Çağdaş Gökbel
Devlet, vatan, uyuşturucu
Yayın Tarihi: 08.11.2021 , 23:54 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Yıllar önce Antalya Konyaaltı kitap fuarında genç bir gazeteci olarak ABC gazetesi adına röportaj yapmak için Erol Mütercimleri bekliyordum. O sıralar meşhur kokain kaçakçısı/ tüccarı Pablo Esbobar’ın hayatını konu edinen ve Netflix’te yayınlanan ‘Narcos’ dizisinin popülerliği devam ediyordu.
Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ‘Eymür’ röportajında okuduğumuz gibi vatan sevdalısı teröristler uyuşturucu işini çok seviyordu. Sözde ASALA terörüne diz çöktürmüşlerdi, kocaman bir ulus, bir müptezeller sürüsü tarafından kurtarıldığına inandırıldı. Şimdi, her şeyin başladığı noktaya, ABD’nin soğuk savaş operasyonlarına dönelim. İki kitap bence burada oldukça önemli. Biri Amerikalı gazeteci Mark Bowden’in yazdığı ‘Pablo'yu Öldürmek (Killing Pablo)’ ve diğeri Talat Turhan ve Orhan Gökdemir’in yazdığı ‘Eymür’ isimli kitaplar.


Uyuşturucu baronları, Komünizmle savaş kılıfı adı altında toplumlara zerk edilen bir zehirdi. Emperyalistlerin altında ezilen uluslar sistemin bir gereği olarak fakirdi ve fakir insanlar bu zengin uyuşturucu baronlarının etki alanına çok çabuk girdi. Vatanı kızıl tehlikeden kurtaracak olan serdengeçtiler kadın ve uyuşturucu ticaretinin uzmanı olup çıktılar. Eymür’ün röportajında geçtiği üzere Çatlı parayı nereden bulacaktı? Farklı coğrafyalarda farklı kültürlerin içerisinde yazılan bu kitapların kesişim noktası azımsanacak gibi değil. Çünkü ABD’nin soğuk savaş stratejisinin temel ayakları aynı taktikler üzerine inşa ediliyordu. Kolombiya’nın modern tarihi önemli bir kırılma noktasından geçmişti. O noktada duran kişinin adı Fidel Alejandro Castro Ruz’du. Ülkede ABD desteğiyle başlayan suikast terörü, Castro’nun arkadaşlarının tasfiye edilmesiyle sonuçlandı. Ardından ülke yıllar boyunca derin acıların ve kültürel çürümenin tutsağı oldu. Bu tarihi merak edenler Bowden’in kitabını okuyabilir. Küba bugün Koronavirüs aşısı üretirken Kolombiya’nın hâlâ kokainle uğraşıyor olması oldukça acı. Narcos dizisini incelediğim makalede ise Castro’nun rolüne ağırlık verdiğim için hakemler tarafından eleştirildiğimi hatırlıyorum. Soğuk savaş refleksidir, okuduğumuz an mesajın ne olduğunu anlarız. Türkiye’de benzer bir terör dalgasının kurbanı olmuş ve en temiz, namuslu çocuklarını teröristlerin iddiasına göre vatan, devlet ve millet uğruna katletmiştir. Vatan dedikleri azgın sömürü, sınırsız bir uyuşukluk ve vahşi bir barbarlık üzerine inşa edildi. Okurun bildiği şeylere tekrar tekrar vurgu yapmayacağım.
Geçtiğimiz gün Dublin’de Garda Síochána’nın yaptığı operasyonda yaklaşık 350.000 € değerinde esrar ele geçirildi. Bu işi yapanlar İrlanda’ya nasıl gelmişlerdi? Dil okuluyla. Nereden? Türkiye’den. İki kuzen Oğuzhan Altuntaş (30) ve Burak Gürel (29) kafa kafaya vermiş böyle bir işe yelken açmışlar. Bahsi geçen uyuşturucu Altuntaş’ın yatağının altında bulunmuş (toplam 58 kg). Böylece bir kez daha ulusumuz ve milletimizle gurur duymuş olduk. Bitirim ikili haftaya tekrar mahkemeye çıkacaklar. Her ikisi de kefaretle serbest kalabilir (Altuntaş için 30.000 € ve Gürel için 10.000 €).
Eymür’e dönecek olursak, röportajında sürekli olarak namuslu ve dürüst insanın az bulunduğuna dikkat çekmiş. Ülkenin tüm yurtsever ve namuslu gençlerini acımasızca işkenceden geçiren ve yok eden bir suçlu bunu söylüyor. Türkiye’nin geldiği nokta her anlamda utanç verici. Bir ülkede solu kazımaya çalıştığınızda olacağı budur. Tüm lağım kapaklarını açar ve toplumu pis bir suyla yıkarsınız.
İşi bilenler istasyonlarını kolay yoldan para kazanarak (uyuşturucu ticareti üzerinden) kuruyorlar. Bu yüzden çanlar artık İrlanda için çalıyor olabilir. Yakalanan miktar göz önüne alındığında soruşturma derinlikli yürütülmez, zanlılar kefaletle serbest kalırsa geçmiş olsun. Ondan sonra Dublin sokaklarında rahat yürüyemiyoruz diye hayıflanmaya devam ederiz.
Mark Bowden ya da Orhan Gökdemir; tüm zorluklara rağmen gerçeği yazan gazetecilerin hepimize vermek istediği ortak bir mesaj var. Eğer onurlu bir ulus olacak ve bu pisliği temizleyeceksek köklü bir değişikliğe ve devrime ihtiyacımız var. Bu öyle bir devrim olmalı ki bir daha asla Haluk Kırcı gibi katiller televizyon ekranlarından kendilerini aklamaya cüret edemesin.