kaçırılması ve buna yeterli mukavemet gösterilmemesi bizim açımızdan kabul edilemez. Fransa, kendi kralını işgalci güçlere yardımdan nasıl yargıladıysa bizler de kendi Padişahımızı ve onun sülalesini işgalci güçlere yardım ve yataklıktan yargılayabilmeliydik. O çok sert, çok diktatör diye yaftaladıkları devrim maalesef hiç arzu etmeyeceğimiz kadar yumuşak ve zayıf tamamlanmış bu da tarihsel kopuşun tam olarak gerçekleşememesi felaketi ile sonuçlanmıştır. Ordularını tek kurşun atmadan Sarıkamış’ta öldürmüş bir imparatorluk layığıyla hesap vermeden tarih sahnesinden çekip gitmiştir. Cinayet tek taraflı değildir. Osmanlı oradan oraya sürüklediği Müslüman tebaasına karşı da büyük suçlar işlemiştir. Bugün o suçlarla yüzleşemediğimiz için Osmanlı’nın hayaletiyle boğuşmaktayız. Tarihin sarkacı bir kez daha hızla salınıyor ve eğer geriye gidişi durduramazsak Türkiye, şerefsiz Osmanlıya dönüşün bedelini çok ağır bir biçimde ödeyebilir.
- 1
“We should recognise the Armenian genocide. We've submitted a joint motion to do just that. Have a listen why this is more important than ever now”. https://x.com/paulmurphy_TD/status/1948058335065907456 (Erişim Tarihi: 28.07.2025)