Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Belma Nur Kartal

Sinan’ı Kim Delirtti? BELMA NUR KARTAL (Samsun)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Sevgili okurlarım,

Sakın bir delilik yapıp da düzeni bozmaya kalkmayın, beni de delirtmeyin. Bu memlekette düzeni bozmak kadar tehlikeli bir delilik ve bir o kadar da cezası ağır suç yoktur. Bütün kötülüklerin başıdır kurulu düzeni bozmak. Hele bir de itinayla kurulan bu düzeni örgütlü biçimde bozmaya çalışırsanız, Marmara çırası gibi yanarsınız da memleketin bütün itfaiyeleri gelse sizi kurtaramaz... Ayaklar baş, başlar ayak olmasın diye yazılır yasalar, kesilir cezalar işler coplar...(bkz. RTE: "Ayaklar baş olursa kıyamet kopar" )

Ve sonrası, "Mapusun içinde mermerden direk/ kimimiz onbeşlik, kimimiz kürek..."

Hapishanelere kapatılır ve dönüştürülürsünüz, tabii tıkır tıkır işleyen düzene çomak sokanlar ya da sokmaya teşebbüs edenler kolayına iflah olmayacağından bu uyumsuzların hapishanelerde dönüşmesi uzuuun yıllar alır. Bu uyumsuz ruhluların bir kısmı da tımarhanede uyum kursuna alınır ki, dışarıdakiler kendilerini akıllı sansınlar. Modern devlet, delilik derecesine göre 'hasta ruhları' kurumlarıyla terbiye edip 'normalleştirme'ye çalışır. Kışlalar, okullar, üniversiteler, evler, evlilikler sömürü, tahakküm ve korku krallıklarında sizi denetler, kapatır ve kuşatır. Her şey 'normal' olmanız içindir. Delilik suçu ortadan kaldıran bir neden olsa da kişinin 'ruh'u, deli olduğunda da rahat bırakılmaz. İtiraz edip, ayakken baş olmaya kalkarak bu ne biçim düzen derseniz deli de olsanız kurtulamazsınız. Dışarıdaysanız içeri, içerideyseniz dışarı atılırsınız. Tıpkı bizim Sinan Danışmaz gibi...

Sinan Danışmaz, 25 yıl hizmet ettiği polislikten 1999'da emekli olduktan sonra Samsun'a yerleşip,"İtirazım var bu zalim kadere/ feleğin cilvesine, hayatın sillesine, dertlerin cümlesine" şarkısını söylemeye kalktığı günden beri başına gelmeyen kalmadı. Ne demiş Konfiçyus "Yolları ayrı olanlar birbirine danışmaz." Sinan Danışmaz da 25 yıllık polislikten sonra artık kimseye danışmıyor, söz konusu özgürlük ve adaletse hiçbir şey teferruat değildir deyip kendisini kuşatan ve kapatan her şeye evde, sokakta, içeride ve dışarıda itiraz ediyordu.

Ben, onun örgütçülüğüne, depresyon tedavisi aldığım bir dönemde psikiyatri servisinin önünde sıramı beklerken tanık olmuştum ilk kez. Muayene odasından, yara gibi gülümsemesiyle "Sen bir sahtekarsın!" diyerek çıkan bu mağrur adam, gayet düzgün bir üslupla danışmadaki görevli personelden muayene ücretini geri istiyordu. "Efendim, doktorunuz beni dinlemedi ve muayene etmedi. Ücretimi iade eder misiniz?" Görevli ücreti geri iade etmekte direnince bu kez, " Sağlık sisteminiz böyle işlemiyor mu? Hastalar müşteri, sağlık hizmetleri de paralıysa bu müşteri ücretini verdiği hizmeti alamadı kardeşim!" Ben ve diğer rahatsızlar, öylesine etkilenmiştik ki tavrından, kendisine dayanışma duygularımızı sunmuş ve görevli de aldığı ücreti geri ödemek zorunda kalmıştı. Sonrasında bize dönüp, "Arkadaşlar, bizi ilaçlarıyla uyuşturup uyutuyorlar, bu bir çılgınlık! Sizi uyutanlara itiraz edin!" demişti. Hastaların alkışları arasında giderken o, ben de hastaneyi terketmiştim.

Sinan, bundan tam iki ay önce yeniden çıktı karşıma. Bu kez bir gazete kupüründe... "Samsun'da önceki akşam eşi ile tartışan emekli polis memuru Sinan Danışmaz, eşinin şikayeti üzerine götürüldüğü Gazi Polis Merkezi'nde polisler tarafından darp edildiği, kendisine sinkaf ve hakaretlerde bulunulduğu iddiası ile önce Cumhuriyet Başsavcılığı'na, ardından da İçişleri Bakanlığı'na şikayette bulundu." Götürüldüğü ve sabah 04.00'e kadar tutulduğu Gazi Karakolu'nda görevli polislere ifadesinin neden alınmadığını soran Sinan, sivil bir polisle bir karakol bekçisi tarafından elleri kelepçeli olduğu halde darp edilmiş, küfür ve hakarete uğramıştı. Kendisi de emekli bir polis olan Sinan, en çok da meslektaşlarından yediği dayağa içerlemişti. Sonrasında götürüldüğü Adli Tıp&acutetan aldığı darp edildiğine dair raporla birlikte savcının talimatıyla serbest bırakılmış ve polislerden şikayetçi olmuştu.

Polisliği bırakıp emekli olduktan sonra sürekli psikolojik tedavi gören Sinan'ın 'normal'lerle olan davası karakolda yediği dayakla bitmedi. Yine manşetlerdeydi ve yine davacıydı. Bu kez, Sağlık Bakanlığı ile İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı'na başvuran Sinan, temmuz ayında duygu bozukluğu, depresif nöbet ve şizofren tanılarıyla bir an önce 'normalleştirilmek' üzere Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne yatırılır. Bir süre sonra kendisi gibi dönüştürülmek üzere dışarıdan içeri atılan diğer 'uyumsuz'ların abisi olur. Artık Sinan'ın dedikleri emir gibidir. Uyumsuzları toplar başına ve onlara hasta haklarını anlatır, bilinçlendirir, angaryaya hayır demeyi öğretir. Çünkü, hastanede personel yetersizliğinden temizlik ve bulaşık işleri hastalara yaptırılıyor, onların içinden idareyle hastalar arasında iletişim kuracak bir başkan bulunuyor, her yemekten sonra bir ya da iki hasta temizlik için serviste kalıyordu. Emek sömürüsü ve angarya son bulmalıydı.

Bir gün koğuşu topladı yine etrafında. "Arkadaşlar, bu görev sizin değil, yasalarda böyle bir şey var mı?" diye sorunca bütün koğuş, "Hayııır!.." diyerek ayağa kalktı. Ne olduysa ondan sonra oldu. Hastalar artık personele yardım etmiyor, "Yasalarda bu yok" diye çıkışıyorlardı...
Personelden biri, " Siz delirdiniz mi? Kim sizi örgütlüyor böyle?" diyecek oldu hastalar hep birlikte, "İşinize gelmedi mi deli dimi?" diyerek posta koydular. Uyumsuzlara bir hal olmuş, hastanede düzen bozulmuş, huzur kalmamıştı. Yoksa ilaçlarını zamanında almıyorlar mıydı?

Bu direniş, Sinan'ın biletinin kesildiği güne kadar devam eder. 21 Temmuz günü, hasta başkanı, personele yardım etmek için iki kişiyi görevlendirir. Hastalardan biri buna itiraz eder ve kavga başlar. Çıkan kavgada Başkan, süpürgeyle tartıştığı hastanın başına vurarak burnunun kanamasına neden olur. Hastanenin ağır abisi Sinan, hemen olaya müdahale edip yaralanan hastayı acile götürerek tedavi ettirir, başkan da hücreye atılır.

Olaydan bir gün sonra doktor, Sinan'ı çağırır, "Sen burada hastaları örgütlüyormuşsun. Bu nedenle talimat verildi. Seni taburcu ediyorum" der ve 10 dakika içinde işlemlerini yapıp, Sinan'ı yüzündeki yara gibi gülümsemesiyle hastaneden atarlar. Hastalar arasından Başkan seçildiğini bilmediğini söyleyen Başhekime kalırsa, Sinan hastaları örgütlediği için değil, diğer hastaların huzurunu bozduğu gerekçesiyle içeriden dışarı atılmıştır.

Dışarı çıkmak istemeyen Sinan'a kalırsa, hastaneden kovulmuştur. Sağlık Bakanlığı ile İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı'na verdiği şikayet dilekçesinde şöyle der Sinan: "Ruh sağlığıyla ilgili yasası bile olmayan devletimizin sosyal yapısı, Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde suistimale uğratılmıştır. Duygu bozukluğu, depresif nöbet ve şizofren tanıları ile yatan bir hastanın saçma ve yasal dayanağı olmayan suçlamalarla zoraki taburcu edilmesi insan haklarına aykırıdır. Doktorum ve ilgili başhekim hakkında yasal işlem yapılmasını istiyorum."

Sevgili okurlarım, örgütçü Sinan kuşatma ve kapatma düzeninin hüküm sürdüğü her yerde olduğu gibi düzeni bozduğu için cezalandırıldı ve dışarı atıldı. O şimdi aramızda... Siz de içerideyseniz dışarı, dışarıdaysanız içeri atılmamak için akıllı olun, canımı yiyin. Delirtmeyin beni!..

"Camlarına vururken batan güneşin rengi/Radyoda ince saz söyler kalptekini
Ne ruhun esrarı ne aşkın kudreti /herkes öder gün gelir payına düşeni
Mahallenin afillisi, siyah meşinden ceketi/yara gibi gülümserdi ah Sinan abi.."

[email protected]

Belma Nur Kartal 'ın Son Yazıları